Kaygının Neden Olduğu Bedensel (Somatoform) Bozukluklar Nelerdir?

Herhangi bir neden olmasa da kaygının neden olduğu bedensel (somotoform) bozukluklar yaşanabilmektedir.



Duygusal belirleyiciler bedensel hastalıkların oluşumunda etkilidir. Bu tarz bozukluklarda duyguların boşalımı açısından yollar kapanmış olduğundan, gerilim iç organlara yansır. Bu süreçte bilinçdışı rol oynamaktadır. Bu tür kişiler, hiçbir belirti olmamasına rağmen bedensel hastalıklardan yakınırlar. Hiçbir bedensel rahatsızlıkları olmamasına rağmen bu tür rahatsızlıklarda ortaya çıkan belirtilerle birlikte duygulara eşlik eden bedensel tepkiler abartılı olarak ortaya konulur.

Bedende görülen (Somatoform) bozukluklar arasında hipokondriyasis, konversiyon histeri, hiperkondriyasis ve psikojenik ağrı yer alır.



Hipokondriyasis

Kişinin beden fonksiyonlarıyla aşırı derecede ilgilenmesi ve iç organların işlevlerinde bozukluk veya hastalık olduğu konusunda mantık dışı inanışlara sahip olması durumu hipokondriyasis olarak adlandırılır. Hipokondriyasis, kişinin beden fonksiyonlarıyla aşırı derecede ilgilenerek iç organların işlevlerinde bozukluk veya hastalık olduğu konusundaki mantık dışı inanışlarıdır. Sağlık kuruluşlarına başvuran hastaların yaklaşık %4-6'sında bu tarz yakınmalar görülür. Kadınlar ve erkeklerde eşit oranda görülen bu durum erkeklerde en sık 30, kadınlarda ise 40 yaşlarında ortaya çıkar. Hipokondrik kişiler kendilerinde ciddi bir hastalık olduğuna dair kesin bir inançları vardır ve bu hastalığın iyileşme umudu yoktur. Hasta kişinin vücut fonksiyonlarına ve duyularına karşı doğuştan aşırı duyarlı olması ya da ve ağrı eşiğinin düşük olması mümkündür. Kabul edilemeyen suçluluk duygusu yüzünden kendini cezalandırmak isteyen birey bilinçdışı kaynaklı ağrı ve acı çekme hissi yaşayabilir. Bu aşamada etkilenen organın sembolik bir anlamı olabilir. Doktor muayenelerinde incelemelere rağmen fiziksel bir hastalık bulunamadığı görülür. Kişi doktorun hastalık bulunmadığı şeklindeki güvencesini kabul etmez. Freud'a göre hasta yer değiştirme savunma mekanizmasının bir sonucu olarak bilinçdışında çözemediği bir kaygıyı çözme adına vücudunda farklı bir bedensel hastalık oluşturmaktadır. Çünkü vücuttaki bir ağrı ile yüzleşmek, asıl kaygı veren durumla yüzleşmekten daha kolay olmaktadır. Kocasını kaybeden bir kadının aslında fiziksel bir temeli olmamasına rağmen sürekli olarak göğsünde ağrı hissetmesi bu duruma örnek olarak verilebilir. Davranışçı psikologlara göre ise hastalık dolayısıyla çevresinden ilgi gören bir kişi ilgiyi devam ettirmek için bu yola başvurmaktadır.



Hiperkondriyasis

Hipokondriyasisin tam tersi olarak görülen bu durumda kişiler, hastalık belirtileri yaşamalarına rağmen doktora gitmekten çekinirler. Birey kendisine bir şey olmayacağını düşünerek, ya da kendisi ile ilgi güçlü olma yönündeki benlik bilincini korumak ve hastalık ihtimalinin yarattığı kaygıdan kaçmak için tedaviyi reddeder. Bu tarz kişiler tedaviyi reddettiklerinden ciddi tedavi gerektiren kalp hastalığı, kanser, böbrek, karaciğer iltihaplanması gibi hastalıklardan ölürler. Belirtileri önemsememek, doktora gitme ve tedaviye başlama sürecini geciktirmektedir.

Konversiyon Histerisi

Bu tür bozukluğu olan bireyde fizyolojik ve nörolojik hiçbir neden olmadığı halde belirli duyu organlarında işlevsel yetersizlikler görülebilmektedir. Örneğin, kişide hiçbir bedensel bozukluk olmamasına karşın işitme kaybı oluşur ya da bedeninde felç durumları görülür. Evde kocası tarafından ağır hakaretlere maruz kalan kadın fiziksel hiçbir sıkıntısı olmamasına rağmen işitme yeteneğini yitirebilir. Kadın için ağır hakaretler duymak kaygı verici ve benliği yaralayıcı bir unsurdur. Kişi bu durumla baş etmek yerine, kaygı verici bir durumdan bilinçdışı olarak işlev kaybıyla kaçmayı tercih etmektedir. Freud böyle bireylerin davranış bozukluklarını konversiyen (biçim değiştirme) olarak adlandırmaktadır. Freud'a göre, bilinçdışındaki bu çatışma biçim değiştirerek kendini bedene yansıtmaktadır.

Psikojenik Ağrı

Konversiyon histerisine benzeyen psikojenik ağrıda farklılık işlev kaybı yerine bedenin herhangi bir yerinde devamlı ağıı ve acının oluşmasıdır. Ağrının fizyolojik ya da nörolojik bir sebebi bulunmamaktadır. Aynı şekilde yaşanan acı ve ağrı kaygıdan kaçış ya da çevreden gelebilecek ilginin ifadesi olabilmektedir.

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Psikolojiye Giriş" ve 2. Sınıf "Deneysel Psikoloji", 4. Sınıf "Sosyal Psikoloji" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Psikoloji Ders Kitapları ve MEB Liseler İçin Psikoloji Dersi Ders Kitapları