Felsefe hakkında her şey…

Okumak bize gerçekten de yardımcı olabilir mi? Yoksa sadece kendimizi mi kandırıyoruz?

28.05.2023
481
Okumak bize gerçekten de yardımcı olabilir mi? Yoksa sadece kendimizi mi kandırıyoruz?

Mısır’ın Thebes (Teb) kentinde bulunan, tarihi milattan önce ikinci binyıla kadar uzanan ve bilinen en eski kütüphane olan Thebes Kütüphanesi’nin girişinde Latince yazılmış bir metin vardır: “ΨΥΧΗΣ ІΑΤΡΕΙΟΝ”. Bu söz İngilizce literatürde “Psyches Iatreion” olarak geçmektedir ve sözün Türkçe anlamı da “ruhun sağaldığı yer”dir.

Buradan da anlaşılacağı üzere okumanın sağaltıcı yönünün bulunduğu fikri günümüze ait yeni bir şey değildir. Bu konu bilinen en eski zamanından veri hem okurların hem de araştırmacıların ilgisini çekmeye devam etmiştir.

Tabii ki buradaki “okumak”tan kasıt kılavuza bakarak kamp çadırının nasıl kurulacağını okumak veya evdeki eşya kalabalığından kurtulmak için neler yapmamız gerektiğine dönük metinlere göz atmak değildir. Okumak, insan ruhu için merhem olabilecek, ruha çare sunabilecek kitapları okumaktır: kurgu, şiir, anlatı, anı…

Okuyarak duygusal arınma yaşama fikri içsel anlamda oldukça çekicidir. Ama bu işler gerçekten de böyle mi yürüyor? Yoksa merak, haz ve gündelik hayatın yükünden kurtulmak için mi, ya da salt sözcüklerin büyüsüne duyduğumuz hayranlıkta ötürü mü okuyoruz?

OKUMAK: KATARSİSE GİDEN YOL

George Saunders sanat hakkında şöyle yazmıştır:

“Sanatın en büyük tutkusu, alımlayıcı eyleme geçirmektir.”

Etkilendiği bir ilk kitap bulunmayan kaç okur vardır ki? Bu ister “Küçük Prens” gibi bir çocuk kitabı, ister gençlere hitap eden “Bülbülü Öldürmek” olsun, okurların etkilendikleri bir “ilk” illa ki vardır.

kitap okumak, okumak, kitap, gitar, kitap okuyan kadın, uzanarak kitap okumak, uzanarak kitap okuyan kadın

Romanlar okuru başka bir varoluşa doğru yola çıkarma ve dünyayı farklı bir bakış açısıyla görme gücüne ulaştırma yetisine sahiptir. Bazen hikâye, okuru büyüsü altına alır; bazen de ruhu etkileyen, dinginleştiren ve arındıran şey sadece düzyazının ahengi olur.

İnsanlar dünyayı şiir, tiyatro, destan gibi türlü sanatlar aracılığıyla taklit veya tasvir ederler. Aristoteles’e göre bu edim, insanları hayvanlardan ayıran, insana has bir yetidir.

Jerome Bruner 1987 senesinde yayımladığı bir makalesinde hem bilimlerin hem de sanatın “dünyayı dönüştürme” gücüne sahip olduğunu ve bunun da “aklın temel işlevi” olarak ortaya çıktığını savunmuştur. Ona göre biz sıradan insanlar olarak, hikâyelerimizi açığa çıkarmak için anlatının gücüne kapılıp gitmekteyiz. Sanki hayat gerçekten de apaçık bir anlatıya sahip üç perdelik bir oyunmuş gibi, yaşadığımız olayları anlamlandırmaya çalışırız.

OKUYUNCA NELER OLUYOR?

Okumak, hayatı anlamlandırabilmek için aradığımız yollardan biridir. Evrimsel psikoloji çalışan uzmanlara göre insan beyni tıpkı dili yaratıp kullanma becerisine sahip olduğu gibi “okumak için” de ayrı becerilere sahiptir. Okuma eylemi hem bilişsel hem de duygusal süreçleri birlikte çalıştırır.

Okumayı öğrenen çocuklar önce ayırt edebilmenin temellerini (sesleri çıkarmayı-harfleri tanımayı-ses birimlerini-sözcükleri) kavramalı ve bundan sonra bir metnin anlamını kavrama gibi üst düzey bilişsel becerilere geçmelidir.

Sözcüklerin duyguları birbirine bağlaması ve harekete geçirmesi, anlam oluşturmanın bir sonraki aşamasında yer alır. Bu duygularla oluşturulan anlam; korku (Frankenstein, Mary Shelley), aşk (Gurur ve Önyargı, Jane Austen), öfke (İğdiş Edilmiş Kadın, Germaine Greer) veya varoluşsal bunaltı (Yabancı, Albert Camus) olabilir.

Fakat soru şudur: Bütün bu süreçte neler oluyor? Veya Saunders’ın dediği gibi:

“Yazar nasıl okurun kanına girebilir, onun aklını çelebilir, onu teselli edebilir veya metni okuyanın dikkatini tamamen başka yöne nasıl yönlendirebilir?”

FARKLI FİKİRLER KENDİNİ NASIL OKUTUR?

Yeni bir dünya veya anlam oluşturma, doğrudan bilgi edinerek (örneğin, daha önce bahsettiğimiz gibi, bir kamp çadırının kurulum kılavuzunu okurken) veya dolaylı olarak, sosyal dünyayla, sanatla ve anlam yükleme yetilerimizle olan ilişkimiz aracılığıyla gerçekleşebilir.

Sanat eserleri düşünceye ve duyguya hitap eder. Edebiyatın bu “dolaylı tebliği”, okuyuculara sunduğu benzersiz olanaklardan ve faydalardan yalnızca bir tanesidir.

kitap okumak, okumak, kitap, kitap okuyan adam, uzanarak kitap okumak, uzanarak kitap okuyan adam

Anlam yaratma; yazar, metin ve okur arasında gerçekleşen bir alışveriştir; burada metinde sözcüklerle oluşturulmuş olan bütün ile okurun kendi yaşam tecrübesi ve eğilimleri tarafından şekillendirilen yorum arasındaki “açıklık” kritiktir. Bu nedenle diyebiliriz ki bir yazar elbette okuru eyleme geçirmeye çalışabilir; ancak okurun harekete geçip geçmeyeceği, kendi kişisel şartlarına ve tercihlere bağlıdır.

Kitapların ve karakterlerinin okurları nasıl etkilediğinin hararetli tartışmalarla eleştirildiği kitap kulüpleri yukarıdaki duruma çok iyi bir örnektir. Flannery O’Connor’ın dediği gibi:

“Yazar hangi konu hakkında yazacağını kendisi seçebilir; ama yazdığı şeyin kime, neyi yaşatabileceğini asla seçemez.”

Başka bir deyişle, bazı kitaplar her zaman bazı okurlara bir şeyler anlatacaktır. Ve aynı kitaplar bazı okurlara duygusuz gelecek, hatta onları bir kitap kulübüne katıldıklarına dahi pişman edecektir.

SİNİR BİLİMİNİN DE OKUMA HAKKINDA SÖYLEYECEKLERİ VAR

Virginia Woolf, kitaplardan “ruhun aynaları” olarak söz etmiştir. Günümüzün nöro-psikolojisi, gelişmiş beyin görüntüleme teknikleriyle Woolf’u destekler örneklere ulaşmıştır.

Bilim insanlarının gelişmiş görüntüleme teknikleriyle insan beyni üzerinde yaptıkları çalışmalarda, beynin belli bir bölgesini harekete geçiren bir duyguyu herhangi bir olay üzerinden dolaylı olarak deneyimleyen bireyin beyninde de aynı bölgelerin harekete geçtiği keşfedilmiştir.

İster ısırdığımız elmanın içindeki kurdu bütün olarak görelim veya yarısının artık orada olmadığını fark edelim, ister simüle edilmiş ve bize tiksinç gelecek bir olayın videosunu seyredelim, her durumda içimizde bir tiksinti hissederiz. Aynı korkuyu bir sanal gerçeklik simülasyonunda ip üzerinde yürürken de bir korku filmi seyrederken de veya kendimiz bizzat yüksek ve dar bir köprünün üzerinde yürüdüğümüzde de hissederiz ve bu korkuların beyindeki yansımaları aynı bölgelerde yaşanır. Ayna nöronlar, başka bir kişi esnediğinde, gülümsediğinde veya kaşlarını çattığında bizi esnemeye, gülümsemeye veya kaşlarımızı çatmaya sevk eder.

