Radikal Feminizm Nedir?

felsefe Nedir

Radikal feminizm büyük ölçüde yeni sol hareketten ve sivil haklar konusundaki politik gruplaşmadan doğmuştur.

Radikal feminist teori biyolojik cinsiyetle toplumsal cinsiyet arasındaki ilişkiyi vurgulayan, kadın bedenini ve kadın bedeninin erkekler tarafından kontrol edilmesini tartışmaların merkezine yerleştiren, bu nedenle kadınları özgürleştirmek ve politik bilinçlerini dönüştürmek için öncelikle kadın bedenini özgürleştirmek gerektiğini savunan bir feminist teoridir.

Radikal feminizm kadınlık deneyimini diğer deneyimlerin üzerinde tutar.

Kadın bedenini -hayat verme kapasitesi üzerinden- erkeklerinkinden üstün tutar ve güçlendirmeye çalışır, böylece erkek bedeninin ataerkil avantajını ortadan kaldırmaya çalışır. Kadın bedeninin ve kadınlık deneyiminin sağladığı bu ortaklık sayesinde kadınların sınıf, etnik durum veya cinsel yönelim gibi kendilerini bölebilecek etkenlerin sayısından daha fazla ortak özelliğe sahip olduğunu savunur. Radikal feminizme göre kadınların üzerindeki baskı ataerkiden kaynaklanır. Ataerki diğer ekonomik ve politik baskı biçimlerinden daha eskidir ve bütün güç ilişkilerinin temelidir (Millett, 1991).

Kate Millett 1970’te yayınladığı Cinsel Politika adlı kitabında ataerkil ideolojinin kadınları erkeklere hizmet etmeye ve bu rolü kabul etmeye şartlandıran erkek egemenliğinin ideolojisi olduğunu, ataerkilliğin aile içinde yeniden üretildiğini ve kadınlar üzerindeki baskının ortadan kaldırılması için ataerkilliğin ortadan kaldırılması gerektiğini savunur. Millett’e (1991) göre bir grup diğerini yönetiyorsa aralarındaki ilişki politiktir, bu tip bir yönetme ilişkisi uzun zaman sürerse feodalizm, ırkçılık gibi bir ideoloji gelişir ve tarihteki bütün uygarlıkların ideolojileri de erkek egemenliğidir. İktidar rızayla ya da şiddetle ele geçirilebilir, bir ideolojiye dayanılıyorsa genellikle rızayla elde edilir ama rıza geri alınırsa iktidar şiddetle, yani tecavüz, saldırı, alıkoyma, dayak veya cinayetle de dayatılabilir. Millett’in tecavüzün politik güç elde etmek için kullanılan bir araç olduğu yönündeki düşüncesi başka radikal feministler tarafından da paylaşılmıştır.

Örneğin Barbara Mehrhof ve Pamela Kearon 1971’de yayınladıkları “Tecavüz: Bir Terör Fiili” adlı makalelerinde tecavüzün keyfi bir şiddet hareketi olmadığını, güçlü bir sınıfın üyeleri tarafından güçsüz bir sınıfın üyelerine karşı uygulanan politik bir baskı altına alma eylemi olduğunu savunurlar. Susan Brownmiller da eril ideolojinin bir bileşeni olan tecavüzün kültürel açıdan erkeklerin “erkekliklerini” kurmalarında temel bir araç olarak algılandığını düşünür (Donovan, 2001, s.277-8).

Radikal feministler bütün baskıların en özgün modelinin politik olarak baskıcı olan eril-dişil roller sistemi olduğunu, evliliğin kadınlara eziyet etmenin temel bir formülü olduğunu düşünür ve “heteroseksüel seks kurumu” olarak gördükleri evliliğin ve ailenin reddedilmesi, ortadan kaldırılması gerektiğini savunurlar (Donovan, 2001, s.272).

Ayrıca ataerkilliğin kadınlar üzerindeki baskıyı temel olarak üreme (biyolojik yeniden üretim) üzerinden kurduğunu ileri sürerler. Bu nedenle bazı radikal feministler kadınların teknolojiyi kullanarak üreme işlevinden kurtulmaları ve üreme için döllenmesiz, rahim dışı üreme tekniklerinin geliştirilmesi gerektiğini savunurlar. Örneğin Shulamith Firestone’a (1970) göre cinsler arasındaki üreme farklılıkları hem sınıf bağlamında işbölümüne hem de kadınların ayrı bir kast haline getirilmesine yol açar. Firestone kadınların tüpte döllenme, yapay plasentalar gibi tekniklerle biyolojik kaderlerinden kurtulabileceklerini, böylece çocuk doğurma ve büyütme rollerinin erkeklere de atfedilebileceğini ve bu rollere bağlı cinsel rol ayrımının ortadan kalkabileceğini düşünür. Böylece “biyolojik aile diktatörlüğü” olarak adlandırdığı durumun sona ereceğini düşünen Firestone geleneksel çekirdek ailenin yerini “ev halkının sınırlı sözleşmesi”nin almasını önerir (Donovan, 2001, s.279-80, 284).

Firestone’un da içlerinde bulunduğu bir grup feminist 1969’da “Ego Politikası” adında bir manifesto (Donovan, 2001, s.273) yayınlamış, kadınların baskı altında olmasının temel nedeninin ekonomik değil, psikolojik olduğunu ileri sürmüşlerdir. Erkek şovenizminin temel olarak psikolojik ego tatminini amaçladığını, ekonomik ilişkilerde bunun ancak ikincil yansımalarının görüldüğünü, bu nedenle ekonomik bir devrimle kadınların üzerindeki baskıdan kurtulmanın mümkün olmadığını savunmuşlardır.

Radikal feminizm içindeki bir diğer önemli eser de Barbara Burris’in dahil olduğu bir grup tarafından 1971 yılında yazılan “Dördüncü Dünya Manifestosu”dur. Bu eserde kadınların bütün dünyada erkekler tarafından sömürgeleştirilmiş bir kast oldukları, diğer antiemperyalist hareketlerin erkek egemen olduğunu, bu nedenle kadınların bu hareketlerle dayanışamadıkları, kendi kültürlerinin kurtuluşu için kadınlar olarak örgütlenmeleri gerektiği ve kadın kültürünün Dördüncü Dünya olduğu savunulmuştur (Donovan, 2001, s.274). Radikal feminist teorinin en önemli metinleri arasında Kate Millett’in “Cinsel Politika” (1970), Shulamith Firestone’un “Cinselliğin Diyalektiği: Feminist Devrimin Meselesi” (1970), Ti-Grace Atkinson’un “Amazon Odyssey” (1974) ve Mary Daly’nin “Jin-Ekolojili Radikal Feminizmin Meta-Etiği” (1978) adlı eserleri yer alır.

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 3781, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 2595

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*