Aşkın (Transandantal) Fenomenoloji

Göttingen Üniversitesi’nde fenomenolojik yöntemin ne olduğunu düşünürken Husserl Kant ve Kant sonrası Alman felsefesini okumaya başlamıştır. Bu süreç onu fenomenolojiyi transandantal bir felsefe olarak kavramaya götürecektir.



1913’te yayınlanan Ideen işte böyle bir kavrayış ortaya koyar. Husserl kendisinin icadı olan transandantal fenomenolojinin Kant’ın transandantal felsefesinden nasıl farklı olduğ unu uzun uzun düşünmüştür. Bu farklara kısaca işaret edelim: Husserl “fieylerin kendisine gidelim.” der. Fenomenolojinin sloganı budur. Bunun anlamı Husserl’in Kant’ın yaptığı “kendinde şey” (Ding an sich) ile fenomen arasındaki ayrı- mı reddettiğidir. Fenomenlerin gerisinde kendisini bilincin tecrübesine vermeyen kendinde şeyler yoktur öyleyse duyusal görü ve akli görü yoluyla biz bizzat şeylerin kendisini bilebiliriz. Bu noktada Husserl Kant’ın aklımıza çizdiği sınırları yine ihlâl eder çünkü Kant akli görü yetisine sahip olmadığımızı söyler. Husserl’le Kant arasındaki en önemli farklardan biri de Husserl’in bilinci yönelimsellik olarak düşünmesidir. Husserl’in yönelimsel sentezlerle yaptığı deneyime birlik verme işini Kant yargılarla yapar. Husserl Ideen’de transandantal bir indirgemeyle aşkın egoya ulaşılabileceğini söyler. Bilinçteki tüm yaşantılar bu aşkın egonun yaşantıları olarak tanınır. Böylece ego-cogito-cogitatum yapısı ortaya koyulur. Bilince birliğini veren şeyin tüm deneyimlerin bir aşkın egonun deneyimleri olduğu görüşü Kantçı bir görüştür. Fakat Kant’ta bu ego bir ilkedir, oysa Husserl’de görü yoluyla, özünün ne olduğu bilinemese bile, varlığı a priori olarak ve zorunlulukla bilinir. Bu aşkın egonun ampirik ego olmadığını vurgulayalım, ona ulaşmak için kendi kişisel tarihi olan, psikolojik bir varlık olarak egonun da askıya alınması gerekir.



Ideen hem aşkın idealist bir konumdan yazılması hem de getirdiği yöntemsel yenilikler dolayısıyla Mantıksal Araştırmalar’dan farklıdır. Mantıksal Araştırmalar’da yapılan çözümlemeye yorumcular noetik çözümlemeye karşılık düşer, zira bilinç edimlerinin incelenmesine öncelik verilmiştir. Oysa Husserl daha sonra, Ideen I’de noematik çözümleme dediği yöntemi keşfedecektir. Bu çözümleme şeyi bana nasıl (im Wie) beliriyorsa öyle betimlemeye dayanır. (Hua III/1, ss.217, 233, 303) Örneğin arka bahçemdeki ağaç baharda bembeyaz çiçeklerle donanmış, dallarına kuşlar yuva yapmıştır. Gövdesi öğle güneşinin altında parlamakta, yaprakları rüzgârda yavaşça salınmakta, üzerinden bulutlar geçmektedir. Bu betimlemede ağaç bir ufka yerleştirilmiştir. Husserl deneyimize verilenin zamansal ve mekânsal ufukları olduğundan söz eder. Bu ufukları keşfettiğimizde yaşantıların birbirine nasıl eklendiğini, bir ayaklarının nasıl diğer yaşantılarda olduğunu fark ederiz. Böylece bir dünya gösterir kendisini. Noematik analiz bizi “yaşam dünyası” kavramına götürecektir.



Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı