Felsefenin Doğuşu, Ortaya Çıkışı

Felsefe ilk olarak Milattan Önce 7. yüzyılda İyonya uygarlığında önemli bir ticaret merkezi ve liman kenti olan Miletos (Milet) kentinde ortaya çıkmıştır.



İyonya, Anadolu’da bugünkü İzmir ve Aydın illerinin sahil şeridine Antik Çağ'da verilen addır. Dor istilası sonucu Yunanistan’dan kaçan Akalar tarafından Milet, Efes, Foça ve İzmir çevresinde kurulmuş bir uygarlıktır. İyonya’dan önce Mısır, Mezopotamya, Çin, Hindistan ve Türklerin hâkim olduğu topraklarda da önemli düşünce sistemleri gelişmiştir. Fakat bu düşünce sistemlerinin yapılarında dinsel ve mistik (mitolojik) bileşenler çokça yer aldığı için, bunlar felsefe olarak adlandırılmamaktadır. İyonya düşünce sisteminin felsefe olarak nitelendirilmesinin temel nedeni ise bu düşünce sisteminin dinsel ve mitolojik açıklamalardan sıyrılarak ve bağımsız olarak akla dayalı olmasıdır.

Felsefe diye adlandırılan bu düşünce yapısının sistemli ve yalnızca akla dayanan bir düşünce sistemi olarak ilk önce İyonya’da ortaya çıkması, tesadüflerin eseri değildir. Şöyle ki Mezopotamya, Mısır, İran ve Fenike kültürlerinden yoğun biçimde etkilenmiş olan Milet kenti, tarım ve denizciliğin oldukça gelişmiş olduğu işlek bir liman kentidir. Ayrıca ekonomik yapısının sağlamlığı da bu kentte toplumsal bilgi birikiminin ve hoşgörünün gelişimini beraberinde getirmiştir. Yani Milet kentindeki ortam farklı inanç ve düşüncelere izin verecek kadar hoşgörülüdür. Baskı altında kalmadan bilim, ticaret vb. şeylere yönelen Milet halkı, bu özgür ortamda felsefenin de doğuşunu kendi kendine yaratmıştır.

Bu elverişli ortam Thales gibi düşünürlerin ortaya çıkmasına olanak hazırlamıştır. Thales (MÖ 624-546) ile başlayan bu süreçte, doğal olaylar yine doğal nedenlerle açıklanmaya çalışılarak insan aklının yeterli olduğu inancı sağlanmaya çalışılmıştır.



Tüm bunlara göre felsefenin ortaya çıkabilmesi bazı şartlara bağlı olarak gerçekleşmiştir.

Bu şartları şöyle sıralamak mümkündür:


- Felsefenin ortaya çıkışı, yüksek refah düzeyine ulaşılmış olmasının bir sonucudur (İnsanların insanı, toplumu, yaşamı vb. düşünmeye ayıracak zamanlarının olması gerekir).

- Felsefe; kültürel zenginliğin, bilgi birikiminin, açık görüşlülüğün bir sonucu olarak var olmuştur.

- Felsefenin ortama çıkmasında farklı inanç ve düşüncelere izin verecek hoşgörü ortamının varlığı son derece etkili olmuştur.

- Son olarak insan faktörü, felsefenin olmazsa olmazı olarak ön plana çıkmaktadır. İnsan faktörü; kişinin merak duymasına, hayret etmesine, bilgiye açlığına dayalı bir öncüldür.

İşte bu şartları fazlasıyla taşıyan İyonya, felsefe için bir beşiktir ve felsefe bu nedenlere dayalı olarak ilk önce burada ortaya çıkmıştır. O dönemde bu koşulu ilk gerçekleştiren kişi de Miletli Thales’tir. Thales Yunan dininin ve mitolojisinin açıklamalarıyla yetinmeyip akla dayalı bir sistem geliştirmiş, açıklamalarını bu sistemle yaparak evrenin ilk ana maddesinin (Arkhe) ne olduğu sorununa cevap aramıştır.

Felsefe için birden çok başlangıç sayılabilir. Olayların tarihsel sıralanması geçmişten günümüze gelerek, daha çok da günümüzden geçmişe giderek yapılmaya çalışılmaktadır. “Neyin başı sonu aranacak?” sorusu zaman probleminden ziyade hangi konu etrafında düşünüldüğünü göstermektedir. Felsefe için ne değerli görülüyorsa problemleri işleyen, bunun doğru bilgisine ulaşmaya çalışan kültürler için de bunlar ayrı ayrı başlangıç olarak kabul edilebilir.

İlk olarak herhangi bir kültür oluşturmak az çok yaptığını bilmeyi gerektirdiğinden kültür oluşumlarının hepsinde yeterli düzeyde bir bilinç yani felsefenin en önemli özelliği olan “üzerine düşünme” örnekleri bulunmaktadır. Bu anlamda felsefenin geniş tanımı içinde bütün kültürleri felsefenin başlangıcında etkili olduğunu düşünmek mümkündür.

İkinci olarak varlık-oluş, bilgi ve değerle ilgili serbest çağrışımların ötesinde daha sistemli düşünmeler felsefenin başlangıcı sayılabilir. Örneğin kadim adıyla “hikmet” veya “sophia” pratik bilgeliği içermektedir. Birçok medeniyette erdeme ve doğru yaşama dair öğütler vardır.

Üçüncü ve daha ayırıcı olarak felsefe “teoria”dır. Felsefe, bu anlamda gündelik dâhil her tür deneyim, mecaz ve çağrışımlardan yararlanmakla birlikte bir problem etrafında yoğunlaşıp problemin çeşitli boyutlarını akli olarak kavramaya çalışır. Felsefe; akli olanla (rasyonel) akli olmayanın (irrasyonel) ayırdında olmadır. Olan biteni evrensel olarak kavramaya çalışmadır (özünü bulma, ortak ilkelerini belirleme).



Felsefenin “teoria” olarak ortaya çıkışı birçok kültür ve medeniyetin ortak bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Özellikle Mısır ve Sümer Medeniyetlerindeki destanları, matematik, geometri, astronomi gibi alanlardaki bilgileri felsefenin temellerinde görmek mümkündür. Ayrıca Eski Çin, Hint, İran medeniyetlerindeki inanç, bilgelik, doğru yaşama yönelik öğretilerde felsefeye kaynaklık etmiştir. Tüm bunlarla birlikte felsefe, Doğu bilgeliği ve bilgilerinin etkilerini taşımakla birlikte Antik Yunanla sistemli hâle gelmiştir.

MÖ 6. yüzyılda Antik Yunan, bugün ki Yunanistan ve Anadolu’nun Akdeniz ve Ege kıyılarında gelişmiş ekonomileriyle şehir devletleri tarzında yaşamlarını sürdürmekteydi. Diğer medeniyetlerin düşünüş, bilim, teknik ve matematik gibi alanlarındaki etkinliklerini kendilerinin bu alandaki ürünleriyle sentezlemişlerdir. Bu sentezin o dönemin inancı olan mitoloji ile kaynaşması, felsefeyi ortaya çıkarmıştır. Thales, bugün insanlığın ortak birikimi olan felsefenin ilk filozofu olarak kabul edilmektedir. Harita 1.1’de felsefenin ortaya çıktığı bazı medeniyetler gösterilmiştir.

Ayrıca lütfen bakınız:

- Felsefenin doğuşu için iki zorunlu koşul: Refah ve Merak





Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve "Sosyolojiye Giriş" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Diğer Ders Notları (Ömer YILDIRIM)