Liberal Feminizm Nedir?

felsefe Nedir

Liberal feminizm genel olarak Aydınlanmadan beri Batı toplumunda baskın olan politik liberal düşüncenin çeşitlenmesiyle doğmuş olan, erkeklerle kadınların hukuki eşitliğini vurgulayan, kadınların toplumdaki ikincil statüsünün demokrasi içinde politik süreçlerle iyileştirilebileceğini ve eşitliğe toplumdaki mevcut yapılar içerisinde planlanmış eylemlerle ulaşılabileceğini savunan bir feminist teoridir.

Genel hatlarıyla beyaz orta sınıf kadınların, kadınlarla erkeklerin ontolojik olarak aynı oldukları varsayımına dayanarak kamusal alana dahil olma, hukuk, politika ve eğitim alanlarında erkeklerle eşit haklara sahip olma çabasını kapsar.

Liberal feministler ana mücadele alanını eğitime erişim olarak görür.

Erkek ve kadınlar eşit eğitim alırlarsa, eğitim ve istihdam alanlarında fırsat eşitliği sağlanıp kadınların önündeki yapay engeller kaldırılırsa topluma eşit şekilde katılabileceklerini savunurlar. Erkeklerin ellerindeki haklardan vazgeçmeleri gerektiğini düşünmezler, diğer bir deyişle erkeklerle kadınlar birbirleriyle savaş halinde değildir. Bunun bir sonucu olarak devrim değil, toplumsal reform yanlısıdırlar (Ecevit, 2011, s.13) ve Radikal veya Marksist/ Sosyalist feministler gibi devrim veya özgürleşme kavramlarını kullanmayı pek tercih etmezler.

Aydınlanma düşüncesini savunan liberal feministlerin temel çabası Aydınlanmanın erkek olarak varsaydığı “birey” kavramının kadınları da içerecek şekilde genişletilmesidir. Liberal feministler genel olarak aşağıdaki ilkeleri paylaşmışlardır (Donovan, 2001, s.27):

  1. Akla inanç: Akıl ve Tanrıyı neredeyse eşanlamlı gören liberal feministler her bireyin kendi aklına ve vicdanına sahip olduğunu vurgulamış, gerçeğin en güvenilir kaynağının gelenekler veya kurumlar değil, bireysel vicdan olduğunu savunmuşlardır.
  2. Kadınlarla erkeklerin aynılığı: Liberal feministler kadınların ve erkeklerin ontolojik olarak benzer olduğuna inanmış, ruhları, akılları veya yetenekleri arasında bir fark olmadığını savunmuşlardır.
  3. Eğitim: Toplumsal değişim ve dönüşüm için en önemli yolun eğitim, özellikle de eleştirel düşünebilme eğitimi olduğunu savunmuşlardır.
  4. Bağımsızlık: Liberal feministler bireyin diğer bireylerden ayrı olarak gerçeği arayan, yalnız, bağımsız bir varlık olduğunu ve haysiyetinin de bağımsızlığına bağlı olduğunu savunmuşlardır.
  5. Doğal haklar doktrini: Liberal feministler doğal haklar doktrinine bağlı kalmış, birçoğu kendini siyasal haklarla sınırlamasa da hareket ağırlıkla oy verme hakkı talebine yoğunlaşmıştır.

Liberal feminizmin önde gelen isimlerinden Mary Wollstonecraft’ın 1792 yılında yazdığı “Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi” adlı eseri ilk büyük ve sistematik feminist tezdir ve feminist teorinin klasiklerinden biri olarak kabul edilmektedir (Donovan, 2001, s.28; Pilcher ve Whelehan, 2004, s.52).

Wollstonecraft kadınların tek amaçlarının erkekleri memnun etmek için hayatın akılcı olmayan, duygulara ait yanını geliştirmek olduğunu düşünür. Bu rol kadınların itibarlarını zedelemekte, akıllarını ve eleştirel yeteneklerini geliştirmelerine engel olmaktadır. Kadınların akıllarını geliştirmelerine engel olan etkenlerden biri sürekli gerçeği gizleyen aracılarla, yani erkeklerle uğraşmak zorunda kalmaları, diğeri de kendilerini geliştirmelerine engel olan eğitim sistemidir. Wollstonecraft kadınlarla erkeklerin aynı eğitimi almaları gerektiğini, bu eğitimle eleştirel düşünmeyi öğrenen kadınların kendi kaderlerini belirleyebileceklerini ve erkeğe hizmet etme rolüne boyun eğmeyeceklerini savunur (Donovan, 2001, s.30-33).

