Gilbert Ryle: Zihin-Beden Ayrımı ve Kategori Hatası

Gündelik dilde kullanırken sorun yaşamadığımız terimler (bilinç, madde, anlama, işaret vb.), felsefeciler bunlar, ele almaya başladıklarında sorunlar çıkmaktadır. Neden? Ryle burada sorunun kaynağını felsefecilerle uzmanları karşılaştırarak teşhis etmeye çalışır. Herhangi bir konudaki uzmanlar kendi alanlarına giren malzeme ve nesnelerle ilişki kurarak, onlarla uğraşarak kendi uzmanlıklarını geliştirirler. Ryle şunu sormaktadır: “Biliş, duyumlama, ikincil nitelikler ve özler” gibi kavramlar söz konusu olduğunda, felsefeciler hangi özel işleri yaparak uzmanlık/ustalık kazanmaktadırlar (“Ordinary Language”, s.123-4). Ryle böyle bir özel iş ya da etkinlik olmadığını ve önünde sonunda felsefecilerin kullandıkları kavramların, sürekli boşa dönerek farklı yönleri gösteren bir pusula gibi hiçbir zaman kuzeyi göstermediğini iddia etmektedir.



Ryle felsefenin yöntemine ilişkin geliştirdiği tüm düşünceleri, “zihin” kavramına ilişkin olarak tartışmaya koyar. Ryle, Descartes’ın kullandığı biçimiyle zihin kavramını ele alır. The Concept of Mind adlı çalışmasında, Kartezyen İkiciliği (zihin ve bedenin iki ayrı töz olarak sunulmasını), Descartes’ın miti olarak adlandırır. Ryle, Descartçı ikiciliğin temel tezlerini sunduktan sonra görüşlerini şöyle ifade eder:

İşte bu ana hatlarıyla resmi kuramdır. Ben onun hakkında sık sık, kötü bir sözü kasten kullanarak, “Makine’deki Hayalet Dogması” diye konuşacağım. Onun, sadece ayrıntıda değil ilkesel olarak, tamamen yanlış olduğunu gösterebilmeyi umuyorum. O büyük bir hatadır ve özel bir tür hatadır. O, adlandırmam gerekirse, bir kategori hatası dır. Zihinsel yaşamın olgularını, onlar gerçekte başka birine aitken, belli bir mantıksal tipe ya da kategoriye (veya tipler ve kategoriler silsilesine) aitmiş gibi temsil etmektedir. Dolaysıyla bu dogma bir felsefecinin mitidir (The Concept of Mind, s.15-6).


Ryle kategori hatasıyla neyi kastettiğini bir örnekle şu şekilde anlatır:



Oxfordu ya da Cambridge’i ilk defa ziyaret eden bir yabancıya birçok kolej, kütüphane, oyun sahası, müze, bilimsel bölümler ve idari ofisler gösterilir. O ziyaretçi sorasında sorar: ‘Ama üniversite nerede? Kolejlerin üyelerinin nerede yaşadığını, Kayıt İşleri Yetkilisi’nin nerede çalıştığını, bilim insanlarının nerede deney yaptığını ve diğerlerini gördüm. Ancak üniversitenizin üyelerinin yaşadığı ve çalıştığı üniversiteyi henüz görmedim.’ O zaman kendisine üniversitenin diğerlerinin yanında bulunan bir kurum, kendisinin gördüğü ofislere, laboratuvarlara, kolejlere ek bir başka şey olmadığı söylenir. Üniversite tüm bu gördüklerinin belli bir düzenlenişidir. Onlar görüldüklerinde, aralarındaki eşgüdüm anlaşıldığında, üniversite görülmüş olur” (The Concept of Mind, s.16).

Ryle benzer bir düşünüşle zihnin, bedenin dışında ve ötesinde bir başka “şey” olmadığını, bir insanın zihninden bahsettiğimizde onun davranışlarının ve etkinliklerinin belli bir düzenlenişinden söz etmekte olduğumuzu söyler.

Ryle’a göre zihin başlı başına bir nesne değil, insanın davranışlarının ve etkinliklerinin belli bir düzenlenişidir.



Ryle, kitabın adında sadece “zihin” sözcüğü geçmekle beraber, kendisinin zihinle ilgili çok farklı kavramları bilmek, öğrenmek, keşfetmek, hayal etmek, ummak, istemek, acı veya haz hissetmek, bunalımda hissetmek vb. kavramları bu kitabında ele aldığını ifade eder (“Phenomenology versus ‘The Concept of Mind’”, s.188). Yukarıda ifade ettiğimiz haritacı benzetimine uygun olarak tüm bu kavramları, karşılıklı ilişkileri ve içermeleri ile birlikte ele alır.

Kitap, kartezyen felsefenin zihin anlayışından etkilenmiş felsefecilerin, zihinsel edimlere ilişkin sözcüklerden hareketle yapmaya yatkın oldukları “tip yanlışları”nı veya “kategori hataları”nı teşhir etmeye çalışır.

Descartes’ın iki dünya (iki töz) anlayışı varlıkbilimsel, bilgibilimsel ve anlambilimsel düzlemlerde farklı bağlanmalara yol açar ve bunların her biri, kendine özgü felsefî bilmeceler üretir.

Düşünürleri varlıkbilimsel anlamda bağlayan görüş, iki farklı şeyin (tözün) olduğu ve bunların bir biçimde etkileştikleri görüşüdür. Bu iki şeyden birisi, uzayzamanda yer alır ve mekanik yasalarına göre devinir. Diğeri ise uzay-zamanda yer almaz ve özünü düşünme oluşturur. Her nasılsa bu iki töz, birbiriyle etkileşim halindedir. Bu görüşe bağlanan bir zihin felsefecisinin amacı, zihinsel ve fiziksel özellikler arasındaki bağıntıyı açıklığa kavuşturmaktır. Bu sorun kısaca “zihin-beden problemi” olarak anılmaktadır ve günümüze kadar farklı kuramlar geliştirilmiş olsa da içinden çıkılabilmiş değildir.

İki farklı şeyin (tözün) olduğuna dair görüş, felsefecileri bilgibilimsel açıdan da bağlamaktadır. Bu kez ortaya çıkan sorun (bilmece) “başkasının zihni problemi” olarak anılmaktadır. Bedenle ilgili süreçler fiziksel oldukları için dışsal olarak gözlemlenebilmektedir. Oysa zihinsel süreçler “içsel” (yani dış dünyada belirli bir yeri bulunmayan) ve özel oldukları için gözlemlenemez. Söz konusu içsel haller, bu hallere sahip olan özne tarafından dolaysızca bilinebilir. Diğerleri ise bunları ancak dolaylı olarak ve çıkarımlar üzerinden bilebilirler. Ancak burada bir sorun bulunmaktadır. Ben sadece kendi zihinsel içeriğime ulaşabiliyorsam başkalarının zihinsel deneyimlere sahip olduğunu nasıl gerçekleyebilirim? Belki de onlar, sanki zihinsel deneyimlere sahipmiş gibi davranan otomatlardan ibarettirler.



Bu sorunla ilintili olarak, dilin kullanımına ilişkin bir başka sorun daha ortaya çıkmaktadır. Biz başkalarının karakter özelliklerini ya da sergiledikleri performansları, kendileri hakkında hiçbir bilgi sahibi olamadığımız zihinsel süreçlere bağlı olarak ifade ederiz. Bu süreçlere ilişkin fiiller, sıfatlar, sözcükler kullanırız. Bu durumda, söz konusu zihin anlayışı dilin bu sözcükleri içeren kısmına ilişkin olarak son derece yetersiz kalmaktadır (“Philosophical Arguments”, s.17).

Biz bu sözcükleri doğru bir biçimde kullanmakta, yanlış kullanımlarıyla karşılaştığımızda hemen düzeltebilmekteyiz. Öte yandan kartezyen düşüncenin telkin ettiği kurama göre, bizim bu etkinlikte söz konusu sözcükleri hiçbir surette kullanamamamı z gerekir. Ryle’ın eleştirisi, sadece zihinsel-içsel süreçlere gönderme yapan kuramlarla sınırlı değildir. Söz konusu içsel süreçleri fiziksel olana indirgemeye çalı- şanlar da bu eleştiriden paylarını almaktadır. Çünkü başkalarının zihinsel etkinliği ile ilgili kullandığımız ifadelerin doğruluk-şartlarını ister ulaşılamaz (bir bakıma saklı) bilinç süreçlerine, isterse de nörolojik-hesap kuramsal süreçlere bağlasın bu tür kuramlar söz konusu sözcükleri kullanımımızı bir gizeme bağlamaktadır.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı