|
Friedrich Hegel
ve Kültür Felsefesi
Friedrich Hegel'in Kültür Felsefesi Anlayışı
Geist, kendisini kültür dünyasında
diyalektiğin üçlü hareketi gereğince, Sübjektif Geist (Öznel Tin),
Objektif Geist (Nesnel Tin) ve Mutlak Geist (Mutlak Tin) olarak açar.
Buna göre, subjektif Geist en alt düzeyinden en üst düzeyine kadar insan
ruhunu meydana getirir. Geist, kendisine yönelmiş özgür bir varlık,
kendisini bilip tanıyan bağımsız bir gerçeklik haline gelmek için,
doğadan yavaş yavaş sıyrılır. O, henüz gelişmemiş bir ruh halindedir ve
bu haliyle antropoloji biliminin araştırma ve inceleme konusu olur.
Ruhun henüz doğadan tümüyle sıyrılamadığı bu aşamada, ona karşılık gelen
kavrayış biçimi duyumdur. Ruh, daha sonraki aşamada 'duygu' ya da
hissetmeye geçer. Hissetmenin en gelişmiş ve tamamlanmış şekli 'kendini
hissetme'dir ve bu bilince giden bir ara basamaktır. Bilinç, böylelikle
duyum, algı ve anlayış aşamalarından geçerek kendini özgür bir Ben (Ruh,
Zihin) olarak tanır.
O, bundan sonra başka benleri de tanır ve kabul eder. Böylelikle, Geist
kendisini Nesnel Ruh olarak gerçekleştirir ve ortaya ahlaklılık ve
Devlet çıkar. Bu durum benin kendi içinde kalmaktan kurtularak genel
kurallara ve öznellikten nesnelliğe yükselmesi demektir. Böylece, herkes
için geçerli olan, herkesi kavrayan nesnel Ruh ortaya çıkmış olur. Tarih
dediğimiz şey, Hegel'e göre, halklarda beliren Ruhun gelişmesinden başka
bir şey değildir. Tarihin belli bir anında, belli bir halk, Ruhun
gelişmesini üzerine alır. Ruhun hukuk, devlet, ahlak ve tarih alanındaki
bu nesnelleşmesi boyunca kendine dönmesi, kendini tanıması, mutlak Ruhun
bilincine varması söz konusudur. Özel isteklerin, tutkuların ve
eğilimlerin alanında, herkes için geçerli nesnel ilkeleri ortaya
koyarak, onları hukuk, ahlak, devlet şeklinde kabul eden Ruh, bütün
koşullardan sıyrılarak kendini tanımaya, kendi özünü fark etmeye başlar.
Böylelikle, Mutlak Ruh haline gelir.
Mutlak Ruh da üç adımlı bir hareketle gerçekleşir. Onun birinci aşaması
sanat (tez), ikinci aşaması ise dindir (antitez). Buna karşın, onun
üçüncü aşaması felsefedir (sentez). Felsefe, Hegel'e göre, hem sanatın
hem de dinin aşılması ve onların içlerinde taşıdıkları hakikatin daha
üst bir düzeyde kavranmasıdır. Felsefe, Geist'ı, mutlak varlık olarak
kavrar ve onu hem maddi olmayan bir düşünce, hem de elle tutulup gözle
görülebilen bütün varlıkların birliği olarak kavrar.
|