Felsefe hakkında her şey…

Simone de Beauvoir’ya göre aşk, iki gizli tehlike taşır…

06.06.2023
Simone de Beauvoir’ya göre aşk, iki gizli tehlike taşır…

Simone de Beauvoir, varoluşçu felsefenin önemli temsilcilerinden biridir. Ona göre hakiki ve anlamlı bir yaşamın ölçütü, doğru seçimler yapabilmektir.

Simone de Beauvoir’ya göre aşk oldukça karmaşık ve yönetilmesi zor bir yakınlık hissidir ve içinde iki büyük tehlike taşır. Şöyle ki aşk birlikte olunan kişiyi gözler önüne serilecek veya yanında taşınacak bir nesneye indirgeyebilir. Oysaki bir ilişki, sergiye çıkarılacak bir süs eşyasından veya başarılı bir kariyerden daha fazlası olarak ele alınmalıdır. Öte yandan, insanlar bağımsız varoluşlarını aşka teslim edebilirler. Böylece tamamlanmamış ya da parçalanmış olarak gördükleri kendilerini, ancak aşkın onarabileceği fikrine kapılırlar.

Hayali kahramanımız Ayşe’yi düşünelim. Ayşe yalnız bir kadındır. Her gün, yalnızca “mesai arkadaşlarına” özgü, samimiyetten yoksun ve zorlama bir nezaketle diyalog kurabildiği birkaç kişiyle birlikte çalışmak üzere işine gider. İşten sonra, mikrodalga fırında ısıtacağı tek kişilik hazır yemeğini yemek için evine geri döner ve üç kişilik koltuğunun bir köşesine tek başına oturur. Gece olunca dişlerini fırçalar, aynadaki yansımasını seyreder ve sonra her zamanki gibi, yatağının aynı tarafına kıvrılarak yatar. Ayşe’nin uyumadan önce gördüğü son şey ise kimsenin yatmadığı, bozulmamış çarşafla bezeli, yaklaşık bir metrelik bembeyaz bir boşluktur.

Sonra Ali ile tanışır Ayşe. Ali; karizmatik, zeki ve nazik bir adamdır. Ayşe ile Ali görüşmeye başlarlar ve çok geçmeden aralarında sıcak bir sevgi bağı oluşur. Bir gün Ayşe yatağının artık boş olmayan tarafına dönerek Ali’nin gözlerinin içine, bir aşk romanının tatlı yoğunluğuyla bakarken Ali’ye şöyle söyler:

“Ali, sana ihtiyacım var. Sensiz yaşamayı hayal dahi edemiyorum. Seninle birlikteyken kendimi tamamlanmış hissediyorum.”

Tabii Ayşe bunları söylerken, felsefi âlemin bir yerlerinde, Fransız filozof Simone de Beauvoir, onun bu sözleri karşısında onaylamaz bir tavırla dilini damağında şaklatarak başını iki yana sallıyordur…

İlgili konu: Simone de Beauvoir kimdir?

Simone de Beauvoir

Simone de Beauvoir

AŞK BİR HAFTA SONU ETKİNLİĞİ OLURSA…

Aşk tehlikeli bir şeydir ve çok dikkatli biçimde ele alınmayı gerektirir. Bugünün dünyasında bizlere sevginin her şey olduğu öğretiliyor. Çılgınca bir romantizm diyetiyle yaşamımızı sürdürüyoruz ve “gerçek aşk”ı saplantı hâline getirmiş bir popüler kültür dünyasında bu yoğunluğa boğuluyoruz. Aşkın ne olduğunu ve ne işe yaradığını ise çok nadir zamanlarda biraz duraksayarak etrafımıza anlamak isteyen gözlerle bakıp değerlendirebiliyoruz.

Ancak Simone de Beauvoir kendini bu aşk sarmalından çıkarmayı başarmış ve duraksayıp aşkın ne olduğu üzerine düşünmek için kendine zaman ayırmıştır. Bu bağlamda Simone de Beauvoir aşkı, iki tuzak arasına gerili bir ipin üzerinde yürümek olarak yorumlamıştır.

Bir yanda otoriter, denetçi ve sahiplenmiş “aşkımız” vardır. De Beauvoir’ya göre erkekler “kendi” kadınlarına (gerçi bu elbette herhangi bir kadın olabilir) genellikle bu aşk anlayışıyla yaklaşırlar. Bu insanlar için aşk bir tür ’tir. Hayatı düzene sokabilmek için gerekli bir parçadır. Bir eşle birlikte olmak muhakkak güzel bir şeydir; fakat eş, erkekler için herhangi bir işe yaramak veya sosyal hayatı kolaylaştırmak üzere yalnızca ikincil dereceden bir konuma sahiptir. Bu tür insanlar eşlerinden ayakları yere sağlam basan bir bağlılık beklerken “egemen özne” olarak kendi bağımsızlıklarını koruma amacını güderler. Onlar için aşk içine girilen, yakalanılan bir şey değildir; aşk daha ziyade, sonsuza kadar bir dirsek mesafesinde tutulması gereken ve hatta belki de hiç önemi bulunmayan bir şey’dir.

Bu tür bir ilişkide, aşk için gereken saygıdan yoksun olan her şey benlik ve kibir ile ilgilidir. Bu aşk, yalnızca bir mülkiyet ilişkisidir.

aşk, sevgi, sevgililer, merdivende oturan sevgililer, öpüşen sevgililer

AŞK HAYATTAKİ HER ŞEY OLURSA…

Bir başka sorunlu aşk biçimi de yıpratıcı fedakârlıklarla yüklü aşktır. Bu, birisinin kendini tamamen eşine teslim ettiği veya aşkına bir nevi tapınarak yaşadığı aşk türüdür. Bu tür bir aşk, kişiliğinizin bir başkası karşısında tamamen yeni bir dizi tutum ve inanca yönlendirilmesini gerektirir. Burada kişinin benliği, ilişkisi tarafından belirlenir. De Beauvoir, bunun çoğunlukla erkek-kadın çiftinin kadını için geçerli olduğunu söyleyerek bu durumu “erkeğin gözünde kadının kendini bulduğu hâl” olarak tanımlamıştır.

Makalenin girişinde bahsettiğimiz varsayımsal hikâyemizde Ayşe, kendini tamamlanmamış hissettiği için Ali ile bir ilişkiye başlamıştı. Ayşe’nin Ali’ye hitaben kullandığı “Beni tamamlıyorsun” ifadesi çok tehlikelidir; çünkü bu, Ayşe’nin kendisi olmaktan vazgeçtiği anlamına gelmektedir. Kendinden vazgeçerek yaşanan aşk, kişinin bağımsız karar verebilme yetisini elinden alır ve bunun yerine kişiyi başka birinin hayatının güdümüne sokar. Böylece kendinden vazgeçenler, yalnızca eşlerinin istediği bir hayatı yaşayacak duruma geleceklerdir. Örneğin yıpratıcı fedakârlığa düşmüş âşık, yaşamı boyunca çevresinde yalnızca birkaç arkadaşını ve ailesini görecektir.

De Beauvoir hakikatli ve anlamlı bir yaşamın bireyin tercih yapıp yapamadığıyla ölçülebileceğini savunan bir varoluşçudur. İnsan kendine yürüyebileceği bir yol seçebilen varlıktır. Bir kişinin yaptığı veya düşündüğü her şey, öncesinde bir başkasının eleğinden geçiyorsa o kişi kendi yolunu seçemiyor demektir. Bu da onun artık bir birey değil, başkasına muhtaç bir varlık olduğunu gösterir. Bu kişiler kendilerini birey olmaktan çıkararak bir nesne hâline dönüştürürler.

AŞKIN EN İYİ HÂLİ

De Beauvoir’a göre aşk ne tahakküm ne de ayrışmadır. Bu bir ortaklık sürecidir. Birini seviyorsanız onu her şeyden bağımsız bir bütün olarak seversiniz. Sevdiğinizi, onu yönlendirilebildiğiniz kadar veya size yanınıza ne kadar yakıştığını dikkate alarak sevmezsiniz. Bir insanı, ileride neler olabileceğini ya da neler olması gerektiğini düşünerek de sevmezsiniz. Aynı şekilde, aşk, hayatınızdaki sorunları çözmek için kullanabileceğiniz bir araç da değildir. Bu nedenle bazı insanlar son derece yanlış biçimde aşkı tek çıkış yolu olarak kabullenip aşka ulaşamayınca kendilerini kırılmış, eksilmiş veya sonsuza dek mutsuz hissederler.

Hakiki aşk, birbirinin değerini bilme, birbirine minnet duyma ve birbirini anlama ile mümkündür. Hakiki aşk, kontrol etmek değil, fedakârlıkta bulunmak değil, iki eşit ve bağımsız insan olarak varolabilmektir. Diğerinin bizatihi bağımsız bir birey olduğunu kabul etmektir. Aşk, asla sevgiliyi şekillendirmeye veya kontrol etmeye çalışmadan, onun için en iyisini bulmaya çalışmaktır.

Antoine de Saint-Exupery’nin dediği gibi:

“Aşk; birbirine doğru bakmak değil, birlikte, aynı yöne doğru bakmaktır.”

 


Bu makale Sosyolog Ömer Yıldırım tarafından www.felsefe.gen.tr için, Jonny Thomson’ın “The 2 pitfalls of love, according to Simone de Beauvoir” isimli makalesinden Türkçeye çevrilip derlenerek hazırlanmıştır. Alıntılanması durumunda kaynak gösterilmesi, ahlaklıca olanıdır.

Kaynak Metnin Yazarı: Jonny Thomson, Oxford Üniversitesinde felsefe öğretmenliği yapmaktadır.

Çeviri ve Derleme: Sosyolog Ömer YILDIRIM

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...