Hellenistik Dönemde Yunan Kültürü

felsefe Nedir

Platon ve Aristoteles kendi dönemlerinde devletle ilgili kaygılarını dile getiren eserler yazmakta haklıydılar. Çünkü Aristoteles’ten sonra Yunan ordusu Makedonya’nın ünlü kralı II. Philippos tarafından bozguna uğratılınca (İÖ 339), polisler de özerk yönetimlerini yitirmeye başladılar.

Yunan tarihi içinde bir dönüm noktası olan bu devreyi Platon çok önce sezdiğinden kendi ideal devletini kaleme almış ve Yunan polislerinin yeniden yapılanması gerektiğini ima etmişti. Aristoteles için de polis, bir insanın mutlu bir yaşama sahip olabileceği tek yerdi. Ama onun zihninde hocası gibi bir ütopya hiçbir zaman olmadı; çünkü amacı sadece varolan düzeni elinden geldiğince korumaktı. Ne yazık ki, artık bunun için bile çok geçti.

Polislerin bağımsızlıklarını yitirmesi, kendi kendilerine yetmemeleri, başkalarına da ihtiyaç duymaları demekti. Bu yüzden Yunan tarihinde sosyo-kültürel anlamda nice değişiklikler yaşandı. Her şeyden önce Yunan kabuğunu kırdı ve dışa açıldı. Önceden dillerini anlamadığı için barbar dediği halklarla tanışmak ve kaynaşmak zorunda kaldı.

Polislerin yerine tek kişinin hâkimiyetinde daha geniş ve büyük siyasal oluşumlar yükselmeye başladı. Hellenistik dönemin en belirgin özelliği olan bu açılım, İskender’in Asya seferleriyle birlikte iyice pekişti. Yunan insanı bir yandan diğer halklara karşı kendisini üstün görme niteliğini yitirirken bir yandan da her bakımdan gelişkin kültürüyle yenilerde karıştığı toplumlarda hâkim bir rol üstlenmeyi başardı. Çünkü İskender’in İÖ 323’te hayatını kaybetmesinin ardından Doğu Akdeniz’de kurulan devletlerde söz sahibi artık Yunan kültürüydü.

Bu açılım her geçen gün daha da yayılarak devam etti ve Yunan özellikle Doğu kültürleriyle büyük bir kaynaşma sürecine girdi. Bu kaynaşma, Roma İmparatorluğu’nda doruk noktasına ulaşacak ve Hıristiyanlığın gün yüzüne çıkmasıyla birlikte tarih sahnesinden çekilip yerini yeni bir döneme bırakacaktı.

Yunan felsefesi de bu değişime ayak uydurmak zorundaydı. Platon’un metafizik felsefesiyle donatılan doğasını değiştirip daha çok ahlak alanına yöneldi. Aristoteles’in sosyal yaratığı ve politikanın ayrılmaz bir parçası olan insan için kapalı toplumsal yaşamın artık bir önemi kalmamıştı. Artık insan tek başınaydı. Ama ne olursa olsun sonuçta bir birey olarak kendini yeniden anlamlandırmalıydı.

Bu yüzden başka felsefelere ihtiyacı vardı. Kendisi için bir davranış felsefesi, kaynaştığı diğer insanlarla ilişkilerini ayarlayabilmek için de bir kardeşlik felsefesi arayışına girmeliydi. Böylece hem bir birey olarak kendi değerini belirlemeli ve bireyselciliğe yönelmeli, hem de artık siyasal bir yapının yurttaşı olmadığına göre, kendine yurttaşı olacağı daha geniş bir dünya belirlemeliydi, belki de artık tamamen dünya yurttaşı olduğunu düşünmeliydi.

İşte bu düşünsel arayışlar, Hellenistik dönemin büyük felsefe okullarının kurulumuna geniş bir zemin hazırladı ve Epikurosçu ve Stoacı okullar bu zeminin üzerinde yükselip Batı felsefesinin gelişimine özellikle felsefe terminolojisi açısından önemli eklemelerde bulundu. Bu iki okulun ana öğretileri sadece ahlak üzerine şekillendi. Doğa, evren, mantık ve siyasetle ilgili araştırmaları olduysa da, bu araştırmaların temel amacı yalnızca ahlak felsefelerinin gelişimine katkıda bulunmaktı.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*