Gramsci: Egemenlik (Hegamonya)

felsefe Nedir

Egemenlik (Hegemonya) daha önceden Lenin gibi Marksistlerce kullanılan demokratik bir devrimde işçi sınıfının önderliğini belirten bir kavramdı, fakat Gramsci tarafından Ortodoks Marksizm’in öngördüğü ‘kaçınılmaz’ sosyalist devrimin 20. yüzyıl başlarında niçin olmadığını açıklayan keskin bir analiz ile geliştirildi. Gramsci’ye göre hegemonya; eğitim, kilise, politik partiler, sendikalar, vb. gibi rızanın kaynağını oluşturan “özel kurumlar”a özerklik alanı tanıyan, dayanıklı ve bağımsız sivil topluma dayanmaktadır

Kapitalizm, öyle görünüyordu ki, her zaman olduğundan bile güçlü durumdaydı. Kapitalizm Gramsci’ye göre salt şiddet, siyasi ve ekonomik zor yoluyla değil aynı zamanda ideolojik olarak burjuva değerlerinin herkesin ‘ortak düşüncesi’ haline geldiği egemen kültür yoluyla da yönetiyordu. Böylece bir uzlaşma kültürü gelişiyor ve işçi sınıfındaki kişiler kendi iyiliklerini burjuvazinin iyiliğiyle özdeşleştiriyor, karşı çıkmak bir yana statüko-mevcut durumun devamına yardımcı oluyorlardı.

İşçi sınıfının kendi öz kültürünü geliştirmeye gereksinimi vardı. Böylece burjuva değerlerinin toplum için ‘doğal’ ya da ‘normal’ değerleri temsil ettiği kanısı yıkılacak ve ezilen ve aydın sınıfları proleterya davasına çekecekti. Lenin’e göre kültür siyasi amaçlara ‘yardımcı’ idi, ancak Gramsci için iktidarın temeliydi ve ilk olarak kültürel egemenlik elde edilmeliydi. Gramsci’nin görüşüne göre, modern koşullarda kazanmak isteyen sınıf, entelektüel ve ahlaki önderliği ele almalı, değişik güçlerle ittifak ve uzlaşmalar gerçekleştirmek için kendi dar ‘ekonomik-toplu’ çıkarlarının ötesinde davranmalıydı. O, bu sosyal güçlerin birliğine Georges Sorel’den aldığı bir terimle ‘tarihsel blok’ dedi. Bu blok belli bir sosyal düzen için rızanın altyapısını oluşturur. Baskın sınıfın kurumlar, sosyal ilişkiler ve düşünceler bağı yoluyla egemenliğini (hegemonyasını) yeniden ve yeniden üretir. Gramsci, altyapı ilişkilerini sürdüren ve parçalayan bir üstyapının önemini vurgulayan bir kuram geliştirdi.

Gramsci Batı’da burjuva kültürel değerlerinin Hıristiyanlıkla bağı olduğunu belirtti, bu nedenle egemen kültüre karşı polemiklerinin çoğu dini norm ve değerlere ilişkindi. İnsanların bilinçlerindeki Roma Katolikliği gücü ve Kilisenin eğitilmişlerin dini ile daha az eğitilmişlerin arasında gittikçe büyüyen aşırı uçurumun giderilmesi için çabası onu etkilemişti. Rönesans hümanizmindeki dinin saf entelektüel eleştirisini Reformasyonun kitlelere yansıyan elementleriyle birleştirmenin Marksizmin görevi olduğuna inanıyordu. Gramsci’ye göre, Marksizm ancak halkın ruhani ihtiyaçlarını karşılarsa dinin yerini alabilecekti ve bunu başarmak için onların yaşadığı deneyimin ifadesi olarak dini tanımak zorundaydı.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*