Montesquieu'nün Toplum ve Tarih Anlayışı

Montesquieu bir siyaset düşünürü ve tarih felsefecisi olduğu kadar bir toplumbilimcidir de. Siyaset yazarı olarak da, coğrafi etmenlerin bir ulusun zihniyeti ve kanunların ruhu üzerinde belirleyici etkisi olduğunu öne sürer.



Böylece, bir iklimler ve bölgeler kuramı geliştirir; bu kurama göre, insan toplumları, sonuçları kanun koyucular tarafından karşılanması gereken fiziksel etmenlere göre değişiklikler gösterir: kanunlar Asya sıcağının veya soğuğunun yol açtığı olumsuz eğilimlerle baş etmek zorundadır ama aynı zamanda ılıman iklimin yararlı etkilerini de korumak durumundadır. Böylece Montesquieu, Asya ile Avrupa arasında bir karşıtlığı dile getirir: ona göre iklimler Asya'yı köleliğin, Avrupa’yı ise özgürlüğün seçildiği topraklar haline getirmiştir.

Aydınlanma felsefesinden kaynaklanan bu yeni varsayım, Montesquieu’nün «iklimi, dini, yasaları, yönetim ilkelerini, geçmiş olayların örneklerini, görenekleri, hareket tarzlarını» bir ara da göz önünde bulundurarak topluca bir ‘<ulusun genel zihniyeti> olarak tanımladığı anlayışı içinde yer alır; bu yeni varsayıma göre coğrafi farklılıklar ve toprakların işletilme düzeyi, halkların özgürlük derecesini, geleneklerin evrimini ve medeni yasaların dile getirilme biçimini etkiler. Siyasi yetkiyi ölçülü kılmada, ekonomi toplumların temel aracıdır. Sözgelimi despotluğun ortaya çıktığı toplumlarda dışlanan ama ölçülü yönetimlerin desteklediği ticaret ve para, uluslar arasında bir iletişim biçimi oluşturur: gelenekleri yumuşatır ve barışa katkıda bulunur.



Ulusların tarihi ve zihniyeti

Devletlerdeki yapının ve kanunların son derece çeşitli olması son, bunları belirleyen toplumsal olguların çeşitliliğinden kaynaklanmadığını savunan Montesquieu ne kaderci ne de görece bir tarih felsefecisidir. Halkların, kurumların ve geleneklerin tarihinden çıkardığı tabloda, ulusların genel karakterini biçimlendiren etmenlerin tümü, Romalıların Azamet İnhitatları Hakkında Mülahazalar adlı eserde de görüldüğü gibi akli nedenlere dayanır. Ona göre çeşitli nedenler arasında bir denge vardır: <Birileri şiddet yoluna başvurursa, ötekiler de aynı yola gider.» Bu nedenle insanların, ılımlı yönetim ilkesinden ayrılan ve despotluğa yönelen tüm eğilimlerle baş edebilecek ve onları düzeltebilecek yet kinlikte olduğunu kabul eder.



Ancak, Montesquieu’ye göre, çöküşe doğru bir eğilim, toplumların tarihine belirgin bir nitelik kazandırır. Bu çöküş yasasına cumhuriyetlerdeki erdemin yok olması kadar monarşilerdeki onurun yitirilmesi de tanıklık eder. İnsanların «doğaları gereği dar görüşlü olmaları ve dolayısıyla yanılgıya kolayca düşebilmeleri» nedeniyle, kanunlar sürekli biçimde doğallıktan ve mantık tan uzaklaşır. Ona göre, bu durumu engellemek için iki çözüm vardır: ya doğal hukuka, yani ulusların kanunlarından önce gelen adalet bağlantılarına geri dönülür ya da ilahi kanunları yönlendiren ılımlılık benimsenir. Ekonomiye, yetkilerin dağılımına ve temsil edilmesine dayalı bir yasal düzeni öven Montesquieu, fizik dünyaya olduğu kadar insan dünyasına da egemen olan mantığa uygun bir biçimde, tarihin çöküşünü durdurmaya ve kanunları iyileştirmeye olanak tanıyan insan özgürlüğünün yanında olduğunu belirtir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı