|
Homeros Kimdir?
Homeros Antik Yunanistan'da yaşamış İyonyalı ozandır.
Batı Edebiyatı'nın ilk büyük eserleri sayılan İlyada ve Odysseia
Destanları'nın yaratıcısı veya derleyicisi olduğu kabul edilir. Yaşamı
hakkında çok az bilgi vardır. Kendisinden çok sonraları gelen Klasik Çağ
yazarlarınca Truva Savaşı sırasında (Milattan Önce 12. yy) yaşadığı
rivayet olunmuşsa da, destanlarında kullandığı dilden hareketle, günümüz
araştırmacılarınca Milattan Önce 8. veya 9. yüzyıllarda, Batı Anadolu'da
büyük ihtimalle Smyrna'da (bu günkü adıyla İzmir) yaşadığı ifade edilir.
Ancak gerçekte Homeros isimli bir şair yaşadıysa bile bu destanları
yaratan veya derleyen tek bir ozan olmadığını düşünen araştırmacılar da
vardır. Hayatıyla ilgili bir başka rivayet ise kör olduğudur. Fakat
destanlarındaki betimlemelerin canlılığından, destanlarını yazdığında
kör bile olsa bir zamanlar gözlerinin gördüğü anlaşılır.
Yazdığı destanlar Klasik Çağ Yunan Edebiyatı'nı ve Mitoloji'sini
derinden etkilemiş ve bunların aracılığıyla da bütün batı edebiyatına
etki etmiştir.
İrlandalı yazar James Joyce'un Ulysses'i, İngiliz yazar Shakespeare'in
Troilus ve Cressida'sı, Romalı şair Virgil'in Aeneid'i Homeros'un
destanlarından derin izler taşıyan eserlerdendirler.
Ek Bilgiler
Eski Yunan kültürünün en parlak örneklerinden olan ve Yunan
mitolojisini temellendiren iki epik destandan sözedeceğiz bugün; "İlyada"
ve "Odysseia"dan... Yaklaşık 3000 yıl öncesine, İ.Ö 1000'li yıllara
kadar uzanır dünyanın en sevilen fantastik hikayelerinin ortaya çıkışı.
Bilgi yarışmalarının kolay sorularındandır bu destanların yazarı.
Homeros yanıtına hepimiz katılırız, ama böyle bir insanın gerçekten
yaşayıp yaşamadığı hakkında kesin bir bilgi de yok elimizde. Bazı
edebiyat tarihçilerine göre, tarihin fantastik yorumları olan "İlyada"
ve "Odysseia", yüzlerce yıl içerisinde, birçok şairin katılımıyla vücut
bulmuş anonim eserlerdir. Ancak, kim ve kimler tarafından kaleme
alınırsa alınsın, insanlık tarihinin yarattığı en önemli metinler
oldukları asla tartışılmayacaktır.
İLYADA
Homeros imzalı iki destan birbirini tamamlayıcı niteliktedir ve yirmi
yıla yayılan ana hikaye "İlyada" ile başlar. Çanakkale yakınlarındaki
Truva (Troya) kenti kuşatması; savaş, kahramanlık, dostluk, aşk, ihanet,
intikam gibi duyguların işlenmesine zemin teşkil etmiştir. Tanrıça Hera,
Athena ve Afrodit arasındaki güzellik yarışmasının hakemi yapılan Paris,
-aldığı rüşvet sonucu- Afrodit'i birinci ilan eder. Afrodit'in Paris'e
verdiği rüşvet, ölümlü kadınların en güzel Helen'dir. Ancak Helen,
Lecademon kralı Menealos'un karısıdır. Tanrıçanın büyüsü ile Paris'e
aşık olan Helen, onunla birlikte Troya kaçar. Öfkelenen Menelaus,
kardeşi Agamemnon, yarı ölümlü kahraman Akilleus, insanların en kurnazı
Odysseus ve bazı Yunan prensleri ile birlikte Troya'ya çıkarma yapar. On
yıl süren savaşlardan bir sonuç alınamayacağı sanılırken, Odysseus'un
bulduğu bir hileyle; o ünlü tahtadan at esprisiyle, kentin kapılarını
açmayı başarır kuşatmacılar ve İllios (Troya) kenti düşer, adalet yerini
bulur.
ODYSSEIA
Dostu Agamemnon'un yanında savaşmak için karısı Penelope ve oğlu
Telemakhos'u geride bırakarak Troya'ya doğru yola koyulan İtaka kralı
Odysseus'un savaşın bitimi ile başlayan olağanüstü serüvenlerini anlatır
"Odysseia" destanı. Kurnaz ama biraz sivri dillidir kahramanımız; dönüş
yolculuğunda tutulduğu fırtına karşısında deniz tanrısı Poseidon'a
meydan okuyunca, tanrının gazabına uğrar ve bir türlü evinin yolunu
bulamaz. On yıl sürer Ege denizinin bir yakasından bir yakasına
savruluşu (bugün bir iç deniz gibi görünen Ege, antik çağlar için bir
okyanus algılamasındadır ve böylelikle mesafe kavramının yaşanılan bölge
ile sınırlı olduğunu bir kez daha anlarız). Tek gözlü, insan yiyen
devleri, gemicileri baştan çıkaran sirenleri ve Yunan mitolojisinden
çıkıp gelen daha nice tehlikeyi savuşturan Kral, ülkesine döndüğünde
karısını -kendisinin vasiyetine uygun olarak- evlilik hazırlıklarında
bulur. Yarışmayı kazanan prens olacaktır kraliçenin eşi. Kılık
değiştiren Odysseus, teker teker yener koca adaylarını ve hem karısına
hem de tahtına kavuşur.
Homeros ve Eski Yunan edebiyatı
Edebiyatın geliştiği ilk uygarlıktır Eski Yunan. Elbette Anadolu'da,
Mezapotamya'da, Mısır'da yaşayan diğer topluluklarda da güzel sanatlara
karşı bir ilgi olmuştur, ama Yunan şiiri düzeyinde bir eser göstermek
mümkün değildir. Bu anlamda, tüm şairlerin babasıdır Homeros! Yeryüzünde
şan ve şerefin en büyük erdem kabul edildiği çağlara en uygun düşen
edebi tarzdır şiir. Olaylar, karakterler, hurafeler, örf ve adetler de
şairlerin zihinlerindeki imgeleri ateşleyici kaynaklardır elbette.
Destanlara hakim olan gerçeküstü, fantastik ve metafizik öğeler,
yalnızca yazarların tahayyül gücüne mal edilemez; insanlarla tanrıların
yan yana getirildiği bu manzum hikayeleri yaratan toplulukların dünyayı
yorumlayışının kendisi fantastiktir aslında. Homeros'un metinlerindeki;
erkekler arasındaki dostluk, tanrıların hazırladığı bir kader olarak
aşk, kendini hep hissettiren cinsellik, kadınların ihaneti, toplumun her
çeşit beceriye hayranlık duyma eğilimi, yarışmaların yaygınlığı, eğlence
tutkusu ve coşkunluk gibi motifler, Eski Yunan toplumunun yaşam
biçimlerinin ve ruh halinin yansıması olarak, gerçeküstü bir anlatımın
ardındaki somut gerçeklerdir.
Dikkat edilecek olursa, olayların felsefi yorumları yoktur "İlyada" ve "Odysseia"da,
ama bu olayların, çevrenin, giysilerin, karakterlerin inceden inceye
tasvir edilişi hemen fark edilir. "Şair görmüştür, size de gösterir.
Gördükleri ona tesir etmiştir, o da bu tesirleri size nakleder...
Homeros'u okuyun, o her şeyi, herkesin her gün karşılaştıklarını bile
tasvir eder; mesela adanın su ile çevrildiğini, öğleyin güneşin tam
tepemizde olduğunu yazmaktan imtina etmez.Her şeyi tasvir etmek
zorundadır, çünkü onun çağında her şey ilgilendirir okuyucuyu".
Tekrarlar yapar, ama bıktırıcı değildir. Çünkü yaptığı tekrarlar, farklı
anlarda yeniden ortaya çıkan duygulardan kaynaklanmıştır ve bu
tekrarlar, sözel kültürün etki yaratma araçlarıdır aynı zamanda.
İlk bakışta çok eskimiş ve çocuksu gelebilir Homeros'un destanları.
Mitolojiden, fantastik anlatımdan hoşlanmayanlar ise onları saçma
bulacaklardır. Oysa bu metinlerde, insanoğlunun yüzyıllardan beri
değişmeyen pek çok temel dürtüsü, duygusu vardır. Onları tüm zamanlarla
çağdaşlaştıran yani "klasik" yapan işte bu özellikleridir. Üstelik, "İlyada"
ve "Odysseia, bir yandan Yunan tragedyalarının habercisidir, diğer
yandan, yalın bir dille kaleme alınan daha doğrusu söze dökülen
destanlardaki anlatım tarzı; geçmiş ve şimdi arasında gidip gelerek
-zaman akışını kırarak- aktarılan hikayeler, modern edebiyatın bilinç
akışı tekniğinin öncüsüdür. Usluptaki sadeliğin asıl nedenini ise, o
çağlarda sözlü anlatımın müzik eşliğinde yapılmasında bulabiliriz. Ancak
bu sadelik, bir cansızlık anlamına gelmez; tersine, çok canlı ve
eğlenceli bir havası vardır Homeros hikayelerinin. Yukarıda da
belirttiğim gibi, gördüğü, bildiği insanlar, mekanlar ve eşyalardır onun
anlattıkları. "Homeros, sürülmüş bir tarlayı, buğday-yürekli ekmeği,
kuşların uçuşunu, yontulmuş bir iskemleyi, limanda bir gece-göğüne karşı
duran gemileri, derede çamaşır yıkayan kadınları anlatır. Yalındır,
canlıdır, klasiktir...
|