Liberal feministlerin öncülerinden bir diğeri F. Wright’tır. Wright insanların yarısının, yani kadınların baskı altında olmasının bütün insanlığın gelişimini yavaşlatacağını düşünür. Akılcı olan Wollstonecraft’ın aksine Wright ampiristtir ama kadınların boyun eğmekten ancak eleştirel düşünmeyi öğrenerek kurtulabileceği konusunda hemfikirdirler (Donovan, 2001, s.31).

Aynı düşünceyi Sarah Grimké de paylaşır. Kadınların yüzyılların kemikleşmiş görüşleri ve geleneklerinin ağırlığının altından kalkabilmek için kendi gerçekliklerini dillendirmek ve meşrulaştırmak zorunda olduklarını düşünen Grimké kadınlara uygulanan baskıyı meşrulaştırmak için kullanılan kutsal kitaptaki temel bölümlerle ilgili metin analizleri yapmış, İncil’i eleştirel bir şekilde tefsir etmiştir. Analizi pek çok açıdan Wollstonecraft’la benzeşse de Grimké daha radikal fikirlere sahiptir, bir sınıf olarak erkeklerin kadınları kendilerini memnun etmeye koşullandırdıklarını, kadınların eğitim almalarına ve eleştirel düşünme becerisi geliştirmelerine karşı çıktıklarını düşünür (Donovan, 2001, s. 35-39).

Bununla beraber Grimké’nin analizi de kadınlarla erkeklerin eşit ve ontolojik açıdan aynı olduklarını, insan doğasının aynılığını savunan Aydınlanma düşüncesine dayanır. Francis Wright da Sarah Grimké de kölelik karşıtıdırlar. Bu dönem feministlerinden bazıları tartışmalarında köle ve kadın arasındaki benzerliği kullanmışlardır. Aynı erkek bir köle gibi beyaz bir kadının da kendi adı olmadığını, efendisinin adıyla çağrıldığını, malları, çocukları üzerinde vesayet hakları, resmi varlıkları olmadığını ve efendisi tarafından cezalandırılabileceğini vurgulamış, kölelik karşıtı hareketi kadın çalışmalarının merkezine yerleştirmişlerdir (Donovan, 2001, s.50- 51).

Sojourner Truth (1797-1883) da eski bir köledir ve kölelik karşıtı bir feministtir. Truth bireysel özgürlüğü mümkün kılan koşulların ekonomik, yasal ve manevi yönlerini vurgulamış, özgürlüğün beyazlığın, erkekliğin ve mülkiyetin sağladığı baskın kimliklerle şekillendiğini anlatmıştır. Irksal ve cinsel baskıyı kuran siyasal yapının değişmesi ve kölelerin, siyahların ve kadınların insan olarak, ahlaki varlıklar ve yurttaşlar olarak kabul edilmesi gerektiğini savunmuştur. Truth ayrıca kadınlar adına konuşanın kim olduğunu da sorgulamış, kadınlardan bahsedilirken hangi kadınların temsil edildiğinin önemli olduğunu vurgulamış, siyah kadınlarla beyaz kadınlar arasındaki eşitsizliklere dikkat çekmiştir (Naranch, 2016, s. 227-30).

Birinci dalga içinde yer alan liberal feministler burada anılanlarla sınırlı değildir, John Stuart Mill, Maria Stewart, Elisabeth Cady Stanton, Susan B. Anthony, Harriet Taylor ve Alice S. Rossi gibi önemli isimler bu dönem kadın hakları için yapılan mücadeleye teorik ve politik anlamda katkıda bulunmuşlardır. Liberal feminizm sadece birinci dalgayla sınırlı kalmaz. Aralarında Susan Okin, Jean Hampton, and Martha Nussbaum’un da yer aldığı çeşitli düşünürler liberal feminist teori altında yer alır. Ruth Abbey, 2011 yılında yazdığı “Liberal Feminizmin Dönüşü” adlı eserde liberal feminizme yönelik eleştirilere cevap vermeye çalışır ve her ne kadar zayıf yönleri olsa da liberal feminizmin ilke olarak bu zayıflıkları aşabileceğini savunur. Liberal feminizm genel olarak orta sınıftan doğmuş olan, kadın erkek ilişkisini bir güç mücadelesi olarak görmeyen, ataerkilliği ve kapitalizmi analizlerine yerleştirmeyen ve bu nedenlerle eleştirilen bir teoridir, ancak içinde doğduğu tarihsel koşullar dikkate alındığında, mevcut düzeni değiştirmeye çalışan ilerici bir hareket olarak görülebilir.

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 3781, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 2595

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*