Sakramentalizm (Kutsallaştırmacılık) Nedir?

felsefe Nedir

Yalnız günümüzde değil, tarih boyunca dinlerle ilgili önemli sorunlardan birisi de sakramentalizm olmuştur. Sakrament-al-izm kök ve eklerinden meydana gelen sözcük Türkçeye kutsal-laştırma-cılık (veya kutsamacılık) olarak çevrilebilir.

Kavramın merkezinde yer alan kutsal (sakrament), genel olarak varlığı tartışma dışı olan, beşerin gücünü aşan ve ondan başkaldırı değil, uyum isteyen, uyumsuzluk hâllerinde ise cezai yaptırımlarla korunan, kısacası aşkın fakat kuralsal bir olgudur. Buna bağlı olarak kutsallaştırma kavramı da doğası itibarıyla kutsal olmayan bir şeyin ondan bir pay aldırılarak kutsanması işidir. Her ne kadar sekülerleşme kuramcıları din ve dünya arasındaki ilişkiyi tek yönlü olarak dinden dünyaya geçiş olarak görmüşlerse de bir bu kadar kesin olan gerçek dünyadan da dine bir geçişin olduğudur. Dünden bu güne buna verilebilecek pek çok örnek vardır.

Sosyolojide kutsal üzerinde en çok duran düşünürlerden birisi olan Durkheim, bu kavramla dinî açıklama bağlamında ilgilenmiştir. Daha önce belirtildiği üzere din, rit, mit ve cemaatleşme gibi kutsala ilişkin işlemlerdir. Kutsal ise yasaklılık hâlidir. Buna göre de din toplumun yasaklılık alanına ilişkin bir şeydir. Düşünüre göre insanlar başlangıçtan itibaren, içinde bulundukları dünyayı yasak olan (kutsal) ve yasak olmayan (kutsal dışı) alan olmak üzere ikiye ayırmışlardı.

Sosyolojide Weber gibi düşünürlerin ileri sürdüğü yaygın bir teze göre insanlığın başlangıçlarında pek çok nesne kutsallığın kapsamı içinde idi, onun büyüselliği tarafından kuşatılmıştı. Bu bağlamda pek çok şey dinden doğmuş ama zamanla kutsalla bağlarını kopararak dünyevileşmiştir. Yukarıda da belirtildiği üzere bu teze dünyevileşme anlamına sekülerizasyon adı verilmektedir. Kutsala karşı insanlar bağlılık ve saygılarını bir çeşit ritüel aracılığıyla kalıcı ve sürekli biçimde açığa vururlar, saygıda kusur etmek cezalandırmayı gerektirir. Bir başka deyişle kişilerin kutsalla ilişkisi, iman (mit), eylem (rint), kalıcı âdetler (şeriat) ve fiziki-manevi yaptırımlar şeklinde cereyan eder. Kutsal konusunda kutsanan nesne veya kutsallığın kendisi kadar kutsayan insanın durumu önem taşır. Denebilir ki insanın kutsala yönelik bir eğilimi vardır ve doğası onunla ilişki kurmaya yöneliktir. Bundan dolayıdır ki tüm değişmelere rağmen kutsalla kutsayan arasında bir ilişki sürüp gitmektedir.

Bununla birlikte öyle görünüyor ki dünkü ve bugünkü insan eylemleri dayandıkları bilinç düzeyleri bakımından önemli farklılıklar gösteriyor. Çağdaş bilinç açısından mesela beslenme ve cinsellik, onu çevreleyen tabuların sayısı ne olursa olsun, yalnızca organik süreçlerdir. Hâlbuki geleneksel bilinç açısından bu eylemler yalnızca fizyolojik değillerdir, ya kutsaldırlar ya da kutsal hâle getirilebilirler. Bununla birlikte kutsal her zaman dinî içerikli olmayabilir, seküler kutsallar vardır. Salt dünyevi bir olguya kutsallık verip dinî bir nitelik kazandırılabildiği gibi her hangi bir kutsal, zamanla yüklemelerini kaybederek kutsallığını yitirip dünyevi hâle gelebilmektedir. Kutsal, içinde var olduğu dünyanın şartlarına da bağlı olarak farklı biçimlerde ortaya çıkabilirse de bunda bazı unsurların önceliği vardır. Mesela kutsallığın önemli görünümlerinden birisinin yaratış ve türetişle ilgili olduğu söylenebilir. Onun içindir ki bir üretiş biçimi olan doğum ile ilintisi bakımından kadın ve ona has bazı olgular, antropolojik olarak kutsallığın sembolü olarak kullanılmış, bereket gibi kavramlar da bu çerçevede ifade edilmişlerdir.

Kutsallık sürecinde birer unsur olarak zaman ve mekânın önemli bir yeri vardır. Burada zaman da mekân da türdeş değildirler; daha önemli yerler ve daha değerli zamanlar vardır. Esasen bu yer ve zamanlar asıl bir kutsaldan bir pay alabildikleri oranda anlamlıdırlar. Bununla birlikte bu kutsal zaman ve mekânın merkezi yerleri vardır. Kendisinden pay alınan gerçek kutsallığın tevhidi niteliğine bağlı olarak bu kutsal zaman ve mekân, kaotik değil, birlikli bir yapıya sahip olur. Bu konuda ciddi çalışmalar yapmış olan Eliad’a göre dinî kutsalda insan, “merkezdeyim” diye düşünür; modern tavırda ise “ben merkezim” diye ilan eder. Dinî kutsal mekânın merkezinde çoğu kere bazı şehirler ve özellikle orada yer alan mabetler vardır. Bu mabedin sınırları semanın en üst noktalarına kadar çıkar ve yerin derinliklerine kadar iner. Kudüs, Roma, Yeni Delhi, Buenes Aires, özellikle Mekke ve burada yer alan Kâbe bunun açık örnekleridir. Şüphesiz din dışı kutsallık alanının da kendine özgü merkezî mekânları vardır. Mesela sinemalar, stadyumlar, bu dünyanın kutsal mekânlarıdır. Ancak pagan yapıya uygun olarak bu kutsal mekânların tevhidi nitelikte bir birliği yoktur. Bu bağlamda mesela bütün Katolik kiliseler Roma Katedralinin, cami ve mescitler Kâbe’nin birer şubesi sayılırlar ama bütün stadyumlar bir merkezî baş stadyumun alt birimi değildirler.

Benzer açıklamalar zaman için de yapılabilir: Mekânda olduğu gibi kutsal zamanlar vardır. Belirli ay, gün ve geceler bunun açık bir örneğidir. Dinî kutsallıkta, zaman da mekân gibi ne türdeş ve ne de süreklidir; tek türden değil, derecelidir. O kutsallık çevresinin bir merkezî zamanı vardır. Mesela bayramlar kutsal zamanlardır, burada zamanın kendisinden pay aldığı kutsal her seferinde yeniden inşa edilir. Tarih boyunca sekülerleşme gibi bir kutsallaştırma sorunu da yaşanmaktaydı. Din kutsallığa dayalı bir sistem ise de kutsallık her hâliyle olumlu değildi. Bunun için yüksek tipli dinler, kendini daha çok büyücülükler içerisinde gösteren kutsallaştırmaya karşı savaşa gelmişlerdir. Kutsallaştırma modern kültür ortamlarında da sürüyor. Modern ulus devlet yapıları, başta bizzat kendileri olmak üzere siyasal meşruiyet adına pek çok şeyi kutsayabilmektedirler.

Sakramentalizm ve sekülerizm bağlamında bakıldığında İslam’ın iki süreç arasında orta bir yerde bulunduğunu söyleyebiliriz. İslam, sırf dünyevileşmeye karşı olduğu gibi, bucu paganizme çıkan gizemli yapıların çoktanrıcılığına da karşıdır. İslam, büyücülük, cincilik, falcılık gibi nesnel gerçeklik dışı olguları da onaylamadığı gibi yatırlar kültü gibi gizil bir şirk içeren ruh kutsamalarını da kabul etmez. Bu konu üzerinde yoğunlaşmış bulunan düşünür Nakıp el-Attas’a göre, İslam’ın yegâne sorunu dünyevileşme değil, aynı zamanda gereksiz kutsallaştırmalardır. Yani İslam açısından kutsallaştırmacılık dünyevileştirme kadar sorunludur. Bu bağlamda Müslüman, desakramental yani tevhidi çizgi dışında oluşmuş kutsallıkları çözücü ve reddedici bir düşünce yapısına sahip olmak durumundadır. Günümüzde toplumsal şartlardan da etkilenerek geleneksel ve modern arasında seyreden ve sekülerizmden sakramentalizme gelgitler yaşayan din, her şeye rağmen kendine özgülüklerle varlığını sürdüren bir olgudur.

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2991 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1994

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*