Millet Kavramı ve Milliyetçilik Düşüncesi

felsefe Nedir

Millet” ve “milliyetçilik” kavramlarının Batı dillerindeki karşılığı, Latince “natio” sözcüğünden türemiş “nation” ve “nationalism(e)”dir. Roma’da yabancıları adlandırmak için kullanılan “natio”, olumsuz ve küçük düşürücü bir anlama sahipti.

Orta Çağ’da kullanılan “nation” sözcüğü ise bir anlam kaymasına uğrayarak üniversitelere gelen öğrenci gruplarını ifade etmek için kullanılır. Örneğin Paris Üniversitesi’nde dört milletin varlığından söz edilir: “şerefli” Fransa milleti, “sadık” Picardie milleti, “saygıdeğer” Normandiya milleti ve “sabırlı ve yiğit” Cermen milleti. Görüldüğü gibi “millet” kavramı, bu dönemde olumsuz ve küçük düşürücü anlamından sıyrılmıştır.

XIII. yüzyılda ise “millet” kavramı yeni bir anlam kazanır: Üniversitelerde aynı görüşü paylaşan öğrenci topluluklarını ifade etmek için kullanılır. Böylece “nation” kavramı, düşünsel-siyasi bir içerik kazanmış olur.

XVI. yüzyılda İngiltere’de ise “nation” kavramı, elitle birlikte ülke nüfusunu, yani “halk”ı da ifade etmek için kullanılır. Halk, önceleri küçümsenen, aşağı sınıfları anlatmak için kullanılan bir ifadeyken, milletin halkla özdeş kullanımı, halkın seçkin hâle gelmesi ve aşağılanmaktan kurtulmasının bir göstergesidir.

Nation” kavramının geçirdiği dönüşümlerden de anlaşılacağı gibi milletin siyasal bir özne olarak ortaya çıkması görece yeni bir durumdur. Arapça bir kelime olan “millet” kavramı da bugünkü anlamına uzun bir süreç sonunda, çeşitli dönüşümlere uğrayarak kavuşmuştur. Arapçada millet kavramının işaret ettiği topluluğun dinsel bir anlamı vardır. Nitekim Osmanlı İmparatorluğu’ndaki “millet sistemi” de dini inançlar ölçüt alınarak oluşturulmuştur. Millet sisteminin, Balkanlar’da ortaya çıkan milliyetçilik hareketleriyle işlevini kaybetmesinden sonra, Türkçede “millet” sözcüğü bugünkü modern anlamına yakın bir içeriğe kavuşmuştur. Cumhuriyetin ikinci on yılından itibaren ise milletin taşıdığı dinsel çağrışımlardan kurtulmak amacıyla “ulus” kavramı tercih edilmiştir.

Görüldüğü gibi gerek “nation” gerekse “millet” kavramları oldukça eski kavramlar olmakla birlikte günümüzde sahip oldukları modern anlamlarına ancak yakın bir geçmişte kavuşmuşlardır.

Siyasal bir hareket olarak milliyetçiliğin kökenlerinin Fransız Devrimi’nde bulunduğunu yukarıda belirtmiştik. Avrupa kıtasında yaygınlaşması ise, Fransız Devrimi’nin fikirlerini kılıçla yayan Napoléon Bonaparte (1769-1821) savaşlarıyla olmuştur. Daha önceki derslerimizde de gördüğümüz gibi Fransız Devrimi’yle birlikte feodal bağlar çözülmeye başlamıştır. Bu yeni dönemde Rousseau’nun fikirlerinin etkisi daha fazla hissedilir olmuştur. Rousseau, yönetici-yönetilen ilişkilerini “genel irade” kavramı etrafında yeniden kurgulamasıyla milliyetçi düşüncenin önemli kalemlerinden, hatta kurucu yazarlarından biri olarak kabul edilir. Yine daha önce gördüğümüz gibi Rousseau, milletin tek bir hükümdarın kişiliğinde ya da yönetici sınıfta somutlanmasını reddetmiş ve “millet” ile “halk” kavramlarını özdeşleştirmiştir. Bu özdeşleştirme, Fransız Devrimi’nin temel ilkesi olurken, milliyetçilik düşüncesinin de gelişimine önemli bir katkı sağlamıştır.

Napoléon’un önderliğinde milliyetçilik militarizmle iç içe geçmiştir. Milliyetçilik, bir Fransız asker ve devlet adamı olan Napoléon’un işgal ettiği bölgelerde hızla yayılmıştır. Avrupa’nın Napoléon tarafından işgal edilen topraklarında, feodal kalıntılar temizlenmiş fakat buna paralel olarak Rusya’dan İspanya’ya, İtalya’dan Almanya’ya kadar geniş bir bölgede sert tepkiler ortaya çıkmıştır. Napoléon, İtalya ve Almanya’da parçalanmış toprakları birleştirerek milletleşmenin koşullarını hazırlamış, aynı zamanda sebep olduğu öfkeyle milliyetçiliğin ihtiyaç duyduğu “öteki”nin yaratılmasını da kolaylaştırmıştır.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*