Yeni Dünya Sistemi ve Modernleşme

felsefe Nedir

1945 sonrasında sosyolojide değişim demek neredeyse modernleşme ile eş anlamlı bir şey demektir. 19. yüzyıl evrenselciliği ile yakından ilişkili bir biçimde toplumların benzer gelişim biçimlerine ve aşamalarına sahip oldukları düşünülmektedir.

Bu çerçevede yeni kurulan dünya düzeninde modern Batılı toplumların gelişme aşamaları modellenerek tüm toplumların gelişimine uygulanması hedeflenmiştir. Sosyolojik teoride modernliğin oluşumu ile kapitalizmin gelişimi arasında kurulan bağlantıdan hareketle toplumların modernleşmesinin ekonomik alandan başlayan dönüşümlerle gerçekleşmesi gerektiğine inanılmaktadır.

II. Dünya Savaşı sonrasında, ABD’de batı dışı toplumlar ile ilgili yoğun bir araştırma gündemi söz konusudur. Eski şarkiyat çalışmalarının değiştiği ve bölge çalışmaları formatına evrildiği bu akademik ortamda modernleşme kuramları Batı dışı toplumları incelemek üzere teorik ve kavramsal bir çerçeve oluşturmuştur. Bu minvalde İsmail Coşkun (1989, p. 295) modernleşme kuramlarının üç temel özelliğinden bahsetmektedir:

  1. Sanayi ortak paydasında tek bir Batılı sistem öngörmeleri
  2. Batı’nın üstünlüğünü tartışılmaz görmeleri ve
  3. Batı dışı toplumları sistemle bütünleştirmeye çabalamaları.

Batı dışı toplumların artan endüstrileşmeye bağlı olarak yeni bir toplumsal biçim kazanacakları düşünülmektedir. Buna göre ekonomik alanda başlayan değişim tüm toplumsal alanlara sirayet edecek ve nihayetinde iletişimin gelişimi, okuma yazma oranlarının artışı, teknoloji kullanımının yaygınlaşması, kentleşme süreci, sekülerleşme ve demokratik kurumların gelişimi gibi modern batılı toplum biçimini doğuracak bir dizi değişim meydana gelecektir.

Bu çerçevede tüm modernleşme kuramlarının ortak özelliği modern toplumun doğuşuna dair çizgisel ve ilerlemeci bir anlayışa sahip olmaları ve mekanik anlayışa bağlı kalarak toplumlar arasındaki kültürel ve tarihsel farklılıkları yok sayarak tüm toplumların uygun koşullar ve altyapı oluşursa benzer süreçlerden geçeceklerini düşünmeleridir.

Modernleşme kuramları klasik sosyolojide yer alan modern öncesi (geleneksel) toplumlar ile modern toplumlar arasındaki ikilik fikrine dayanarak bu ikisi arasında tarihsel bir geçiş fikrine yaslanmaktadırlar. Bu çerçevede yine klasik sosyolojik düşüncedeki aşamalı toplumsal gelişim fikri modernleşme kuramının ana varsayımıdır.

Bu aşamalı modernleşmenin iktisadi, toplumsal ve siyasal düzeyleri mevcuttur. İktisadi düzeyde modernleşme dışa açık bir iktisadi yapının oluşumu ve serbest piyasanın gelişimi ile açıklanmaktadır. Toplumsal düzeyde ise temelde sekülerleşme ile açıklanan Batılı değer ve sistemlerin toplumsal olarak benimsenmesi beklenmektedir. Son olarak siyasi düzlemde de parlamenter demokrasinin oluşumu beklenmektedir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*