İdelerimizin Türleri Nelerdir?

Basit İdeler:
İdelerimizin bir bölümü basit, bir bölümü karmaşıktır. Basit ideler de kendi aralarında dış duyumun ideleri ve iç duyumun (düşünümün) ideleri olarak ayrımlaşır. Dış duyumun basit ideleri gözle algılanan aydınlık, dokunmayla algılanan sertlik gibi basit idelerdir. Bunlar tek duyumdan elde edilirler. Locke birkaç duyu ile oluşan uzay, uzam, biçim, devinim gibi basit dış duyum idelerinden de söz eder. Bunlar hem göz, hem dokunma ile beyne ulaşan idelerdir.



Basit ideler bilgimizin ilk ve yalın materyalini oluştururlar. Zihnimiz bunları doğrudan oluşturur çünkü bunları, yapısındaki alırlık sayesinde edilgin biçimde edinir. Zihnin, algı ve istek türünden edimleri ise, iç duyum, yani düşünüm yoluyla elde edilen basit idelerdir. Hem dış, hem iç duyumun basit idelerinin başındaysa haz ve acı gelir. Güç, varoluş, birlik gibi idelerde de duyum ve düşünüm birlikte iş başındadır. İdeler zihinde işleme girip düşünümün konusu olunca yalınlıklarını büyük ölçüde yitirip karmaşık (ya da bileşik) idelere dönüşürler.

İdeler basit ve karmaşık olmak üzere ikiye ayrılır. Basit ideler de kendi içlerinde dış duyumun ve iç duyumun ideleri olmak üzere ikiye ayrılırlar.



Karmaşık İdeler:

Bu ideler zihin tarafından edilgin biçimde alınmazlar. Zihin bunları basit idelerden, kendi etkinliğiyle oluşturur ve bu etkinlik üç türlüdür: İdeleri birleştirmek, birbiriyle kaynaştırmadan yan yana getirmek ve soyutlamak. Böylece (1) Birçok basit ideyi bir birleşik idede birleştirir. Örneğin beyazlık, katılık, tatlılık ve biçim ideleri birleştirerek kesme şeker idesini oluşturur. (2) “Basit ya da karmaşık iki ideyi alıp onları tek idede birleştirmeksizin birlikte bir görünüşlerini elde edecek şekilde yan yana getirir. Zihin bütün bağıntı idelerini bu yoldan edinir” (Locke, 1998: 123). Örneğin nedensellik ilişkisi bu şekilde oluşur; bir şey bir şeyin nedeni ya da etkisidir (3) Soyutlama edimi ile nesnelerin bazı nitelikleri onlardan çekip çıkarılır, yani soyutlanır ve soyutlananlar birleştirilerek ‘insan,’ ‘bitki’ gibi tümel kavramlar oluşturulur. Zihnin bu yollarla basit ideler üzerinde yaptığı işlemler farklı ide grupları oluşturur. Locke bunları kipler, cisimler-tözler ve bağıntılar olarak gruplar.



Cisim ve Töz İdeleri: Birleştirici edim sonucu yalın ideler birbirleriyle kaynaşarak bir cisim idesi ortaya koyarlar. Örneğin beyazlık, katılık, yuvarlaklık, soğukluk ve devinim ideleri kaynaşarak kartopu idesini oluşturur. Kartopu idesini ortaya koyan ideler gerçekte bu cismin nitelikleridir. Locke cisim idesinin oluşmasına yol açan bu nitelikleri birincil ve ikincil diye ikiye ayırır. Birincil nitelikler, cismin uğradığı bütün başkalaşımlara rağmen onda daima varlıklarını sürdüren niteliklerdir. Örneğin bir buğday tanesi kaç parçaya bölünürse bölünsün bir katılığı, uzamı, biçimi, boyutu, devingenliği olacaktır. Bunlar birincil niteliklerdir. (Locke, 1996: 105-106). İkincil niteliklerse cisimlerin kendilerinde bulunmazlar. Cisimlerin birincil niteliklerinin devinimleri sonucu bizde oluşan renk, ses, tat gibi duyumlar ikincil niteliklerdir. İkincil nitelikler açısından cisimlerin kendilerinde bizim idelerimize benzeyen bir şey yoktur. Onlarda bulunan yalnızca bizdeki duyumları üreten güçlerdir. Bizde ürettiklerine göre alev, sıcak ve aydınlık; kesme şeker, beyaz ve tatlı olarak belirlenmiştir. Bu nitelikler, genellikle bizde ürettikleri idelere benzermiş gibi düşünülür. Oysa bunlar nesnelerin birincil nitelikleriyle yine nesnede bulunan güç ilişkilerinin beynimizi etkilemesi sonucu zihinde oluşan izlenimlerden başka bir şey değildir.



Yalın ideler birleştirici edim sayesinde bir araya gelerek cisim idesini meydana getirir. Yalın ideler böylece cismin nitelikleri olurlar ve Locke bu nitelikleri birincil ve ikincil diye ikiye ayırır.

Bu noktada töz idesinin açıklanması önemlidir. Töz idesi, var olduklarını gördüğümüz ve kendilerini taşıyan bir şey olmadan var olamayacaklarına inandığımız nitelikleri taşıdığı varsayılan, bilinemez bir şeydir. Bu taşıyıcılık niteliğini imlemek üzere kendisine töz denir. Birincil ve ikincil niteliklerin taşıyıcısı olan töz, bunlara indirgenemez. Katılık ve yer kaplama da birincil nitelikler olduklarına göre bunlara da indirgenemez. O halde töz nedir, yeri neresidir? Locke, tözün ‘bilinmeyen bir şey’ olduğunu söyler. Bizde tözün bulanık ve göreli bir idesi oluştuktan sonra tözlerin özel türlerinin idelerini ediniriz. Bu deneyle ve insan duyumlarının gözlemlenmesiyle hep birlikte bulundukları saptanan ve bu yüzden de özdeğin içsel yapısından ve bilinmeyen özünden geldiği varsayılan basit ide bileşimlerinin toplanmasıyla olur. İnsan, at, su gibi idelere böyle varırız. Demek ki niteliklerin taşıyıcı- sı olan bir töz kabul edilse de, bunun tam bilgisinin edinilemeyeceği savunulmaktadır. Bu bilinemezlik özdeksel tözün sonraki bazı düşünürlerce hepten reddedilmesine yol açmıştır.

Locke, töz olarak cisimsel tözlerin dışında beden idesi kadar tin idesini de kabul eder. Zihnin düşünme, uslamlama, korkma gibi edimleri kendi başlarına var olamayacaklarına göre bunları taşıyacak bir töz de olmalıdır. Bu töz beden olamayacağına göre bunların taşıyıcısı ‘tin’ denen tözden başkası olamaz. Zihinsel edimlerin taşıyıcısı olan bir tinsel töz kabul etmek zorunluysa da, bunu da özü itibariyle asla tam olarak bilemeyiz. Tinin birincil ideleri düşünme ve devindiriciliktir. Düşünme ve istenç ya da bedeni düşünce ile devinime geçirme gücü ve bundan doğan özgürlük birincildir. Cisim kendindeki devinim gücünü itki yoluyla temas ettiği cisimlere nasıl geçiriyorsa, zihin de cisimleri kendi isteğine göre devinime sokar ya da devinimden alıkoyar. Cisimlerde itki yoluyla devinimin iletilme gücü varken zihinde düşünce yoluyla devinim üretme gücü vardır. Tek tek tinlerin karmaşık idelerini düşünümden elde ettiğimiz basit idelerin birleştirilmesi yoluyla elde ederiz. Örneğin kendi deneyimimizden varoluş, süre bilgi, güç, hoşlanma, mutluluk gibi ideleri edinmiş olduğumuz için bunları birleştirerek tek bir tinsel töze yükleyebiliriz. Bu tür yetkinlik idelerini bizdeki sonsuzluk idesiyle genişlettikten sonra bir araya getirerek Tanrı denen karmaşık ideyi kurmuş oluruz.



Moduslar (Kipler): Locke, nasıl birleştirilirlerse birleştirilsinler kendi başlarına var olmaları olası olmayan, cisimlere bağımlı olan veya onların etkileri olarak düşünülen ideleri kip başlığı altında toplar. Bunların özelliği kendi başlarına varoluşları olmaması, salt cisimlerin ya da tözlerin varlığına bağımlı olarak varlık kazanan ideler olmalarıdır. Uzay ve Uzam; Uzay idesinin hem görme, hem dokunmayla ilgili olduğu söylenmişti. Uzay, sadece iki cisim arasındaki uzunluk olarak ele alınırsa uzaklık olur. Uzunluk, genişlik ve derinlik olarak ele alındığında hacim- boyut (kapasite) olur. Uzam ise her türden ele alınışta uygulanır. Sınırsızlık; Uzamdaki her uzaklık idesi uzamın basit bir kipidir: Örneğin, metre, santimetre gibi. Bunları birbirlerine ekleyerek uzay idelerini istediğimiz kadar genişletebiliriz. Bu sınırsız ekleme ve genişletme gücü, bize sınırsızlık idesini verir. Süre, Zaman ve Sonsuzluk; Bize ardışıklık ilkesini sağlayan şey zihnimizde sürekli birbirini izleyen bir ideler dizisi üzerinde yaptığımız düşünümdür. Bu ardışıklığın bölümlerine ya da zihnimizdeki herhangi iki idenin görünüşleri arasındaki uzaklığa süre deriz. Zaman ise ölçülerle belirlenmiş süredir. Süre idesini edinen zihnin yapacağı ilk şey, değişik süre uzunluklarının ölçülmesini ve içinde birçok şeylerin yer aldığı düzenin görülmesini sağlayacak bir ölçüsünü bulmaktır. Çünkü bu olmadan bilgilerimizin çoğu bulanık kalır ve tarihin büyük bölümü tümüyle yarasız olur. Zaman adını almaya en uygun şey belli dönemlere göre saptanıp ölçü ve dilimlere göre belirlenmiş süredir (Locke, 1996: 138). Eşit ölçülmüş zaman sürelerini istediğimiz sayıda birbirine sınırsızca ekleyerek sonsuzluk idesini elde ederiz. Sayı; Locke’a göre en basit ve evrensel ide sayıdır. Bu idede hiçbir değişiklik ya da bileşiklik izi yoktur. zihnimizdeki her ide, her düşünce bu ideyi de birlikte getirir. Bu yüzden en evrensel idedir. Varolan ya da düşünülen her şeyin bir sayısı vardır. Bir birim idesini zihnimizde yineleyerek ve bu yinelemeleri birbirine ekleyerek sayı kiplerinin karmaşık idelerini elde ederiz. Bu şekilde bire bir ekleyerek iki ya da çift karmaşık idesini on iki birimi birbirine ekleyerek, ‘düzine’ idesini elde ederiz. Sayılardaki tanıtlamalar en kesin olanlardır çünkü sayılardaki değişiklikler uzam değişikliklerine göre daha açık ve sağındır. Zihin, bizce ölçülebilen ve başlıcaları uzam ve süre olan her şeyi ölçmede sayıyı kullanır. Sonsuzluk idesi de uzam ve süreye uygulandığında bile yalnızca sayı sonsuzluğu olarak görünür. Sayıların düzenli olarak toplanabilirliği-birbirine eklenebilirliği bize sonsuzluğun en açık ve seçik idesini vermektedir.

Düşünümün (rerfleksiyonun) Kipleri:
Zihin kendi içinde akıp giden eylemlerini gözlemlediğinde ilk ortaya çıkan şey düşünmedir. Düşünmede çeşitli değişimler meydana gelir ve böylece farklı kipleşmeler ortaya çıkar. Bir dışsal nesnenin bedende yarattığı her izlenimle birlikte giden ve ona eklenen algılama, düşünmenin bütün öteki kiplerinden seçik olarak zihne duyum dediğimiz seçik ideyi sağlar. Aynı ide dışsal duyu üzerinde benzer nesnenin bir işlemi olmadan zihinde yeniden ortaya çıkarsa buna da anımsama denir. Eğer anımsanan şey uzun süre dikkatli inceleme altında tutulursa buna içgözlem (içebakış) denir. İdeler zihnimizde zihnin düşünümü ya da bakışı olmadan dalgalanırsa buna düşlem denir. İdeler ayırt edilmiş ve sanki belleğe işlenmişlerse bu da dikkat denen şeydir. Zihnin bir ideyi seçip ona yoğunlaşması dikkatini yoğunlaştırma ya da irdeleme durumudur.

Duyum ve Düşünümün Birlikte Elde Ettiği İdeler:
Bunların en başında haz ve acı gelir. Bedendeki duyumların ya kendi başına ya da acı ya da hazla birlikte oluşu gibi zihnin düşünce ya da algısı da ya kendi başınadır ya da haz ya da acıyla birliktedir. Bunlar da öteki yalın ideler gibi tanımlanamazlar. Bunları tanımanın yolu da sadece deneyimdir. Haz ve acı bazen bedendeki bazen zihinsel düşüncelerdeki düzensizlikten doğan zihnin değişik durumlarıdır. İyi ve kötü de haz ve acının ifadeleridir. Bizde haz doğuran şeye iyi, acı doğuran şeye kötü deriz. İyi ve kötü, tutkularımızın üzerinde döndüğü ana eksenlerdir. Sevgi, nefret, sevinç, korku vb tutku türleri içinde yer alırlar. Bunların hepsi düşünümün kipleridirler.



Bağıntı İdeleri: Zihnin, cisimlerin kendilerinden edindiği basit ya da karmaşık idelerden başka bir de o şeyleri ölçüştürerek oluşturduğu, yani aralarında ilişki oluşturulan ya da ilişkili olduğu görülen ideler vardır. Varlıklar birbirleriyle bir şekilde ilişkili ise bu ilişkinin ya da bağıntının idesinin olması doğaldır. Bağıntı idelerinde, ideler birbirleriyle kaynaşmadan yan yana konmuşlardır ve bu yan yanalıktan yeni bir ide doğmaktadır. Nedensellik idesi bu türden bir idedir. Ayrıca bazı ideler ötekilerle bağlılaşım içindedir. Örneğin baba ve oğul, neden ve etki gibi. Locke’a göre idelerden sınırsız sayıda başka ide türetilebilir. Çünkü saltık görünen pek çok terim anlam olarak bağıntı içerir; anne, kardeş, dost, patron, Avrupalı v.b. pek çok kavram buna örnektir. Bağıntı bir şeyin, kendi dışındaki bir şeyle birlikte düşünülmesi olduğuna göre bağıntı terimleri zihni adın belirlediği öznenin ötesine yöneltir. Bağıntı idelerinin en önemlileri neden ve etkidir. fieylerin sürekli değişiminde birçok tikel nitelik ve cismin ortaya çıktığı, bunların, varoluşlarını başka bir varlığın etkisine borçlu olduğu görülür. Bu gözlemden neden ve etki ideleri doğar. Bir yalın ya da karmaşık ide üreten şeye neden, üretilen şeye etki adını veririz (Locke, 1996: 188). Bağıntılar içinde zaman, yer ve uzam bağıntıları da önemli yer tutar. Oran bağıntıları, doğal bağıntılar, kurumlaşmış bağıntılar, ahlak ilkeleri gibi şeyler de bağıntı ideleri arasındadır.

Hazırlayan:
Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı