Çocuklukta Görülen Duygusal Bozukluklar

felsefe Nedir

Duygusal nitelendirilebilecek sorunlar, çocuğun kendini tedirgin hissettiği ruhsal belirtilerdir. Duygusal bozuklukları olan çocuklar, güvensiz, gergin ve çekingen çocuklardır. Sorunlarını dışa yansıtmaktan çok kendilerine yöneltirler. Başlıca duygusal bozukluklar:

İnat

Kişinin belli ve kabul edilebilir bir nedeni olmaksızın bir harekette ısrar etmesi, görüşünü, durumunu, davranışını değiştirmemesi hâline inat denir. Çocuk ve genç kendi varlığını hissettiği zamanlarda varlığını kabul ettirmek için çevreden gelen uyaranlara direnir. İnat, bazen gelişimin doğal bir parçasıdır. 3-5 yaşları arasında yoğun olarak görülür. İnat, çocuğun gelişiminin belli bir döneminde görülebilir ve normal kabul edilir. Çocuk, kendi varlığının farkına vardığı (hissettiği) dönemde, varlığını kabul ettirmek adına çevreden gelen uyarıcılara karşı koymaya başlar. Bu davranış, gelişimin doğal bir parçasıdır. Bu, bir bilinçlenme sürecidir. Bu süreç içinde çocuğun direnme gücünü kırmaya çalışmak yersizdir. Çünkü çocuğun açılmaya başlayan benlik duygusuna zarar verir. Bu inatlaşmanın altında yatan temel düşünce, dünyayı keşfetme, meraklarını giderme ve bağımsız birey olma isteğidir.

İnadın Nedenleri

  • Kusurlu ve tutarsız ana-baba tutumları,
  • Çocuğun ihtiyaçlarının zamanında ve düzenli olarak karşılanmaması,
  • Çocuğun sahip olduğu bazı bedensel hastalıklar ve bunların çocuktaki duygusal izleri.

İnadın Önlenmesi

  • İnatçılık gösteren çocuklara karşı sabırlı ve anlayışlı olunmalı,
  • Modellerin diğer insanlarla ilişkilerinde çocuklara kötü bir model olunmamalı,
  • Çocukların karşılanması gereken fizyolojik ve duygusal ihtiyaçları düzenli olarak karşılanmalı,
  • Çivi çiviyi söker mantığı ile kesinlikle hareket etmemeli.

Kaygı

Korku ve kaygı birbirine çok yakın ilişkili ancak farklı kavramlardır. Korku, belli bir nesne veya durumdan oluşurken; kaygı da genellikle nesne belirsizdir. Korku, herkes tarafından tehlikeli olarak kabul edilen bir duruma karşı yaşandığı hâlde, kaygıyı birey kendisi üretir (Sargın, 2012). Kaygının oluşmasında çocuğun çevresindeki insanların kaygılı olması önemli rol oynar ( Geçtan, E. (1980). Kaygılı çocuk; gergin, endişeli ve duygusaldır. Kaygılı çocuk, karşılaştığı yeni durumlarda fazla heyecanlıdır. Bu durum tırnak yeme, saçı ile oynama gibi bazı fiziksel davranışlar göstermesini sağlar. Kaygılı olma, çocukların diğer insanlarla olan ilişkilerinde izole olma, iyi ilişkiler geliştirememe gibi güçlükler yaratabilir. Kaygı, çocuğu saldırgan yapabileceği gibi, içe kapanık, boyun eğici ve çekingen de yapabilir.

Kaygının oluşmasını engellemeye yönelik öneriler

  • Çocuğa kaygı veren ortamlardan kaçınılmalıdır.
  • Kaygı durumunun organik kökenli olup olmadığını belirlemek için tıbbi inceleme gerekir.
  • Çocuğun kendine olan güvenini arttırıcı faaliyetlerde bulunmasına destek olunmalıdır.
  • Ailevi sorunların çocuktaki kaygıyı arttırdığı unutulmamalıdır.
  • Okul ortamında kaygıyı azaltmak için sınıftaki aktivitelerde etkin rol alması, başarabileceği sorumluluklar verilmesi ve sürekli olumlu pekiştireçler kullanarak öz güveni desteklenmelidir.
  • Arkadaşlar arasında kabul görmesi sağlanmalıdır.

Kıskançlık

Sevginin paylaşılamaması, katlanamama sonucu ortaya çıkan bir duygudur (Sargın,2012). Kıskanç çocuklar, devamlı huzursuzluk içerisinde olup çekilmez olurlar. Kıskançlıkta sevilen kişinin paylaşılamaması önemli yer tutar.

Kıskançlığın önlenmesi

  • Yeni çocuk doğacağı zaman çocuk buna alıştırılmalı
  • Çocuklar kıyaslanmamalı
  • Çocuklara paylaşma öğretilmeli
  • Çocuğun eşyaları alınıp yeni çocuğa verilmemeli
  • Çocuklar arasında tercih yapılmamalı
  • Kardeş ilişkileri geliştirilmeli
  • Anne baba tutarlı davranmalı
  • Çocuk anne babanın odasında yatıyorsa ayrılmalı
  • Çocuğa kıskançlığa tahrik edici davranışlardan kaçınılmalı.
  • Çocukta kıskançlık duygusu yerine imrenme duygusu geliştirilmeli.

Korkular

Canlı varlıkların, görünen ve görünmeyen tehlikeler karşısında gösterdikleri en doğal tepkidir. Genellikle yeni olan ve bilinmeyen her şey ürküntü verir. Örneğin, bir bebek için her şey korkutucudur.

Türkiye’de ana babalar, nineler, dedeler korkuyu bir disiplin amacı olarak kullanırlar. Uyumayan çocuğa “hav hav geliyor! Uyumazsan öcü gelir yer!” gibi ifadeler sıkça kullanılır. Ne var ki hiç birisi doğru bir yöntem değildir.

Yaşına göre çok korkak ya da korkuları çok süren çocuklarda yapılacaklar:

  • Çocuğun korkuları karşısında sert tepkilerden kaçınılmalıdır.
  • Çocuğu ayıplayıp utandırmaktan kaçınılmalı, korkuyla alay edilmemeli, korkunun üstüne gidilmemelidir.
  • Korkunun nedenlerini araştırılmalı, korkular bastırılmaya bir korku başka bir korkuyla yenilmeye çalışılmamalıdır.

Okul korkusu

Ana-babaları çok şaşırtan bir korku türü de çocuğun okula gidişiyle ilgilidir. Okulunu seven ve derslerinde başarılı olan çocukta ani bir isteksizlik görülebilir. Çocuk sabahları karın ve baş ağrılarından şikâyet etmeye başlar. “Bugün okula gitmesem olmaz mı?” gibi ifadeleri sıkça kullanır. Evde kalınca da yakınmaları kısa sürede geçer. Hiçbir şey olmamış gibi oynar. Ancak ertesi sabah okula gitme isteksizliği yeniden başlar. Okula ağlayarak gider. Öğretmen çocukta bir değişiklik sezmez. Çalışkandır ve evdeki tedirginliğini okulda göstermez. Ancak okul dönüşünde isteksizliği tekrar başlar. Bu durum genellikle okulda olumsuz yaşantılarla karşılaşmasından ileri gelir. Öğretmen ve ailenin ortak anlayışı ile bu durum çözülebilir.

Kaynak: ATA-AÖF, GELİŞİM PSİKOLOJİSİ, Doç. Dr. Mücahit DİLEKMEN

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*