Bir kurmaca kitabın başkahramanı, kurmaca olay örgüsünün içinde duygusal yoğunluğa sebep olacak bir şey yaşadığında, okuru da aynı duygularla ağlatabilir. Okuduğumuz bir romanda sevilen bir karakterin başına gelen bir trajedi, hangimizi gerçek anlamda üzmemiştir ki?

KURGUNUN PSİKOLOJİSİ

Toronto Üniversitesi fahri profesörü ve yazar-psikolog Keith Oatley hikâye ya da öykü okumanın, kitaptaki karakterlerle ve onların yaşam mücadeleleriyle kendimizi özdeşleştirdiğimiz “simüle edilmiş bir iç dünya yaratarak” bize ihtilafları çözme yollarını gösterdiğini aktarmıştır.

Ona göre okuyarak kitaptaki duygusal içeriği kendimiz için de işleyebilir ve hayatın sorunlarına dolaylı olarak çözüm yolları bulabiliriz ki bu, çözümün avcumuzun içine öylece bırakılmasından çok daha etkilidir. Oatley’nin araştırması, okurların kurguyla (özellikle edebî kurguyla) uzun süreli ilişkisinin, onların empati yeteneklerini ve yaşama bir de başkalarının bakış açısından bakma becerilerini geliştirdiğini de göstermiştir.

Keith Oatley bu hususta şöyle demiştir:

“Özellikle belli bir hayatı yaşamamız gerekmiyor; kurgusal metinler aracılığıyla birçok hayatı aynı anda yaşayabiliriz.”

Bu anlamda okumak, kendi iç dünyamızı olduğu kadar başkalarının da iç dünyasını anlamamıza yardımcı olur. Özellikle sürdüğümüz yaşamdan memnun değilsek kendi yaşam öykümüzü yeniden kurgulamamıza dahi fayda sağlayabilir. Böylece okumak hem bir kaçış hem de alternatif yaşama biçimlerine ilgi duyma ve belki de o yönde planlar yapmaya başlamamıza neden olabilir.

Bu hususta Lisa Zunshine’a kulak verelim:

“Kurgu, duygularımızı ve algılarımızı yeni ve farklı biçimlerde şekillendirmemize yardımcı olur ve varoluşumuz açısından yeni anlam biçimleri yaratır.”

Zunshine ayrıca bilişsel ve duygusal pratiklerin yanında okumanın en büyük nedenlerinden birinin de zevk almak, haz duymak olduğunu da sözlerine eklemiştir.

OKUMAK DUYGUSAL ARINMAYA KATKI SAĞLAR MI?

Marcel Proust, bir romancının “sıradan hayatımızda uzun yıllar içinde yaşanabilecek her türlü mutluluğu ve şanssızlığı bir saatliğine bir kenara bırakabilmemize yardımcı olabileceğini” ifade etmiştir.

Bağlantılı bir destekleyici güç ve sanatla ilişki kurma biçimi olarak okumak, duygularımızı ilmek ilmek onarmamızı sağlar. Daha da önemlisi, bu güvenli bir mesafe içinde gerçekleşir. Örneğin, doğrudan yasak aşkın peşine düşüp ortaya çıkan sorunları çözmek veya yabancılaşma veya ayrımcılıkla tek başımıza mücadele etmek zorunda değilizdir. Ormanın karanlıklarına dalmadan da aynı korkuyu okumak yoluyla edinebiliriz.

Hayatta bizim yaşamadığımız deneyimleri okumak aracılığıyla hayal edebilir ve onların yarattığı olumlu duyguları kendi benliğimize katabiliriz. Örneğin kendimizi “Yüzüklerin Efendisi”nde olduğu gibi imkânsızlıklara karşı mücadele ederek galip gelen etkileyici, güçlü kahramanlara dönüştürebiliriz.

 


Bu makale Sosyolog Ömer Yıldırım tarafından www.felsefe.gen.tr için, Jane Turner Goldsmith’in “Can reading help heal us and process our emotions – or is that just a story we tell ourselves?” isimli makalesinden Türkçeye çevrilip derlenerek hazırlanmıştır. Alıntılanması durumunda kaynak gösterilmesi, ahlaklıca olanıdır.

Kaynak Metnin Yazarı: Jane Turner Goldsmith, Adelaide Üniversitesinde psikoloji bölümünde doktora öğrencisidir.

Çeviri ve Derleme: Sosyolog Ömer YILDIRIM

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...