Baruch Spinoza'nın Yöntem ve Bilgi Anlayışı

Spinoza bilgi ve yöntem anlayışı bakımından Descartes’tan etkilenmiş, Descartes’ı n önerdiği ama uygulamadığı geometrik yöntemi bilgiye götüren yolda en sağ- lam uslamlama biçimi olarak görmüştür. Bu esas üzere Öklid geometrisinde kullanılan çıkarım yolunu benimsemiştir. Burada birtakım tanım, aksiyom ve postulatlardan hareketle geometri teoremlerinin tanıtlamaları yapılır. Tanıtlanan teoremler sonraki teoremlerin tanıtlanmalarında öncül görevi görür ve böylece tüm bir geometri sistemi kurulur. Bu koşullu-tümdengelimsel yöntemsel yapıda tüm sonuçlar birbirinden kesinlikle çıkmakta ve tutarlı bir sisteme ulaşılmaktadır. Spinoza, Ethika’da bu sağlam yöntemi felsefe sorunlarına uyarlamayı dener.



Kitabın şekli yapısı Öklid’in geometri kitabının düzenine benzer. Önce bir takı m tanımlar ve aksiyomlar verilir ve ardından önermeler ve kanıtlanmaları gelir. Zaman zaman bazı notlar eklenir. Hobbes, bu yönteme şöyle karşı çıkmıştır: “Birtakı m aksiyomlardan tutarlı sonuçlar çıkarmak elbette olanaklıdır; ama bu aksiyomlar keyfi olarak seçildiklerine göre gerçekliğe ilişkin bir şey söyleyemezler.” Oysa Spinoza tanımlarının keyfi olduğunu kabul etmemiş, ussal güçlerimizin ideleri oluşturabileceğini, nesnelerin doğasını doğrulukla yansıtabileceğini söylemiştir. Ona göre “her tanım ya da açık ve seçik fikir-ide doğrudur.” Bu yöntemin uygulanması, bilgide doğruluk ölçütü bakımından doğruluğun tutarlılık ölçütünü ortaya koymuştur. Doğru idelerin tam ve sistematik bir düzenlenişi bize gerçekliğin doğru bir resmini verecektir. Burada Spinoza’nın şu ünlü sözü devreye girer. “idelerin düzeni ve bağlantısı, nesnelerin düzeni ve bağlantısı ile bir ve aynı şeydir.



Spinoza, evren ve bilgi konusundaki görüşlerini bu geometrik şemaya uygun olarak oluşturur. Hatırlanacağı üzere Descartes, evrende ruh ve madde olmak üzere iki sonlu töz, bir de bunları meydana getiren sonsuz bir töz (Tanrı) olduğunu savunmuştu. Tanrı tözü, bu evrenin dışındaydı ve işlevi evrende hüküm süren ruh ve madde tözlerini yaratmaktı. Spinoza, bu düalist anlayışı bırakarak sonsuz Tanrı’nın evrenin biricik tözü olduğunu savundu. Ona göre töz, sistemin en başındaki birincil aksiyomdur.

Spinoza’ya göre töz, “kendiliğinden var olan, kendi kendisiyle kavranan, kavramı başka bir şeyin kavramına bağlı olmayan şeydir.” Bu tanımdan çıkan sonuçlar şunlardır: töz varlığını kendisine borçludur, tözü var eden başka bir varlık yoktur. Bundan, onun sonsuzca var olduğu sonucu çıkar. Ayrıca ondan daha üst bir kavram da yoktur. Onu ancak kendi kavramından hareketle anlayabiliriz. Spinoza’ya göre bu kavramı karşılayan tek gerçeklik Tanrı’dır. O halde Tanrı evrenin biricik tözüdür ve her şey bu tözden türemiştir. Her şey bu tözün kendisini açımlama derecelerinden ibarettir. Töz, yani Tanrı kendisini sonsuz sayıdaki sıfatları (attributa) aracılığıyla belli eder. Biz insanlar bu sonsuz sayıdaki sıfatlardan sadece ikisini algılayıp bilebiliriz; bunlar da madde ve ruhtur. Spinoza sıfat terimini şu şekilde tanımlar: “Tözün özünü kuran diye düşüncenin kavradığı şey sıfattır (attributum)”. Biz insanlara göre Tanrı’nın özünü bu iki sıfat oluşturur, doğadaki tüm olaylar bu iki sıfattan birinde gerçekleşirler. Bunlar birbirine karışmaz, her biri kendi yolunda devam eder. Bu iki sıfat arasında bir paralellik vardır. Bu sıfatlarda yer alan her bir olay, nesne, cisim ise modus (duygulanım) olarak adlandırılmaktadır. Ruh sıfatının sonsuz modusu düşünme (cogitatio), madde sıfatının sonsuz modusu ise uzamdır (extensio). Bu sonsuz moduslar üzerinde kendi türünden çeşitli sonlu moduslar oluşur. Düşünceler, ideler sonsuz düşünce modusu üzerinde oluşur. Nesneler ve fiziksel olaylarsa, uzam sonsuz modusu üzerinde öncelikle yine maddenin sonsuz moduslarından olan devinim ve sükûnet bağlamında oluşurlar. Bunlar birbirine paralel bir akış gösterir. Bu noktada “idelerin düzeni ve bağlantı- sı, nesnelerin düzeni ve bağlantısı ile bir ve aynı şeydir” ünlü deyişini anımsamak gerekir.



Descartes, Tanrı’yı sonsuz, ruh ve maddeyi iki ayrı sonlu töz olarak görmekteydi. Spinoza bu düalist anlayışı bırakarak Tanrı’nın biricik töz olduğunu, ruh ve maddenin onun özellikleri olduğunu savundu.

Spinoza’ya göre Tanrı biricik töz, ruh ve madde onun sıfatları (attributum), düşünme ruh sıfatının bir modusu, uzam ise madde sıfatının bir modusudur.


Spinoza, modusu “tözün bir belirlenimi ya da başka bir şeyde var olabilen ve bu başka şey ile kavranabilen” diye tanımlar. Burada bir şeyin nedeni bir başka şeydir, onunki başka bir şeydir ve bu durum Tanrı’ya ulaşacak denli sürüp gider. Aslında tüm şeylerin bağlantısı Tanrı’dır. Çünkü her şey Tanrı’dan zorunlulukla çı- kar. Doğada var olan her şey Tanrı’nın özünden zorunlulukla çıkar. Tanrı’nın özgür istenci yoktur; her şey onun varlığından taşarak oluşur. Böylece evrende her şey birbiri tarafından belirlenmiş biçimde meydana gelir. Tüm doğa Tanrı’nın bir açılımıdır. Gerçekte Doğa, Tanrı ile aynı şey demek olduğu için Spinoza sık sık Tanrı ya da Doğa (Deus sive Natura) deyişini kullanır. Doğadaki her şey Tanrı’nın bir görünümüdür, bir duygulanımıdır. Spinoza bu bağlamda tam bir panteisttir: Buna göre her şey Tanrı’dadır, Tanrı, her şeydedir. Her şeyin kökeni olarak Tanrı oluşturan-doğalaştıran doğadır (natura naturans); köken olarak Tanrı’yı içinde barındıran her şey ise oluşturulan-doğalaştırılan doğadır (natura naturata). Bu ikisi bir ve aynı şey olunca, özünde bir tek varlık, bir tek gerçeklik ve bir tek doğruluk var olmuş olur.



Ona göre evren gerçekliği her şeyin birbirine bağlı olduğu çok sıkı bir sistemdir. Bu gerçekliği dile getiren doğruluk da özünde tek bir doğruluktur. Bu da doğruluk ölçütü tutarlılık olan bir düşünce sisteminin özelliğidir. Bu şekilde Spinoza’nın hem evren sistemi, hem de bunu betimleyen düşünce sistemi tutarlılık ölçütünü tam olarak karşılamaktadır. Bu ölçüte göre bir önerme tek başına doğru değildir onun doğruluğu sistemdeki önermelerle olan uygunluğundan, onlarla çelişmemesinden gelir. Onun doğruluğunu bir bakıma öteki önermeler belirler ve bu belirlenmişlik en baştaki aksiyoma dek sürer gider. Aksiyomun doğruluğu açık ve seçik olmasından ve bu açıklık ve seçikliğin sezgisel olarak kavranabilmesinden gelir.

Spinoza’ya göre doğadaki her şey Tanrı’nın bir görünümüdür. Her şey Tanrı’dadır ve Tanrı her şeydedir. Tanrı ile Doğa özünde bir tek varlıktır. Bu görüşler Spinoza’yı bir panteist yapar.

Spinoza’nın doğruluk kuramı onun bilgi anlayışını da belirler. Spinoza gerçeklik derecelerine karşılık gelen bir bilgi derecelenmeleri kuramı ortaya koymuştur. Nedir gerçeklik dereceleri? Evren sisteminin betimlenmesinde gördüğümüz gibi, evrenin biricik bir tözü olarak her şeyin kendisinden türediği bir Tanrı gerçeği; Tanrı’nın özünü oluşturan sonsuz olan madde ve ruh sıfatları ve bunların özünü dile getiren sonsuz moduslar ve nihayet sonlu moduslar çokluğu. Şimdi bu üç gerçeklik derecesine karşılık gelen üç bilgi derecesi ele alınacaktır.



Lütfen Bakınız:
 
- Duyusal bilgi (imgelem bilgisi) nedir?  
- Bilimsel bilgi (us bilgisi) nedir?  
- Tanrı bilgisi (tam bilgi) nedir?  
   
   
   


Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı