Rönesans'ta Toplum ve Devlet Öğretileri

Orta Çağ’ın Tanrı devleti odaklı bir devlet anlayışı vardı. Önemli olan “bu dünya”daki yaşam değil, “öbür dünya”daki yaşamdı. Rönesans ile “bu dünya” yeniden Eski Çağ’da olduğu gibi asıl önemli olan şey hâline geldi. “Rönesans’la birlikte Orta Çağ’ın bu dinsel anlayışının yerini, artık “öbür dünya”ya değil, “bu dünya”ya bağlı olmak isteyen bir anlayış alır” (Dinçer 2010, s. 191). Bu yüzden Rönesans bir anlamda Eskiçağ’ın yeniden doğuşudur. Rönesans’ın doğalcı tavrı sonucu doğal hukuk, insanların doğaları gereği sahip oldukları haklar, doğal adalet gibi kavramlar Hukuk ve Siyaset Felsefelerinin temel ilgileri hâline geldi.



Rönesans ‘yeniden doğuş’ anlamına gelmektedir.

Orta Çağ'ın evrensel devleti Tanrı devletinin yeryüzündeki temsilcisi olan Kilise’ydi ve bütün siyasal gücü kendi elinde bulundurduğundan her türlü ulusal siyasal oluşumun ve ulus devletlerin üstündeydi.


Rönesans'ta din de içinde olmak üzere sanat, edebiyat, bilim, devlet Kilise’den bağımsız ve özerk olan kurumlar olarak yeniden doğarlar. Rönesans dönemine kimliğini ve ruhunu veren işte bu yeniden doğuş, ama Kilise’den bağımsız olarak yeniden doğuştur.



Rönesans’ta çeşitli düşünceler ortaya çıkmıştır. Kuşkusuz bunlardan en önemlisi ‹talya’da ortaya çıkan Hümanizm akımı olmuştur. Hümanizm Rönesans siyasal öğretilerine de temel olmuş ve bu dönemde laik devlet anlayışları ortaya çıkmıştır.

“Rönesans’ta ulusal bilinç uyanmaya başlayınca, Orta Çağ devletinin evrenselci yapısı yıkılıp yerini ulusal devletlerin çokluğu alır” (Dinçer 2010, s. 191). Bu bir anlamda ulusdevletlerin Kilise’nin egemenliğinden kurtulması ve laikleşmesi olmuştur. Bu siyasal özerkleşmenin düşünsel temelleri de Rönesans’ta atılmıştır.

İlgili Konu Başlıkları
 
- Niccolo Machiavelli: İlk laik devlet kuramı  
- Jean Bodin'in doğal adalet anlayışı  
- Hugo Grotius'un doğa yasasına dayalı devlet tasarımı  
- Toplum (devlet) tasarımları olarak ütopyalar  




Rönesans yeniden doğuş anlamına gelir ve Rönesans'ta yeniden ortaya çıkan şey Eskiçağ’ın insan merkezli tutumudur. Rönesans'ın bu doğalcı tavrı bu dönemde ortaya konulan siyaset görüşlerine de yansımıştır. Bu dönemde ortaya çıkan görüşler bir bakıma Ortaçağ’ın Tanrı merkezli bakış açısına bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Rönesans döneminin en önemli siyaset kuramcılarından biri de Machiavelli’dir. Ortaçağın dinsel gücü ön plana çıkaran tutumuna karşı çıkarak siyasal güç olarak devleti dinsel gücün üstüne yerleştirmiştir ve devletin temelini insan doğasında bularak devleti doğal bir varlık olarak düşünmüştür. Bu Rönesans'ın doğalcı tavrını yansıtan bir bakıştır. Yine Jean Bodin ve Hugo Grotius gibi düşünürler de doğal hukuk ya da doğa yasası tasarımlarıyla Rönesans'ın doğalcı tavrını siyaset görüşlerinde ortaya koymuşlar ve devleti doğal bir varlık olarak ele almışlardır. Rönesans düşünürlerinin siyaset kuramlarında ortaya koydukları devleti doğal bir varlık olarak gören bu düşünce Eskiçağ filozoflarından Platon ve Aristoteles’te de vardır. Buna karşılık Ortaçağ dinsel bir bakış açısından bir devlet kuramı ortaya koymuş ve Tanrı devleti tasarımını ileri sürmüştür. Toplum ve devlet öğretileri bakımından Rönesans ve Ortaçağ’ı birbirinden ayıran en önemli nokta Rönesans’ın tıpkı Eskiçağ düşünceleri gibi doğal olanı hareket noktası olarak ele alması, buna karşılık Ortaçağ’ın Tanrı sözü olan vahiyi hareket noktası olarak almasıdır.

Derleyen:
Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı