Oyun Olarak Sanat Nedir?

Oyun Olarak Sanat Anlayışı
Oyun Olarak Sanat Anlayışı

Sanatla olan münasebeti çerçevesinde oyun kuramı ya da oyun olarak sanat anlayışı ilk kez Schiller tarafından kapsamlı bir şekilde işlenmiştir. Schiller ismi 19. yüzyıl romantik felsefe akımı içerisinde sanat ve eğitim üzerine olan fikirleriyle ön plana çıkmaktadır. O, şair, filozof, tarihçi ve en önemlisi de bir dram yazarıdır.

Ona göre insan bölünmüş ve parçalanmıştır. “Parçalanmış insan, yani maddeye bağlı insan, insanlık alanının dışında kalmıştır. Onu yeniden makul biri yapmak, onu estetik biri yapmakla olacaktır. Bu estetik özgürlükle mümkündür” (Albayrak, 2012: 263). Bu bölünmüşlük insanda var olan dengeyi sarsmış ve insanın sahip olduğu özgürlüğünü elinden alarak yok etmiştir. Bu durumda İnsan, yeniden eskisi gibi bütün haline gelerek özgürlüğünü geri kazanmalıdır. Öyle ki Schiller’e göre bu bölünmüşlük hali ancak ve ancak sanat aracılığıyla ortadan kalkacaktır. Yani modern insandaki bu bölünmüşlük ve yabancılaşmanın ilacının sanat olduğunu düşünmüştür. Çünkü sanat kişiyi özgürleştirir. Ona göre sanat özgürlüğün kızıdır.

Oyun Olarak Sanat

Oyun olarak sanat yaklaşıma göre sanat ile oyun arasında bir takım benzerlikler vardır. Bu benzerlikler, oyun olarak sanat anlayışın doğmasına sebep olmuştur. Bu benzerlikleri şöyle sıralamak mümkündür:

  • Sanat da oyun da fayda amacı güdülmeden gerçekleştirilen etkinliklerdir.
  • Her ikisi de insanı gündelik yaşamın sıkıntılardan, kaygılarından uzaklaştırarak, insanın adeta kendisini unutmasını sağlar.
  • Her ikisinde de dış dünyaya, yani hayal dünyasına yönelme olur. Bu dünya içinde, insan mutlak özgür olur.

Friedrich Schiller’e göre, “İnsan oynadığı sürece insandır.” Schiller’e göre insan, gerçek özgürlüğe ancak sanat yoluyla ulaşabilir. İnsan sanatla uğraşırken, kendini zamandan koparılmış gibi hisseder. Bu ise oyun oynarken zamanın nasıl geçtiğini fark etmeyişimize benzer. Biz, insanlığımızın burada, dış kuvvetlerin darbesine maruz kalmamış denecek kadar, saf ve tam olarak ortaya çıktığını anlarız.

“Duyumsal dürtüyle formel dürtü, yalnızca sanat oyununda bir araya gelir ve insan güzeli temaşa ederken, ruh bir yandan ahlak yasası diğer yandan da fiziki zorunluluk arasında mutlu bir ortam yaratabilir.” Oyun dürtüsü hem özgürlük hem de zorunluluk içerir. “Biçim güdüsüyle madde güdüsü arasında bir ortaklık yani bir oyun dürtüsü olmalı çünkü ancak gerçekliğin biçimle, rastlantının gereklilikle, acının özgürlükle birliği, insanlık kavramını tamamlar.” Oyun içinde var olan kurallara insan gönüllü olarak tabi olur. Oyun, kuralların baskısının olmadığı özgür bir etkinliktir.

Schiller, özgürlüğün asıl ortaya çıktığı alanın canlı dünyası olduğunu söyler. Canlı dünyasında özgürlüğü doğuran şey ise gereksinmedir. Canlı ihtiyaçlarına cevap bulduğu zaman bir güç fazlalığı ortaya çıkar. İşte bu güç fazlalığının doğurduğu hareket de oyundur. “Canlının oynaması onun özgür olduğunu gösterir.” Fakat asıl özgürlük en üst basamakta bulunan insanda ortaya çıkmaktadır. İnsan duyusal ve ussal varlığın birleştiği oyun sayesinde özgür olur. İşte bu noktada oyun aşağı basamaktaki durumdan çok farklıdır. Çünkü alt basamaktaki oyun fiziksel yapıdayken buradaki oyun estetik bir oyundur ve burada herhangi bir erek zinciri de bulunmamaktadır. Oyun tüm varlık alanlarında çeşitli şekillerde kendini göstermektedir. Fakat insanda kendini estetik olarak ortaya koymaktadır. Bu da sanatın bir oyun olarak ortaya çıkması demektir. Sanat ve oyun ereksiz olmaları bakımından ortak bir noktada buluşurlar. İkisi de kendileri dışında hiçbir ereğe sahip değillerdir ve yine her ikisi de insan için tam bir özgülük alanı meydana getirmektedir.

“Duyusallığı, tinselliği ve bunların bütünleşerek ortaya çıkardığı biçimlendirmeyi özendiren etmen oyundur. Oyun, tümleyen öğedir. Yaratıcılığı ve estetik yeterliliği özendiren güçtür… Oyun, her koşul altında insanı tümleyen ve onun ikili doğasını birden geliştiren etmendir. Schiller’e göre, hoş olanı, iyi olanı, tümlenmiş olanı ciddiye alır; ancak güzel olan ile oynar.” Fakat Schiller bu oyunun günlük yaşamdaki oyun ile karıştırılmaması gerektiğini söyler. Gerçek güzellik oyun güdüsüne değerdir. Ona göre, bir insanın güzellik tasavvuru, kişinin oyun güdüsünü tatmin ettiği yolda aranırsa yanılgıya düşülmüş olunur

“Şimdi us konuşuyor: Güzel, yalnızca yaşam olmamalı; yalnızca biçimde olmamalı. O, canlı biçim olmalı, diyor; bu da güzellik olmalıdır demektir; çünkü güzellik, insan, salt biçimliliğin ve salt gerçekliliğin iki türlü yasasını veriyor. İnsan güzellikle yalnızca oynamalı yalnızca güzellikle oynamalı. Çünkü sonunda, birden söylemek için: insan sözcüğün tam anlamıyla, insan olduğu yerde oynar ve o, ancak oynadığı yerde tam insandır (Schiller, 1965: 76).

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 3. Sınıf “Çağdaş Felsefe Tarihi” Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*