Liberal Feminizm Nedir, Ne Demektir?

Liberal Feminizm
Liberal Feminizm

Liberal feminizm, kadın hakları konusunda mücadelenin kadının özel alan ile sınırlı kalmasına karşı çıkarak, birey olarak kendini geliştirecek potansiyele sahip olması gerektiğini savunan felsefi akımdır.

Liberal feminizm anlayışına göre kadın doğumda cinsiyetini belirleyemediğine göre, hayatı boyunca bulunacağı konumu belirleyebilmelidir. Fransız ihtilalinden sonra aydınlanmacılık ve akılcılık çağı olarak adlandırılan dönemde savunulan insanların vazgeçilmez, doğal olarak kabul ettikleri haklara hükümetler müdahale edemez ilkesinden hareket eden liberal feminizm görüşü, erkeklerin bir vatandaş olarak sahip oldukları doğal haklara, kadınların da sahip olabilecekleri konusundaki ümitleri boşa çıkarmıştır.

Kadının, kocasının himayesinde aileye ait olduğu fikri tüm liberal erkek kuramcıların ortak düşüncesidir. 17. ve 18. yüzyıllar boyunca -öncesinde ve sonrasında- kadının eş ve anne olarak evine ait olduğu varsayımı neredeyse evrenselleşmiştir. 18. yüzyılın ortasından itibaren ve özellikle 19. yüzyılın başında tarihsel dönüşümler, özellikle de sanayi devrimi, kadını özel alanda tecrit ederek, iş yeri ile ev mekânını birbirinden ayırmıştır.

“Makineleşmiş fabrikalar ve ev ekonomisinin çöküşü ile birlikte işin kamusal dünyası evin özel dünyasından daha önce hiç olmadığı kadar birbirinden ayrılmıştır. Bu gibi eğilimler, akılcılığı kamusal alanla, akıl dışılığı ve ahlakı özel alanla ve kadınla özdeşleştiren aydınlanma düşüncesini desteklemiştir”. Liberal feminist kuram kadınlara siyasal temsil hakkı verilmesini, vergi mükellefi olmalarını ve evli kadınların ölü vatandaş olmalarını eleştirmektedir.

Zira o dönemde kadın eğer evliyse kanunlar önünde vatandaşlığı sona ermiş gibi gösterilmekteydi. Erkek, kadının mülkü üzerindeki tüm haklarını almaktaydı. Evlilik anlaşmasında kadın kocasına karşı itaatkar olmaya zorlanmaktaydı. Liberal feminist teorinin klasik savunucusu olarak Mary Wollstonecraf kabul edilmektedir. “Vindication of the Rights of Women” isimli kitabında “kadınların da erkekler kadar Tanrı’nın yarattığı varlıklar olduğu, daha ciddi bir biçimde eğitilmeleri ahlaksal ve zihinsel yeteneklerini geliştirmelerine izin verilmesi gerektiği”3 tezini savunmaktadır.

Ayrıca bu kitapta, esas olarak, burjuva erkeğiyle eşitliği-eğitim, hukuk ve siyaset alanlarında eşitliği savunulmaktadır. Aynı zamanda da “kadınsılık” kavramının eleştirisi yapılmaktadır. “Wollstonecraf bir akılcı ve Stoacı olarak, eleştirel düşünmenin bireyi sadece fiziksel varlığını akılsızca yinelemekten özgürleştireceğine ve uygun bir eğitimin kadının erkeğe hizmet etme rolüne boyun eğmesini engelleyeceğine inanmaktadır”. Frances Wright, Sarrah Grimke gibi feminist yazarlar da eleştirel düşünmenin yararına inanmışlardır. “Wright bir tanrıtanımaz olarak dini, kadınların bağımsızlığını sürdürülmesini engelleyen en önemli güçlerden biri olarak görmüştür. Ve kadınların “aklını esaret altında” tutmakta başarılı olan “aç gözlü ruhban” kurumuna karşı kin besler”.

Grimke ise; kadınlara uygulanan baskıyı meşrulaştırmak için kullanılan kutsal kitaptaki temel bölümlerle ilgili yaptığı metin analizlerine dayanarak dini eleştirmektedir. Ona göre “kadınlar yüzyılların kemikleşmiş görüşlerinin, geleneklerinin ağırlığı ile çarpışmak için kendi hakikatlerini dillendirmek ve meşrulaştırmak zorunda olduklarını” belirtmektedir. Grimke, kadınların özel alana ait oldukları ve kamusal sorunlarla ilgili akılcı düşünmelerinin uygunsuz olduğu fikrine karşı çıkmaktadır, fakat yine de Grimke Viktoryan değerlerden dolayı kadınların yönetimde yer almaları fikrinden ürkmektedir. 1966’da kurulan National Organization for Women (NOW) (Ulusal Kadın Örgütü) amaç maddesinde, kadınların öncelikle, toplumda erkekler ile eşit haklara sahip olduğu ve insanî potansiyellerini tam anlamı ile geliştirme şansına sahip olmalarının şart olduğu önermesine sadık kalınmıştır.

Kadınların bu tür bir eşitliğe ancak siyasî, ekonomik ve toplumsal hayatta karar verici rol alarak, toplumdaki diğer insanlarla sorumlulukları paylaşarak ulaşabileceklerine inanılmaktadır. Sonuçta aydınlanmacı Feminist teoride bazı temel problemler bulunmaktadır. Bunların birincisi; liberal çözümlemenin özel alanı dokunmadan bırakmış olmasıdır. Kadınların, erkeklere bağımlılıklarına, ataerkil ya da erkeğe hizmet eden eğitim sistemine ve toplumsal kurumlara karşı bir sınıf olarak niteleyen birçok liberal feminist, radikal feminist duruşa doğru kaymıştır.

Liberal feministler tarafından sonuçsuz bırakılan bir soru da kadın ve erkek arasında ruhsal ve ahlâkî yetenekler açısından gerçekten farkın olup olmadığıdır. Bazı liberaller genel olarak var olan farkların küçük olduğunu ve içinde bulunulan koşullar sonucu oluştuğunu savunmaktadırlar. Liberal feministler, “yalnızca sınıf farklılıklarını değil, daha uzlaşmaz olabilen cinsiyet farklılıklarını da görmezden gelmek istiyorlardı”. Diğer bazı feministler ise kadınların erkeklerden farklı olduğunu savunmuşlardır. Kadınların erkeklerden farklı olduğunu, kültürel feminizmi savunan kuramcılar vurgulamaktadırlar. Kültürel Feminizm kuramını savunanlar liberal feminizmin eleştirel düşünme ve kendini geliştirmenin önemini kabul etmeye devam ederlerken, hayatın akıl dışı, sezgisel ve genellikle kolektif yönü üzerinde durmaktadırlar. Kadınlarla erkekler arasındaki benzerlikleri vurgulamak yerine, genellikle kadınlık niteliklerinin farklılıkları üzerinde dururlar. Kültürel feminist kuramcılara göre, aile ilişkilerine – ilişkin konular eril bakış açısından düzenlenmiştir. Kadının erkek himayesinde insanca gelişmesi engellenmiştir. Bu duruma son vermek için ev hayatında radikal değişiklikler gerekmektedir. Ataerkil bakış açısının baskıcı, yıkıcı ve savaşçı değerleri yerine kadınların olumlu bakış açılan bir kez daha yönetimin kamusal gücüne ve dine katılmalıdır. Babaların ev hayatına katılımı ile özel alanın zenginleşeceğini ve kamusal alanın annelerin varlığı ile yükseleceğini öne sürerler.

Engels kapitalist düzende kadınların özel alanda ev işleriyle sınırlı tutuldukları ve üretici çalışmadan dışlandıkları sürece toplumsal bağlamda erkeklerle eşit olmalarının mümkün olmadığını söylemektedir. Ona göre: “Kadınların kurtuluşu ancak kadınlar üretime, geniş toplumsal ölçekte katıldıkları ve ev içindeki görevleri yalnızca iyice önemsiz hâle geldiği zaman mümkün olur. Ve bu da ancak, yalnızca kadınların üretime geniş çapta katılmalarına izin vermekle kalmayıp bunu kesinlikle gerektiren ve ayrıca özel ev işlerini de daha kamusal bir sanayiye dönüştürmeye çabalayan modern geniş çaplı sanayinin bir sonucu olarak mümkün hale gelmiştir”. Engels’in kadınların gelecekteki kurtuluşuna ilişkin tasarımı; toplumsal olarak örgütlenmiş üre- timde ekonomik kurtuluşa kavuşma ev işiyle sınırlı olmaktan kurtuluş ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığından da kurtuluş olarak özetlenebilir. Marksist Feminist anlayışta, ataerkil toplumsal sistemdeki aileye karşı alternatif bir aile tarzı sunulmaktadır. Alternatif aile anlayışında “ataerkil ailenin yerine iş ortaklaşmasının getirilmesi hiç kuşkusuz devrimci kafa eğitimi sorununun temelidir”. Marks’a göre, toplumsal devrimin başlıca görevlerin- den biri ailenin ortadan kaldırılmasıdır.

Toplumcu ortaklaşmacılığın kan ortaklığına değil, iktisadî işlev ortaklığına göre oluşması gerekmektedir. Marksist görüşten etkilenen feminist kuramcılar, Marks’ın kapitalist üre- tim sürecinde insanın emeğinden yabancılaşması öğretisini, asıl kadınların ev işlerinde yaşadığını iddia etmektedirler. Dalla Costa gibi yazarlar gerçek ev işinin soyutlayıcı olduğu, önemsiz ve tekrar edici olduğundan dolayı yabancılaştırıcı olduğunu iddia etmişlerdir. Heidi Hartman ise, kadınların emek gücünün erkeklerin denetiminde olmasını ataerkinin dayandığı maddî temel olarak görür. Maddî temeli kadın emeğinin denetimine dayanan cinsel iş bölümü kendi ideolojisini de yaratmaktadır. Marksist feministler toplumsal iş bölümünü değiştirmek için bilinçlenmenin şart olduğunu savunmaktadırlar. Onlara göre: “Maddî varlık bilinci belirleyebilir, fakat varlık koşullarının devrimci dönüşümü sınıf bilinci düzeyinin yükseltilmesine bağlı olacaktır”.

Kültürel feministler toplumsal cinsiyet kimliğinin oluşumunun biyolojik farklılıklardan ziyade toplumsal inşâ sorunundan kaynaklandığına inanmak- tadırlar. Kimlikler ve kültür üzerine temellenen, değişime açık olan bu görüş, J. Donovan tarafından değişmesi mümkün olmayan biyoloji olgusuna dayanan ideolojiye göre daha az güvenilir olarak görülmektedir.

LİBERAL FEMİNİZM NEDİR?

Liberal feminizm genel olarak Aydınlanmadan beri Batı toplumunda baskın olan politik liberal düşüncenin çeşitlenmesiyle doğmuş olan, erkeklerle kadınların hukuki eşitliğini vurgulayan, kadınların toplumdaki ikincil statüsünün demokrasi içinde politik süreçlerle iyileştirilebileceğini ve eşitliğe toplumdaki mevcut yapılar içerisinde planlanmış eylemlerle ulaşılabileceğini savunan bir feminist teoridir.

Genel hatlarıyla beyaz orta sınıf kadınların, kadınlarla erkeklerin ontolojik olarak aynı oldukları varsayımına dayanarak kamusal alana dahil olma, hukuk, politika ve eğitim alanlarında erkeklerle eşit haklara sahip olma çabasını kapsar.

Liberal feministler ana mücadele alanını eğitime erişim olarak görür.

Erkek ve kadınlar eşit eğitim alırlarsa, eğitim ve istihdam alanlarında fırsat eşitliği sağlanıp kadınların önündeki yapay engeller kaldırılırsa topluma eşit şekilde katılabileceklerini savunurlar. Erkeklerin ellerindeki haklardan vazgeçmeleri gerektiğini düşünmezler, diğer bir deyişle erkeklerle kadınlar birbirleriyle savaş halinde değildir. Bunun bir sonucu olarak devrim değil, toplumsal reform yanlısıdırlar (Ecevit, 2011, s.13) ve Radikal veya Marksist/ Sosyalist feministler gibi devrim veya özgürleşme kavramlarını kullanmayı pek tercih etmezler.

Aydınlanma düşüncesini savunan liberal feministlerin temel çabası Aydınlanmanın erkek olarak varsaydığı “birey” kavramının kadınları da içerecek şekilde genişletilmesidir. Liberal feministler genel olarak aşağıdaki ilkeleri paylaşmışlardır (Donovan, 2001, s.27):

  1. Akla inanç: Akıl ve Tanrıyı neredeyse eşanlamlı gören liberal feministler her bireyin kendi aklına ve vicdanına sahip olduğunu vurgulamış, gerçeğin en güvenilir kaynağının gelenekler veya kurumlar değil, bireysel vicdan olduğunu savunmuşlardır.
  2. Kadınlarla erkeklerin aynılığı: Liberal feministler kadınların ve erkeklerin ontolojik olarak benzer olduğuna inanmış, ruhları, akılları veya yetenekleri arasında bir fark olmadığını savunmuşlardır.
  3. Eğitim: Toplumsal değişim ve dönüşüm için en önemli yolun eğitim, özellikle de eleştirel düşünebilme eğitimi olduğunu savunmuşlardır.
  4. Bağımsızlık: Liberal feministler bireyin diğer bireylerden ayrı olarak gerçeği arayan, yalnız, bağımsız bir varlık olduğunu ve haysiyetinin de bağımsızlığına bağlı olduğunu savunmuşlardır.
  5. Doğal haklar doktrini: Liberal feministler doğal haklar doktrinine bağlı kalmış, birçoğu kendini siyasal haklarla sınırlamasa da hareket ağırlıkla oy verme hakkı talebine yoğunlaşmıştır.

Liberal feminizmin önde gelen isimlerinden Mary Wollstonecraft’ın 1792 yılında yazdığı “Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi” adlı eseri ilk büyük ve sistematik feminist tezdir ve feminist teorinin klasiklerinden biri olarak kabul edilmektedir (Donovan, 2001, s.28; Pilcher ve Whelehan, 2004, s.52).

Wollstonecraft kadınların tek amaçlarının erkekleri memnun etmek için hayatın akılcı olmayan, duygulara ait yanını geliştirmek olduğunu düşünür. Bu rol kadınların itibarlarını zedelemekte, akıllarını ve eleştirel yeteneklerini geliştirmelerine engel olmaktadır. Kadınların akıllarını geliştirmelerine engel olan etkenlerden biri sürekli gerçeği gizleyen aracılarla, yani erkeklerle uğraşmak zorunda kalmaları, diğeri de kendilerini geliştirmelerine engel olan eğitim sistemidir. Wollstonecraft kadınlarla erkeklerin aynı eğitimi almaları gerektiğini, bu eğitimle eleştirel düşünmeyi öğrenen kadınların kendi kaderlerini belirleyebileceklerini ve erkeğe hizmet etme rolüne boyun eğmeyeceklerini savunur (Donovan, 2001, s.30-33).

Liberal feministlerin öncülerinden bir diğeri F. Wright’tır. Wright insanların yarısının, yani kadınların baskı altında olmasının bütün insanlığın gelişimini yavaşlatacağını düşünür. Akılcı olan Wollstonecraft’ın aksine Wright ampiristtir ama kadınların boyun eğmekten ancak eleştirel düşünmeyi öğrenerek kurtulabileceği konusunda hemfikirdirler (Donovan, 2001, s.31).

Aynı düşünceyi Sarah Grimké de paylaşır. Kadınların yüzyılların kemikleşmiş görüşleri ve geleneklerinin ağırlığının altından kalkabilmek için kendi gerçekliklerini dillendirmek ve meşrulaştırmak zorunda olduklarını düşünen Grimké kadınlara uygulanan baskıyı meşrulaştırmak için kullanılan kutsal kitaptaki temel bölümlerle ilgili metin analizleri yapmış, İncil’i eleştirel bir şekilde tefsir etmiştir. Analizi pek çok açıdan Wollstonecraft’la benzeşse de Grimké daha radikal fikirlere sahiptir, bir sınıf olarak erkeklerin kadınları kendilerini memnun etmeye koşullandırdıklarını, kadınların eğitim almalarına ve eleştirel düşünme becerisi geliştirmelerine karşı çıktıklarını düşünür (Donovan, 2001, s. 35-39).

Bununla beraber Grimké’nin analizi de kadınlarla erkeklerin eşit ve ontolojik açıdan aynı olduklarını, insan doğasının aynılığını savunan Aydınlanma düşüncesine dayanır. Francis Wright da Sarah Grimké de kölelik karşıtıdırlar. Bu dönem feministlerinden bazıları tartışmalarında köle ve kadın arasındaki benzerliği kullanmışlardır. Aynı erkek bir köle gibi beyaz bir kadının da kendi adı olmadığını, efendisinin adıyla çağrıldığını, malları, çocukları üzerinde vesayet hakları, resmi varlıkları olmadığını ve efendisi tarafından cezalandırılabileceğini vurgulamış, kölelik karşıtı hareketi kadın çalışmalarının merkezine yerleştirmişlerdir (Donovan, 2001, s.50- 51).

Sojourner Truth (1797-1883) da eski bir köledir ve kölelik karşıtı bir feministtir. Truth bireysel özgürlüğü mümkün kılan koşulların ekonomik, yasal ve manevi yönlerini vurgulamış, özgürlüğün beyazlığın, erkekliğin ve mülkiyetin sağladığı baskın kimliklerle şekillendiğini anlatmıştır. Irksal ve cinsel baskıyı kuran siyasal yapının değişmesi ve kölelerin, siyahların ve kadınların insan olarak, ahlaki varlıklar ve yurttaşlar olarak kabul edilmesi gerektiğini savunmuştur. Truth ayrıca kadınlar adına konuşanın kim olduğunu da sorgulamış, kadınlardan bahsedilirken hangi kadınların temsil edildiğinin önemli olduğunu vurgulamış, siyah kadınlarla beyaz kadınlar arasındaki eşitsizliklere dikkat çekmiştir (Naranch, 2016, s. 227-30).

Birinci dalga içinde yer alan liberal feministler burada anılanlarla sınırlı değildir, John Stuart Mill, Maria Stewart, Elisabeth Cady Stanton, Susan B. Anthony, Harriet Taylor ve Alice S. Rossi gibi önemli isimler bu dönem kadın hakları için yapılan mücadeleye teorik ve politik anlamda katkıda bulunmuşlardır. Liberal feminizm sadece birinci dalgayla sınırlı kalmaz. Aralarında Susan Okin, Jean Hampton, and Martha Nussbaum’un da yer aldığı çeşitli düşünürler liberal feminist teori altında yer alır. Ruth Abbey, 2011 yılında yazdığı “Liberal Feminizmin Dönüşü” adlı eserde liberal feminizme yönelik eleştirilere cevap vermeye çalışır ve her ne kadar zayıf yönleri olsa da liberal feminizmin ilke olarak bu zayıflıkları aşabileceğini savunur. Liberal feminizm genel olarak orta sınıftan doğmuş olan, kadın erkek ilişkisini bir güç mücadelesi olarak görmeyen, ataerkilliği ve kapitalizmi analizlerine yerleştirmeyen ve bu nedenlerle eleştirilen bir teoridir, ancak içinde doğduğu tarihsel koşullar dikkate alındığında, mevcut düzeni değiştirmeye çalışan ilerici bir hareket olarak görülebilir.

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 3781, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 2595

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*