Tercüme Hareketi ve Felsefenin İslam Dünyasına Aktarılması

Kelâm ve tasavvufun ortaya çıkışıyla paralellik gösteren bir diğer gelişme ise “tecüme hareketi”nin başlamasıdır. Bir yandan fetihler neticesinde yeni karşılaşılan Helen, İran, Hint ve daha başka yabancı kültürlere karşı bireylerde uyanan doğal ilgi ve merakın giderilebilmesi, diğer yandan da İslam’ın bunlardan üstün olduğu fikri ile siyasi egemenliğin pekiştirilmesi bakımından bu kültürlerin çok iyi bilinmesi gerekiyordu.



Bunu sağlayacak en kestirme yol ise sözkonusu kültürlere ait kitapların Arapça’ya aktarılmasından geçiyordu. Bu faaliyetin ilk örneği olarak kaynaklarda zikredilen olay, Emevî prenslerinden Hâlid b. Yezîd b. Muâviye’nin (ö. 704) Grekçe ve Koptçadan tıp, astronomi ve kimyaya/simyaya dair bazı eserleri İskenderiyeli rahiplerden Staphon ve Maraianos’a tercüme ettirmesidir. Aslında bundan önce Emevî halifesi Mervân b. Hakem (684-685), daha sonra da Ömer b. Abdülaziz (717-720) dönemlerinde çeşitli tercümelerin yapıldığı bilinmekte ise de bunlar toplumun ihtiyacı dikkate alınarak yapılan ve tıp kitaplarıyla sınırlı kalan girişimlerdir. İkinci Abbasî halifesi Mansûr (754-775) dönemine gelindiğinde bir taraftan tercüme faaliyetine bir devlet politikası olarak hız verilirken diğer taraftan da çerçevenin genişletildiğini görmekteyiz. Bu gelişmede, Mansûr’un dinî ilimler ve edebiyat dışında mantık, felsefe, matematik, geometri, astronomi ve tıp gibi akıl ve tecrübeye dayalı ilimlere karşı duyduğu özel ilgi önemli bir etken olmalıdır. Bu dönemde tercüme edilen ve aralarında Aristo’nun Organon ’unun ilk üç kitabının da bulunduğu çok sayıda eser için sarayda Hizânetü’l-hikme (Felsefe Kitaplığı) adı verilen özel bir bölüm oluşturulmuştu. Halife Mehdî (775-785) döneminde gerektiğ i gibi yürütülemeyen bu önemli faaliyet Hârûnürreşîd’in halifeliği (786-809) boyunca sürdürülmüş, bu arada bazı telif eserler de vücuda getirilmiştir. (Sarıoğlu, 2004: 1-2)



Artarak devam eden verimli çalışmaların ürünü olan eserlerin sığmaması üzerine sürekli genişletilen Hizânetü’l-hikme, nihayet halife Me’mûn (809-833) döneminde Beytülhikme (Felsefe Evi) adıyla anılan bağımsız bir kuruma dönüştürülür (830). Bu merkeze kitap temin etmek üzere büyük harcamalar yapılarak o devrin değişik ilim ve kültür merkezlerine özel heyetler gönderilmesi yanında, hükümdarlar seviyesinde yazışmaların yapıldığı da kaynaklarda belirtilmektedir.

Yalnızca bir kütüphaneden ibaret olmayan Beytülhikme’de kitapların muhafaza edildiği hücrelerden başka müellif, mütercim, kâtip, müstensih ve mücellitler için özel odalar ile bir okuma salonu bulunmaktaydı. Bu önemli kurumu bizzat gören İbnü’n- Nedîm’in verdiği bilgilere göre Grekçe’den önce Süryanice’ye sonra Arapça’ya veya doğrudan Arapça’ya tercüme yapanların sayısı kırk yediyi buluyordu. Ayrıca on altı kişi Farsça’dan, üç kişi Sanskritçe’den, bir kişi de Nabatî dilinden tercümeler yapmaktaydı.



Bütün bu çalışmalar için yapılan harcamalar ve sarf edilen emekler, kısa sürede bereketli ürünler vermiş; Antik ve Helenistik dönemin felsefe birikimi daha çok Yunanca ve Süryaniceden hareketle Arapçaya aktarılmış ve İslam dünyasının ilk filozofu olan Kindî de bu kadro içinde yetişmiştir. Beş yüz yılı aşkın bir süre boyunca feyizli bir kaynak olma işlevini koruyan bu önemli ilim ve kültür merkezi 1258’de Moğol istilâsında yakılıp yıkılmıştır (Kaya, 1992: 88-89).

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı