Sokratik Yöntem ve Sorgulama

felsefe Nedir

Sokratik sorgulamadan önce Sokrates’in bazı temel nitelikleri vurgulamak gerekmektedir. Sokrates’i özetleyen temel ironik söylemi olan “Eğer bir tek şey biliyorsam, o da hiçbir şey bilmediğimdir.” İfadesidir.

Bu ifade onun bilgiye bakışını ve bilgi karşısındaki duruşunu sergilemektedir. Sokrates, insanlarla yüz yüze konuşmaktan ve tartışmaktan hoşlanan, yaşamın olduğu her yerde (sokakta, pazarda vb.) insanları daha bilinçli bir düzeye getirmeye ve hayatlarını daha nitelikli kılmaya çalışmaktan mutluluk duyan ve buna kendine adayan bir filozoftur. Sokrates, kendinden önceki diğer filozoflardan farklılaşmaktadır. O, evrenin kaynağına ve yapısına değil, insana özgü şeylerle ilgilenmiş ve insanın hayatını nasıl yöneteceği sorusuna cevap aramıştır. İnsanın bilgeliğinin doğuştan geldiğine inanan Sokrates’in fikirlerinin iki temel tezi olduğu anlaşılmaktadır:

  • Gerçek (hakikat), değişmeyen rasyonel varlıkların, yani düşüncelerin ve kavramların bilgisinde aranmalıdır. Sokrates’te düşünce ve kavramlar, sorgulamasının temelini oluşturmaktadır.
  • Gerçek, bütün insanlarda aynıdır ve doğuştan sahip olunan bir şeydir. Bu yaklaşımla, Sokrates’e göre gerçek bilgiyi herkes elde edebilmektedir. Bunu başarabilmek için, insanlara dışarıdan bilgi vermek işe yaramamakta; aksine, insanın doğasında mevcut olan bu bilginin açığa çıkarmaya çalışmak gerekmektedir. Sokrates, insanın özünde var olan bilginin açığa çıkartılarak zihne tanıtılması ve bireye anımsatılarak kullanıma sunulabilmesi için çaba göstermiş ve yöntem geliştirmiştir.

Sokrates, yukarıda ifade edildiği gibi kavramlar ve düşüncelerin, geliştirdiği yöntemleri gerçeklik arayışında kullanmaya çalışmaktaydı. Sokratik öğretime temel oluşturan, Sokratik yönteme kaynaklık eden Sokrates imgesi, bir köleye geometri problemi çözdürdüğü Menon diyaloğundan kaynaklanmaktadır. Yönteme göre Sokrates bilgi aktarmaz; çünkü “bildiği tek şey, hiç bir şey bilmediğidir”. Bir şey öğretmez; sadece anımsatır. Yaptığı iş ebeliktir; yani doğuştan var olan bilgiyi doğurtmaktır. Rolü, sadece sorular sorarak öğrenenin gerçeği bulmasına ya da anımsamasına rehberlik etmektir. Sadece soru soran roldedir, çünkü hiçbir bilgisi yoktur.

Tamamen ön yargısız, açık görüşlü bir araştırmacıdır. Başkalarıyla konuşarak ve tartışarak, bütün görüşleri sistematik bir şekilde incelemekte, bu yolla gerçeği keşfettirmeye ve keşfetmeye çalışmaktadır. Sokrates hiçbir yaşam tarzına bağlanmamıştır. Kurallar ve gelenek karşısında özgürdür. Böylece ön yargılarının gerçekliğe hâkim olmasının önüne geçmektedir. Her şeye kuşkuyla bakmaktadır. Şüpheciliğinin Descartes’ten farkı, soruları kendi kendine değil, başkalarına sormasıdır. Bu sayede sürekli, toplumun, karşısındakilerin sorgulamasına, keşfetmesine kaynak olmuştur.

Sokratik sorgulamayı çözümlemek için, Socrates’in diyaloglarda kimlerle konuştuğuna bakmak faydalı olacaktır. Diyaloglarda yani tartışmalarda, Sokrates sorgulayıcı, karşısındaki ise konuşmacı olarak adlandırılmaktadır. Sokrates’in diyaloglarında karşısındakiler bazen öğrencisi, bazen bir hayranı, bazen Menon’da bir köle, bazen de kendisi gibi bir konuşmacı olarak yer almaktadır. Sokratik diyalogda liderlik vasfı önemlidir. Dolayısıyla diyalog ortamında kişilere ve ortama hâkim olmak önemlidir. Tartışmada inisiyatifi almak etkili olmaktadır. Sokrates, tartışmada, kendisi ortaya bir tez atmamaktadır. Karşısındakinin ileri sürdüğü tezi sorgulayarak, konuyu açmaktadır. Yaklaşımda, kendisinin hiçbir şey bilmediğini, karşısındakinin onu bilgilendirmesi temelinde sorgulayıcı rolünü üstlenmektedir. Karşısındakinin tezi hakkında tüm kuşkularını ortaya koymakta ve sorgulamalarıyla yönlendirici üstünlüğü sağlamaktadır. Tartışmanın akışını kendisi yönlendirmektedir.

Tartışma sonunda, Sokrates, karşısındakini ulaşılmak istenen hakikate götürmekte ve orada bırakmaktadır. Konuşmacı hakikati Sokrates’in soruları sayesinde, Sokrates de tartışma sayesinde bulmaktadır. Bu bakış açısıyla, formel ve informel eğitim süreçlerinde, eğitici öğrenenin karşısına bilgi aktaran rolü ile değil, inisiyatifi eline almış, yaptığından emin, etkili diyalog ve soru sorma gücüne sahip bir lider olarak çıkmalıdır. Tartışma sürecinde, eğiticideki tedirginlikler ve yetersizlikler, öğrenenin keşfetmesi önünde engeller olarak belirmektedir. Eğitici, Sokrates’in uygulamasındaki gibi izleyiciyi yani diğer öğrenenleri de etkileyecek şekilde, tüm grubun dikkatini çekebilecek bir tartışma süreci sergileyebilmelidir. Sokrates’in karşısına zor rakipler çıksa bile, tartışma sürecini bir şekilde kendi inisiyatifine çekmiştir. Dolayısıyla eğiticiler de, öğrenenlerin çok sağlıklı temellendirilmiş tezlerine bile sorgulayıcı bir diyalog geliştirebilecek becerilere ve yeterliliğe sahip olmalıdır. Bu noktada soru sormanın sağladığı üstünlüğün ne olduğunu açıklamak önemlidir. Herhangi bir tezi çürütme sürecinde, soru soranın gücü ve etkililiği, geçerli doğruya ulaşmada en temel gerekliliktir. Soru sorma, sorana psikolojik bir güç vermektedir. Soru soran etkin, cevaplayan edilgin durumdadır. Soru soran tartışmayı istediği gibi yönetebilmektedir. Tüm bu inisiyatifi eline alabilen sorgulayıcı, uygun sorularla karşıdaki tez üzerinden diyalektik diyalog aracılığı ile konuşmacının gerçekliği keşfetmesini sağlayabilmektedir.

Sokratik tartışmanın, bir gerçeklik arayışından çok bir müsabaka olduğu da söylenebilmektedir. Tartışmada amaç, karşıdaki konuşmacının argümanlarını çürüterek, tezlerinin sağlam olmadığını ispatlamaktır. İletişim süreci, ideal olmaktan çok, stratejilerin hâkim olduğu bir yapıdadır. Diyaloglar karşılıklı anlama ve anlaşmayı amaçlayan bir iletişim değil, tarafların (sorgulayıcı ve konuşmacı) diğerini istediği noktaya getirmek için çabaladıkları bir iletişimdir. Bu, konuşmacı için bir keşif, buluş gibi algılanmaktadır. Fakat ulaşılan gerçeklik, çoğu zaman, Sokrates için, tartışmanın başında kendisinin savunduğu, karşı tarafa kabul ettirmeyi amaçladığı fikirdir. Dolayısıyla, eğiticiler Sokratik yöntemi kullanmak istiyorlarsa, bu temel karakteristik özelliklerden hareketle, Sokrates gibi donanımlı ve yetkin bir şekilde sürece dâhil olmak zorundadırlar.

Sokrates’in, sanıyla bilgi; görünüşle gerçeklik arasında yaptığı açık ve kesin ayrım ile bilgiye ve doğruluğa ulaşılabileceğine ilişkin inancı önemlidir. Sanıyla bilgi arasında nasıl bir fark vardır? Sanı, bireyin kabul ettiği ve ona göre hareket ettiği önermedir. Bu, her ne olursa, inandırıldığımız ve ikna edildiğimiz, kendisinin belirli bir olasılık içinde ya da kesinlikle inandığımız gibi olduğunu savunduğumuz bir şeydir. İnançlarımız her zaman doğru olmadığına göre, doğru ve yanlış sanı arasında bir ayrım yapmak gerekmektedir. Böyle bir yaklaşım sanı ve bilgi ortaklığını olanaksız kılmaktadır. Çünkü sanı gibi yanlış olma olasılığının olduğu bilinen bir şeye, çelişkiye düşmeksizin ve sorgulamadan bilgi adı verilemez. Yanlış bilgiye sahip olmak, olduğundan başka türlü görünen bir şeye inanmak anlamına gelmekte; bu ise onu bilememek ve ona ilişkin bilgi sahibi olmaktan çok, onun hakkında bir sanıya sahip olmak demektir. Sokrates’in önerisi ise şu şekildedir: Öğrenene bilgiye ulaşmaya yönelik kendi araştırmasına başlamasını sağlamanın yolu, ona sanılar ve sanılarla birlikte gelen bir güven duygusu kazandırmak olmamalıdır. Bunun tam karşıtı olmalıdır. Öğrenen kendi bilgisizliğinin farkında olmalıdır. Bir insan, bilgisizliğinin farkında olduğunda bilgi elde edebilir.

Sokrates’in yöntemini daha da açık hâle getirebilmek için, yaklaşımında öne çıkan bazı kavram ve tezlere değinmek gerekmektedir. Bilgelik ve bilgisizlik arasındaki ilişki, yöntem için temel taşlardan biridir. Sokrates’e göre önemli olan, bilmediğinin bilincinde olabilmektir. Bu da bilgeliğin ilk adımı sayılmalıdır. Sokrates, kendi döneminde, özellikle siyasetçiler (devlet adamları), şairler ve tragedya yazarları ile sıradan meslek sahibi olan zanaatkârların bilgelik düzeyini, yöntemini kullanarak ölçmeye çalışmıştır. Fakat, bu gruplardaki insanların hiçbirinin, önemli şeylerden anlamadıklarını belirtmiştir. Dolayısıyla, bilmenin körlükleri olarak ifade edilen hata kaynakları bireylerin gerçekliğe ulaşmasında en büyük engel olarak karşılarına çıkmaktadır. Eğiticiler, öğrenenlerin ve hatta profesyonellerin bilmiş edaları karşısında hazırlıklı olmalı; Sokratik yöntemi kullanarak olası yanılgılarının farkına varmalarını sağlamalıdır. Eğitim, onların bilgisizliklerini kabul etmelerini sağlayarak, öğrenme ve keşfetme açlıklarını ortaya çıkarmaya çalışmalıdır. Mekanikçiliğe karşı, erekbilimcilik Sokrates’in yönteminin diğer bir özelliğidir. Sokrates’in temel varsayımlarından biri, evrendeki bütün şeyleri yönetmesi ve açıklaması gereken şeyin iyi/iyilik kavramlarının olmasıdır. Her şey iyiye ulaşmak amacındadır. Sokrates’e göre, eylemlerin ve olayların nedenleri, mekanik ve fiziksel nedenlerle değil, zihinsel yapının ürünü olan bir hedef veya amaç/erek ile bağlantılı olmalıdır. Dolayısıyla amaçsallık Sokrates’in gerçeklik arayışında önemli bir yere sahiptir. Sokrates, bunun kaynağı olarak Tanrı’yı önerilebileceği gibi, doğanın içeriğinde var olan bilinçli veya bilinçsiz bir ereksellikten de söz edilebilmektedir. Buradan hareketle, gerçeklik arayışında gerçekliğin farklı yorumlamalardan öte, varoluş amacını çerçevesinde keşfetmeye ve değerlendirmeye çalışılmalıdır. Matematik ya da değerler eğitimi veren bir eğitici, matematiğin ya da demokrasi değerinin ne işe yarayacağından öte, matematiğin/demokrasinin asıl amacının ne olduğunu keşfettirerek işe başlamalıdır. Bu şekilde, ne matematik ne de demokrasi kavramları, farklı anlamlar altında farklı görünümlere büründürülmeyecektir. Gerçeklik, sanıların, ön yargıların, yanılmaların önüne geçecektir. Sokrates, erdem, bilgi ve mutluluk konularını da yöntemine dâhil etmektedir. Sokrates; erdem, üstünlük ve mükemmelliği birlikte barındırmaktadır. İnsani erdem olarak, insanın “doğasında var olan mükemmelliği yakalaması ve tam bir gerçek insan olması” gerektiğini ifade etmektedir. İnsani erdemi sağlayabilmek için, insanın doğasında var olan akıl ve bilinci kullanarak, insan doğasının temel amacına yani mutluluğa ulaşmasını göstermektedir. Mutluluk, tüm insanlığın doğasında bulunan bir hedef olup, ona erişebilmeyi sağlayan araç bilgidir (ve erdem) veya ona ulaşmayı engelleyen şey ise bilgisizliktir. Sokrates’e göre, iyiyi bilen bir kişi, zorunlu olarak onu yapacaktır/gerçekleştirecektir. Dolayısıyla, Sokratik yöntem amaç olarak mutluluğu merkeze alan, insanın mükemmelliğe ulaşmasını sağlayan bir araçtır. Eğiticiler, Sokratik yöntem ile öğrenenlerin eğitim amaçlarını mutluluk olarak hissettirmeli ve kendini gerçekleştirmede mükemmellik temasını yansıtmaya çalışmalıdırlar. Bunlar için de en etkili araç olan bilgiyi, etkili bir şekilde sürece dâhil etme ve kullanma becerisini sergileyebilmelidirler. Yöntemin tüm inşası bilgi üzerinedir.

Sokratik yöntemin temel felsefesi, karşıdaki kişide var olan, ama onun farkında olmadığı bilgiyi açığa çıkarmasını sağlamaktır. Bu durum, Antik Yunan düşünürlerinin bir kısmının savunduğu, insan zihninde her şeyin bilgisinin önsel olarak var olduğu fikrine dayanmaktadır. Bu temelden hareketle, Sokratik sorgulamayla aslında karşısındakine yeni bir şey öğretilmemekte, sadece bilinenler anımsatılmakta ve tekrar bulunmaktadır. Kişide var olanı ortaya çıkarmaya dayalı olduğu için buna doğurtma yöntemi de denilmektedir. Klasik şekliyle Sokratik yöntemde, önce sorgulayıcı bir yapıyla karşıdakinin hatalı/eksik önermesi ele alınmakta (örneğin: yalan kötü bir şeydir), daha sonra da bu önermeyle çelişen örnek durumları açığa çıkartan sorular sorulmaktadır. Ardından ulaşılan yeni bilgiler ışığında eski önerme yanlışlanmakta veya revize edilmektedir.

İlk hareket noktası olarak düşünmeyi merkeze alan sorgulayıcı yaklaşım gözlem yapma, sistematik sınıflama, ölçme, bağlam oluşturma, uzay-zaman ilişkisini kullanma, yordama, fonksiyonel tanımlama, sınama durumları oluşturma, deneme, iletişim kurma gibi birçok sistemsel faaliyetin eşgüdüm içinde çalışması ile işe koşulmaktadır. Burada diyalektik yöntemin temel bir tekniği olarak belirmektedir. Diyalektik, karşılıklı konuşmak anlamına gelmektedir. Üzerinde konuşulan şeyi aydınlatmayı, genel sonuçlar çıkarmayı amaçlamaktadır. Sokrates’in kullandığı anlamda o, saçmalığa indirgeme ve çoğu kez kuşkuyla sonuçlanan yanlışlamacı bir uslamlama niteliği taşır. Diyalektikte amaçlanan, konuşmacıyı bütünüyle kuşku içerisinde bırakmak değil, gerçeği sağlam bir biçimde inşa etmeye ve inandığı sav konusunda nedenleri gözden geçirmeye motive etmektir.

Kaynak: ATA-AÖF, EĞİTİM FELSEFESİ, Yrd. Doç. Dr. Osman Yılmaz KARTAL

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*