Kolektif Bilinç Nedir?

felsefe Nedir

Durkheim erken dönem çalışmalarında, ortak inancın (kolektif bilincin) güçlü olduğu sistemlerin, toplumun ilkel türlerindeki mekanik dayanışmayı karakterize ettiğini ifade eder.

İş bölümündeki ilerleyen artıştan ve böylece artan karşılıklı bağımlılıktan kaynaklanan organik dayanışmanın ise üyeleri topluma bağlamak için daha az ortak inanca ihtiyaç duyduğunu savunur.

Durkheim daha sonra bu görüşünü gözden geçirmiş ve bireyler çatışmacı ve kendinden başkasını düşünmeyen bir yığına dönüşmemişlerse, çok yüksek oranda organik dayanışmanın olduğu sistemlerin bile ortak bir inanca, ortak bir kolektif bilince ihtiyaç duyduklarının altını çizer.

Durkheim kolektif bilinci ise şöyle tanımlar:

“Bir toplumu oluşturan üyelerin ortalamasında yaşayan inanç ve duyguların tümü, kendine özgü yaşamı olan belli bir dizge oluşturur; buna kolektif veya ortak bilinç denilebilir. […] Tanımı gereği, toplumun her yanında yaygın, dağılmış durumunda bulunur; ama kendi başına bir gerçekliği bulunduğunu gösteren özel nitelikleri de yok değildir. Gerçekten de ortak bilinç, bireylerin içinde bulundukları özel koşullardan bağımsızdır; bireyler geçici, o ise kalıcıdır. O kuzeyde de güneyde de, büyük kentlerde de küçüklerinde de, değişik mesleklerde de hep aynıdır. Aynı şekilde kuşaktan kuşağa da değişmez, tersine kuşakları birbirine bağlar. Görüldüğü gibi, bireylerde ortaya çıkmakla birlikte bireysel bilinçlerden apayrı bir şeydir. Toplumun ruhsal tipidir.”

Suç kavramı Durkheim’a göre toplumsal olarak tanımlanmalıdır. Kolektif bilinç hakkında yukarıda verilen açıklamalardan hareketle suç, Durkheim’a göre “kolektif bilincin güçlü ve belirli durumlarını inciten bir fiil/davranıştır. […] ‘Bir fiil suç olduğu için kolektif bilinci incitiyor’ demek yanlıştır; “kolektif bilinci incittiği için suçtur’ demek gerekir”*20.

Olgunluk döneminde Durkheim, ahlaki birliğin ancak toplumu oluşturan bütün bireylerin ortak bir sembolik temsiller manzumesine ve onları çevreleyen dünya hakkında ortak varsayımlara bağlı kaldıklarında sağlanabileceğinin farkına varmıştır. Bunlar olmadan, ilkel veya modern her toplumun bozulmaya ve yok olmaya mahkûm olduğunu savunmuştur.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*