Doğruluk - Yararlılık İlişkisi, Faydalı Olan Her Şey Doğru mudur?

Bir sincap, büyük bir ağacın gövdesine sıkıca tutunmuştur. Ağacın diğer tarafında, gövdesine sokulmuş bir avcı vardır.



Avcı ne zaman soluna doğru hareket etse, pençeleriyle ağaca tutunan sincap da kendi soluna doğru hareket ederek ağacın etrafında ilerler. Avcı sincabı bulmaya çalışır, fakat sincap her seferinde avcının görüş alanının dışında kalmayı başarır. Aynı durum saatlerce aynı şekilde devam eder, avcı bir an bile olsa sincabı göremez. Bu durumda, avcının sincabın etrafında döndüğünü söylemek doğru mudur? Bunun üzerine bir düşünün. Avcı gerçekten avının etrafında dönmüş müdür?

Cevabınızın "neden bilmek istiyorsun?" olması mümkündür. Amerikalı filozof William James, aynı örneği tartışmakta olan bir grup arkadaşına cevabı kendi pragmatist felsefesi üzerinden vermiştir.

Söylediği şuydu: Eğer etrafında dönmekten kastınız, adamın sincabın önce kuzeyinde, sonra doğusunda, sonra güneyinde ve sonra da batısında bulunması ise ki bu da "etrafında dönmek" fiilinin anlamlarından bir tanesidir, o zaman avcının sincabın etrafında döndüğü doğrudur. Bu anlamda, avcı gerçekten sincabın etrafında dönmektedir. Ancak eğer, avcının önce sincabın karşısında, sonra sağında, ardından arkasında, en sonunda da solunda bulunmasını kastediyorsanız, karşımızda "etrafında dönme"nin başka bir anlamı vardır ve sorunun cevabı "hayır"dır. Sincabın karnı her zaman avcıya dönüktür, bu anlamda avcı sincabın etrafında dönmemektedir. Aralarında ağaç, yüzleri sürekli birbirlerine dönük, birbirlerini görmeksizin döne döne dans ediyor gibidirler. Bu örnekle işaret edilen şey, pragmatizmin pratik sonuçlarla, düşüncenin "nakit değeri"yle ilgilendiğini göstermektir. Eğer cevap beraberinde bir şey getirmiyorsa, o zaman neye karar verdiğiniz gerçekten de önemli değildir. Bütün mesele, niye bilmek istediğinize ve bunun fiilen nasıl bir fark yaratacağına bağlıdır. Bu yaklaşımda, soruyla ilgili özel insani ilgi ve "etrafında dönmek" fiilini farklı bağlamlarda tam olarak nasıl kullandığımız dışında bir hakikat yoktur. Eğer pratik bir fark yoksa, meseleye dair bir hakikat de yoktur. Hakikat, bir şekilde "orada bir yerde," onu bulmamızı bekleyen bir şey değildir. James için hakikat, basitçe işe yarayan, hayatlarımız üzerinde yararlı etkisi olan şeydi.

Birleşik Devletler'in bağımsız bir ulus olarak oluşmaya başladığı 19. yüzyılda Henry Thoreau ve Ralph Waldo Emerson gibi New Englandlı filozoflar Avrupalı romantik görüşlere karşı hatırı sayılır bir Amerikan bakış açısı getirdiler.



Ama gerçekten orijinal fikirlerle ortaya çıkanlar Bağımsızlık Bildiri'sinden yaklaşık 1 yüzyıl sonra yaşayacak olan filozoflar olmuştur.

Bunların ilki olan Charles Sander Pierce, "pragmatizm" adını verdiği bir bilgi teorisi geliştirmiştir. O dönemde pek ilgi çekmeyen bu fikirler, daha sonra William James tarafından geliştirilmiş ve ciddileştirilmiştir.

Doğru ve yararlılık Peirce'nin pragmatizminin merkezinde, bilgiyi sadece gözlemleyerek değil yaparak edindiğimiz ve bu bilgiye sadece bize —şeyleri yeterince açıklayabilmesi anlamında— yararlı olduğu müddetçe bel bağladığımız teorisi bulunur. Bu işlevi artık yerine getiremez hale gelince veya daha iyi açıklamalar onu gereksiz hale getirince başkasıyla değiştiririz. Örneğin tarihe bakarak fikirlerin, dünyanın düz olduğunu düşünmekten yuvarlak olduğunu anlamaya, evrenin merkezi olduğunu varsaymaktan uçsuz bucaksız bir evrendeki bir gezegenden ibaret olduğunu fark etmeye doğru dünyayı nasıl sürekli olarak değiştirdiğini görebiliriz. Eski varsayımlar doğru olmasalar ve evrenin kendisi değişmemiş de olsa, yeterli açıklama yapabildikleri kendi zamanlarında kusursuz şekilde işe yaramışlardır. Bu da bilginin açıklayıcı bir gereç olarak olgulardan nasıl farklı olduğunu göstermektedir.



Peirce bilginin doğasını bu şekilde incelemiş, ama bu mantığı hakikat kavramına uyarlayan James olmuştur. James için bir fikrin doğruluğu onun ne kadar yararlı olduğuna, yani kendisinden isteneni yapıp yapamadığına bağlıdır. Eğer bir fikir -bilimin yasaları gibi- bilinen olgulara ters düşmüyorsa ve eğer amaçlarımız için yeterince doğru öngörülerde bulunma anlamında işe yarıyorsa James'e göre -aynen Peirce'nin bilgiyi olgulardan bağımsız yararlı bir araç olarak düşünmesi gibi onu doğru kabul etmemek için hiçbir neden yoktur. Doğrunun bu yorumu onu sadece gerçekten ayırmakla kalmaz, aynı zamanda James'in şu öngörüde bulunmasına yol açar: "Bir fikrin doğruluğu onun içinde doğuştan gelen atıl bir özellik değildir. Doğru olur, onu olaylar doğru hale getirir. Doğruluğu aslında bir olay, bir süreçtir." Ona göre davranıldığında her fikrin yaptığımız hareketle doğrulandığını görürüz.

Fikri uygulamaya geçirmek onun doğru hale geleceği süreçtir. James ayrıca bir fikre duyulan inancın ona göre hareket etmeyi seçmekte önemli bir unsur olduğunu ve bu yolla inancın da bir fikri doğru yapan sürecin bir parçası olduğunu düşünün. Eğer zor bir karar vermem gerekiyorsa belirli bir fikre olan inancım belirli bir hareket tarzına yol açacak ve onun başarısına katkıda bulunacaktır. James'in inanana yararlı olan inançlara "doğru inançlar" demesi de bu yüzdendir. Bunları, "doğru değiller. Sadece varlar. Doğru, aralarında başlayan ve sona eren inançların işlevidir." dediği gerçeklerden ayırma konusunda yine dikkatlidir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı