Herakleitos İçin Bilginin Ana Kaynakları Nelerdir?

Bilginin elde edilmesinde kaynak rolü oynayan hususlar şu şekilde sıralanabilirler:



Otoriteler: Bunlar filozoflardır. Herakleitos, filozofların tümünün bilgi bahsinde yanlış şeyler ileri sürdüklerini söylemez ama onların ileri sürdüklerinden yola çıkılarak bilge de olunamayacağını kabul eder. Herakleitos insandan bilgi bahsinde hem teorik hem pratik bir yeterlilik ister. Yani hem anlamalı hem de anlaşılmış olana uygun şekilde yaşanmalıdır. Araştırmasını bilen insanların otoriteyi tamamen bir kenara bırakmasına gerek yoktur. Fakat otoritenin eleştirel ve seçmeci bir nazarla gözden geçirilmesi de şarttır. Aslında Herakleitos, bu konudaki tespitleriyle bugünkü pedagojinin de temellerini atmış sayılabilir.

Duyular: Herakleitos’a göre duyular da bilgi için ana bir kaynak rolü oynarlar; fakat Eski Yunan düşüncesinde duyuların sağladığı bilgi daima ikincil bilgi olarak kalmaktaydı. Doğruluğu su götürürdü ve tartışmalıydı. Bunu Ksenophanes de kabul etmekteydi. Herakleitos’a göre duyular, doğru bir tanıklıkla (ki bu da aklın duyuların sağladığı verileri düzgün biçimde yorumlaması esasına dayanır) bilgi için güvenilir birer kaynak hâline gelebilirler.



Algılama ya da tanımlama bilgisi: Antik Yunan düşüncesinde "çok gören, bilir" görüşü ağırlıktaydı. Herakleitos, yukarıda da detaylı olarak izah edildiği üzere, bu durumu değiştirmiştir. Çok şey görmek insanı bilge kılmaz. Gördüğümüz şeyin ne olduğunu anlamamız gerekir. Duyular bize belli bir dünyadan bilgiler getirir fakat bunları sınamak, eleştirmek gerekir. Oysa insanlar olaylardan ya da duyulardan hiçbir şey çıkaramamaktadırlar. Herakleitos’a göre sadece duyu verileriyle yetinildiği sürece pasif bir öğrenme süreci içinde olunur. Oysa ideal olanı insanın aktif olarak katıldığı bir süreçtir ki bu süreçte duyu verileri uygun şekilde yorumlanarak bilgiye ulaşılır.

Herakleitos’a göre bilginin üç kaynağı vardır. Biri otorite ve geleneğin sağladığı bilgi, diğeri duyu organlarının sağladığı duyu verileri, üçüncüsü ise bunların her ikisini birden işleyip anlamlandıracak olan insan aklı ya da anlamasıdır.

İçe Yönelme: Ksenophanes’in içe yönelmeden kast ettiği şey akıl idi. Burada içe dönmek olarak ifade edilen şey insanın akli etkinlikleridir. İnsanın dışında yer alan doğa ile insanın kendisi arasındaki teması sağlayan şey duyu algılarıdır. Yani duyu algıları bize birtakım malumatlar getirirler. Bu, bilgimizin birinci yönüdür. İkinci yönü ise bu duyu verilerini işleyecek olan yönümüz, yani akıldır. Bilgi bu ikisinin birlikteliğinden doğar. Bu durum, yıllar sonra Kant’ta tekrar karşımıza çıkacaktır. Bu anlamda Herakleitos, tek başına duyu algısının (aisthesis) bilgi vermeyeceğini söyleyerek bu konuda öncülük etmiş isimler arasında yerini almıştır.



O hâlde kısaca ifade etmek gerekirse Herakleitos’a göre gelenek de duyular da bize kâinatla ilgili birtakım veriler sağlarlar ama insan aktif bir öğrenme süreciyle bu verilerin tümünü sorgulamalı ve içe dönük bir hamleyle, kendini bilme süreci içinde bunları akli açıklamalara kavuşturarak kâinatın gerçekliğinin bilgisine aktif biçimde ulaşmalıdır.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı