Halk Egemenliği – Ulus Egemenliği Ayrımı

felsefe Nedir

1789 sonrasında egemenlik krallardan alınıp topluma verilince egemenliğin kaynağını ulusa ya da halka dayandıran görüşler ortaya çıkmıştır.

Burada her iki egemenlik anlayışının da ortak noktası egemenliğin kaynağı olarak kralları değil; toplumu görmeleridir. Bu noktada her iki egemenlik anlayışı da aslında aynı kavramsal öze sahip bulunmaktadır ve demokratik egemenlik teorisi içerisinde yer almaktadır.

Her ikisinde de aslında yetkiler ve nitelikler aynıdır ancak, ancak egemenliğin sahibinin kim olduğu ve kimler tarafından kullanılacağı noktasında önemli farklılıklar vardır (Hakyemez, 2004:64).

Halk belirli bir anda hayatta olan vatandaşlar topluluğu demektir. O halde, halk kendisini oluşturan bireylerin toplamıdır, bir sentezi değildir. Halk egemenliği teorisine göre egemenlik halka, yani toplumu meydana getiren tek tek her bireye aittir. Örneğin; 10000 vatandaşın bulunduğu bir devlette, her vatandaş egemenliğin on binde birine sahiptir. Görüldüğü üzere; halk egemenliği anlayışında egemenlik, bireylerden ayrı manevi ve kültürel bir şahsiyete değil, doğrudan doğruya toplumu meydana getiren bireylere ait bulunmaktadır (Gözler, 2010:52; Gözübüyük, 2010:73).

Millet ortak bir geçmişi olan ve bu geçmişi koruyarak gelecekte de birlikte yaşama arzusu içinde olan manevi ve kültürel şahsiyettir (Sarıca, 1999:100). Bu bakımdan, halk geçmişi ve geleceği olmayan somut vatandaşlar kitlesi iken; ulus kendisine manevi kişilik tanınan soyut bir bütündür (Kapani, 1992:73).

Ulus egemenliği anlayışına göre, egemenlik bu soyut bütüne (ulusa) aittir. Vatandaşlar tek tek egemenliğin kendilerine düşen payına sahip değillerdir. Ulus, devlet içinde şu anda yaşayan insanların yanında; geçmişte yaşamış ve gelecekte yaşayacak olan insanları da kapsadığı için, tamamen hayali bir varlık ya da manevi şahsiyet egemenliğin sahibi olarak ortaya çıkmıştır. Bu bakımdan; ulus, halka göre çok daha soyut ve belirsiz bir varlıktır (Hakyemez, 2004:66).

Milli egemenlik teorisi halk egemenliği teorisinden farklı olarak temsil sistemine yer vermektedir. Temsil sistemi, milli egemenlik anlayışı açısından bir zorunluluktur. Milli egemenlik teorisinde, milletin fiziki bir varlığı olmadığı için, millet adına irade açıklayacak temsilcilere ihtiyaç vardır. Soyut, farazi, manevi bir kişilik olan millet ancak; gerçek kişiler aracılığıyla (temsilciler) egemenliğini kullanır (Kapani, 1992:74; Beriş, 2006:103). Halk egemenliğinde ise, gerçek fiziki varlığa sahip olan vatandaş kitlesi, gerektiğinde kendi iradesini aracısız ve direkt olarak açıklama imkânına sahiptir. (Kapani, 1992:74).

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*