Platon’un Mağarası Nedir? Mağara Alegorisi Ne Demektir?

Yunan filozof Platon’un kullandığı birçok imge ve benzetmenin arasından muhtemelen en ünlüsü olan Mağara Alegorisi, filozofun idealar kuramı çerçevesinde anlattığı ideal devlet biçimini ve bu devletin ideal yöneticisi olan filozof kralı tanımladığı “Devlet” isimli yapıtının 7. kitabında yer alır.



Platon’un mağarasının nasıl yorumlanması gerektiğinin ayrıntıları çok tartışılmışsa da genel anlamı açıktır. Mağara, “değişim alemi”ni temsil eder. Bu alemde her şey kusurludur ve sürekli olarak değişir. Sıradan insanları simgeleyen zincire vurulmuş tutsaklar, sanı ve yanılsamalardan oluşan bir dünyanın baş aktörleridir. Mağaranın dışında bulunan dünya ise “varlık alemi”ni temsil eder. Kusursuz, ebedi ve değişmez olan şeyler, bu hakikat evreninde yer alır.

Platon’a göre bilinen şeyler sadece gerçek olmakla kalmayıp aynı zamanda kusursuz ve de değişmez olmalıdır. Ne var ki mağaranın içindeki dünyada bulunan hiçbir şey bu tanıma uymaz. Çünkü görünen dünyadaki hiçbir şey bir bilgi nesnesi ve gerçeklik olamaz. Bu nedenle Platon’un “idealar” diye tanımladığı kusursuz ve değişmez varlıkların yer aldığı başka bir evren daha söz konusu olmalıdır. Buranın adı da “İdealar dünyası”dır. İdealar dünyasında, örneğin, bir Adalet İdeası vardır. Görünen evrendeki herhangi bir adil eylem, sadece idealar evrenindeki bu adalet ideasının bir kopyası ya da taklidi olarak var olabilir. Mağara alegorisinde, idealar arasında hiyerarşik bir yapı mevcuttur. Bu yapının en üstünde, İyilik İdeası ve onun temsilcisi olan güneş vardır.



Platon dünyanın gerçekte nasıl olduğunu yalnızca filozofların anladığını düşünür. Çünkü filozof duyularına dayanarak değil de düşünmeyle gerçekliğin doğasını keşfederler. Bu fikri anlatmak için Platon bir mağarayı betimler. Bu hayali mağarada, yüzleri duvara dönük, zincirlerle bağlı insanlar vardır. Önlerinde, gerçek şeyler olduğuna inandıkları titreşen gölgeleri görebilirler. Gördükleri gerçek değil, arkalarında yanan bir ateşin önünde duran nesnelerin meydana getirdiği gölgelerdir. Bu insanlar tüm yaşamlarını, duvara yansıyan gölgelerin gerçek dünya olduğunu düşünerek geçirirler. Sonrasında içlerinden biri zincirlerini kırar ve ateşe doğru döner. Gözleri ilkin bulanıktır, ama sonra nerede olduğunu görmeye başlar. Mağaradan sendeleyerek çıkar ve nihayet güneşe bakabilir. Mağaraya geri döndüğünde, dışarıdaki dünya hakkında söylediklerine kimse inanmaz. Zincirlerini kıran kişi bir filozof gibidir. Görünüşlerin ötesini görür. Sıradan bir insan gerçeklik hakkında az bir fikre sahiptir, çünkü onu derinlemesine düşünmektense, hemen önünde duran şeye bakmaktan hoşnuttur. Ne var ki görünüşler aldatıcıdır. Gördükleri gölgelerdir, gerçeklik değil.



Mağara Meseli Birinci Anlatım:

Ömrünüz boyunca, ellerinizden ve ayaklarınızdan zincire vurulmuş bir hâlde, karşınızda, birkaç metre ötenizde bir duvar olacak biçimde, karanlık bir mağaraya hapsedildiğinizi düşünün. Öyle bağlanmışsınız ki başınızı kıpırdatmanız bile imkânsız. Bu nedenle yalnızca tam karşınızda bulunan duvara bakabiliyorsunuz. Arkanızda ise cayır cayır yanan bir ateş var. Sizinle ateşin arasında da sizi tutsak edip bağlayanların gündelik yaşamlarını geçirirken kullandıkları bir yol var. Sizin ve mağaradaki öteki tutsakların gördüğünüz ve düşünebildiğiniz, üzerine söz söyleyebildiğiniz tek şey, ateş ile sizin aranızdan geçenlerin duvara yansıyan gölgelerinden ibaret...

Şimdi zincirlerden kurtulduğunuzu ve mağarada serbestçe dolaşabildiğinizi hayal edin. Sonra yavaş yavaş mağaranın içindeki durumu açıkça görmeye ve eskiden salt gerçeklikler olarak algıladığınız gölgelerin gerçek kaynağını anlamaya başlarsınız. En sonunda mağaradan ayrılıp güneşin aydınlattığı dış dünyaya çıkarsınız ve pırıl pırıl bir dünyada, var olan bütün gerçekliği, bütün çıplaklığıyla görürsünüz.




Mağara Meseli İkinci Anlatım:

Bir mağara düşünün. Mahkûmlar, yüzleri mağaranın arka duvarına dönük zincirlenmişlerdir. Bütün ömürleri boyunca orada tutulmuşlar ve başları, duvar dışında hiçbir şey göremeyecek şekilde sabitlenmiştir. Arkalarında bir ateş yanmakta ve sırtlarıyla ateş arasında bir yol vardır. Bu yolda yürüyen insanların gölgeleri mağaranın duvarına vurur; gelip geçenlerden bazıları ellerinde hayvan modelleri taşırlar ve onların da gölgesi duvara yansır. Mağaranın içindeki mahkûmlar her zaman yalnızca gölgeleri görürler. Daha iyisini bilmedikleri için, gölgelerin gerçek şeyler olduklarına inanırlar, ama aslında gerçek insanları hiç görmezler.

Sonra bir gün mahkûmlardan birinin zincirleri çözülür ve ateşe doğru bakmasına izin verilir. İlk önce alevlerden gözleri kamaşır; ama giderek etrafındaki dünyanın farkına varır. Sonra mağaradan çıkarılıp gün ışığına getirilir; yine gözleri kamaşır. Yavaş yavaş önceki yaşamının yoksulluğunu kavramaya başlar: Bütün zenginliğiyle dünya arkasında parıldarken, o her zaman gölgeler dünyasıyla yetinmiştir. Şimdi gözleri gün ışığına alışınca, mahkûm arkadaşlarının neyi kaçırdıklarını görür ve onlara üzülür. Sonunda ışığa o kadar alışır ki doğrudan güneşe bile bakabilir.

Ardından mağaradaki yerine geri götürülür. Gözleri artık bu gölgeli var oluşa alışık değildir. Mahkûm arkadaşlarının gölgeler arasında kolayca yaptığı ayrımları o artık yapamaz. Arkadaşlarının bakış açısına göre, mağaranın dışına yaptığı yolculuk onun görme duyusunu mahvetmiştir. O gerçek dünyayı görmüştür; diğerleri yüzeysel görünüşler dünyasından memnun kalırlar ve dışarı çıkma olanakları olsaydı da mağaradan ayrılmazlardı.


Platon’un Formlar teorisinin, gerçekliğin doğasına ilişkin anlatımının unutulmaz bir imgesini verir. Ona göre insanoğlunun çoğunluğu mağaradaki mahkûmlar gibi salt görünüş dünyasından memnundur. Yalnızca filozoflar mağaranın dışına çıkıp şeyleri gerçekten oldukları şekliyle deneyimlemeyi öğrenir ve yalnızca onlar sahici bilgiye sahip olabilir. Gündelik algı dünyası durmadan değişmektedir ve kusurludur. Ama filozofların ulaştığı Formlar dünyası değişmez ve kusursuzdur. Beş duyuyla algılanamaz; bir kimse, ancak düşünce aracılığıyla Formları deneyimleyebilir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı