Soren Aabye Kierkegaard (1813-1855)

felsefe Nedir

Soren Kierkegaard, 1813 yılında Kopenhag’ta doğdu. Yedi kardeşin en küçüğü idi. O doğduğunda babası 56 yaşındaydı. Annesi, kız kardeşleri ve iki erkek kardeşi çok erken yaşlarda öldüler. Bu olay Kierkegaard’da kendisinin de erken yaşta öleceği duygusunu uyandırdı. Varolan melankolisini arttırdı.

Annesi, babasının ikinci hanımı ve eski hizmetçileriydi. Babası, ilk hanımı öldükten 7 ay sonra Kierkegaard’ın annesiyle evlendi. Onun yaşamında en fazla etkiye sahip olan kişi babasıdır. Babasının katı dindarlığı daha sonra Kierkegaard’ın düşüncelerinin şekillenmesinde ve hayatına yön vermesinde etkili olmuştur.

Babası kendi yapamadığı şeyleri oğullarının, özellikle de Kierkegaard’ın yapmasını bekliyordu. Böylece babası onu kendi düşüncesine göre şekillendirmeye çalışıyordu. Baskı altında bir çocukluk geçiren Kierkegaard, ileriki dönemlerde bu baskı yüzünden normal olmayan davranışlar sergilemiştir. Babası onun ruhunda derin izler bırakmıştır. Onun yaptıkları ya babasının ezici baskısı yüzünden ya da ona karşı tepkisi yüzünden olmuştur.

İlk eğitimini the School of Civic Virtue’da gördü. Okulda garip bir öğrenci olan Kierkegaard, eski moda, boğazına kadar düğmelenmiş giysiler giyer ve eski adamlar gibi davranırdı. O dönemde bile zekasıyla herkesi şaşırtırdı. Büyümesiyle birlikte garip görünüşünün tek nedeninin eski moda kıyafetler olmadığı anlaşılmıştı.

Bedeni, kendisine hafif bir kamburluk veren bir omurga hastalığından olsa gerek hafif yana yatıyordu. Çocukluğunda bu tuhaf görünüşü nedeniyle diğer çocukların alaycı sözlerine maruz kalmıştı. Daha sonra üniversitede babasının etkisiyle teoloji bölümünü tercih etti. Kopenhag Üniversitesi’ne kayıt oldu. Teoloji eğitimiyle birlikte liberal sanatlar ve bilim eğitimi de gördü. Kısa sürede geniş bilgisi ve keskin zekasıyla tanındı. Üniversite hayatında kendi felsefesinde “estetik yaşam” dediği bir dönem geçirdi. Eğitim aldığı üniversitede akademik zekasıyla haklı bir üne kavuştu. Üniversite yaşamının sonuna doğru çocukluğunda aldığı eğitiminin aksine Hıristiyanlığı eleştirmeye başladı.

1838 yılında babası öldü. Babası ona yüklü bir miras bıraktı. Bir gecede Kierkegaard, Kopenhag’ın en zengin ve evlenmeye en uygun kişisi haline geldi. Babasının ölümünden iki yıl sonrasına kadar Kierkegaard iyi bir Hıristiyan hayatı yaşadı ve çok çalıştı. 1841 yılı Kierkegaard için önemli bir dönüm noktasıdır. Bu dönemde Regine Olsen isimli kendinden on yaş küçük genç bir kızla tanıştı. Daha sonra hayatını adayacağı bu kızla nişanlandı.

Ona kısa sürede derin duygularla bağlandı. Bu nişan çok uzun sürmedi. Nişanlandıktan iki gün sonra Kierkegaard, büyük bir hata yaptığını anladı. Mümkün olduğunca karşı taraftaki genç kızın duygularını kırmadan ve onu küçük düşürmeden nişanı atmaya karar verdi. Ancak bu sandığı kadar kolay olmadı. Regine’nin babası nişanı atmaması konusunda ona ricaya bile geldi. Ama Kierkegaard bu kararından dönmedi. Kierkegaard, nişanı attı bunu kendisi istedi üstelik. Ama hayatı boyunca da ondan vazgeçmedi ve nişanına sadık kaldı.

Kierkegaard sevdiği kızla hayatını birleştirmek üzereyken aldığı bu karara daha sonra günlüklerinde değinecektir. Üniversiteyi bu dönemde bitiren Kierkegaard kendisini, felsefeye, yazmaya, üretmeye ve Tanrı’ya adamak istiyordu. İçgüdüsel olarak bu amaç için hayatındaki her şeyi kurban etmesi gerektiğini hissediyordu. Günlüklerinde Regine’den ayrılmasının sebebi olarak bu düşünceyi savunuyordu.

Nasıl ki İbrahim Tanrı’ya yakın olmak için oğlunu kurban etmişti (Kierkegaard’a göre burada asıl kurban, elindeki tek gelecek umudunu feda eden İbrahim’dir.) o da Regine’yi sevdiği halde ondan ayrılarak İbrahim’in gösterdiği cesareti gösterecekti. Böyle davranarak Kierkegaard, İbrahim gibi kendisini Tanrı’ya kurban etmiş olmaktaydı.

Nişanı bozmasının ardından Kierkegaard, kendisini eserlerine adadı. On yıl boyunca hem kendi ismiyle hem de takma isimle pek çok kitap ve makale yayınladı. Bunların başlıcaları şunlardır: Enten/Eller (Ya / ya da) (1843), Frygt og Boeven (Korku ve Titreme) (1843), Philosophiske Smuler eller En Smule Philosophie (Felsefi Kırıntılar) (1844), Begrebet Angest (Kaygı Kavramı) (1844), Stadier paa Livets (Yaşam Yolunun Aşamaları) (1845), Afsluttende Uvidenskabelig Efter Skrift (Bilimsel Olmayan Dipnotun Çözümü) (1846), Sygdomen Til Dqden (Ölümcül Hastalık) (1849).

Kierkegaard, hayatı boyunca Danimarka Resmi Kilisesi ile mücadele etti. 1855 yılında, ölümünden kısa bir süre önce, yakın arkadaşıyla konuşmasında arkadaşı ona, dini cenaze töreni isteyip istemediğini sordu. O da tören istediğini ama bunu bir rahibin değil sıradan bir insanın yapmasını istediğini söyledi. 1855 yılında vefat eden Kierkegaard’ın ölümüne kadar çok az kişi onu arayıp sordu. Ancak yirminci yüzyılın ilk döneminden itibaren o, geniş halk kitleleri tarafından tanındı. Hem modern Protestan teolojisine hem de varoluşçuluğa kaynaklık etti. Kierkegaard ancak ölümünden sonra daha geniş bir çevrede etkisini sürdürdü. Ve 20. yüzyıla fikirleriyle yön veren bir düşünür oldu.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*