Patristik Dönem, Hristiyan Felsefesinde Patristik Dönem Nedir, Ne Zamandır?

Patristik dönem, Milattan Sonra 2. yüzyıl ila Milattan Sonra 8. yüzyıl arasında kalan ilk dönem Hristiyan felsefesine, Patristik Dönem denmektedir.



Bu dönemin Hristiyan filozofları, aynı zamanda birer din adamıdır. Tertullian, Cellemens ve Augustinus, bunların önde gelenleridir ve “Kilise Babaları” olarak da adlandırılırlar. İsmini bu adlandırmadan alan Patristik Dönem’de özellikle Augustinus’un izlediği dini akılla açıklama yolu, inancın temel öğretisi hâline gelmiştir.



Patristik felsefeyi, Orta Çağ felsefesinin hazırlanmasına bir başlangıç dönemi olarak kabul edebiliriz. Bu dönem, İsa Peygamberin zamanından, 430 yılında St. Augustine’in ölümüne kadar geçen dönem olarak belirlenebilir. Bu, 692’deki Trullo Konseyine kadar süren Hıristiyan dogmatizmin daha ileri gelişimini de kapsamaktadır. Patristik felsefe, Orta Çağ felsefesi için bir evre oluşturmaktadır. Patristik dönem, erken dönem Hristiyanlık dininin Helenistik felsefe ile birleşimi ile sonuçlanacaktır. Bu bir felsefe olmaktan çok tanrıbilimdir. Dönemin en büyük temsilcisi St. Augustine’dir. St. Augustine, belki de bu dönemin felsefeci unvanı alan tek kişiliğidir. Bu bölümde, Patristik Çağ’ın yalnızca ana hatlarını çizeceğiz.

Erken dönem Hıristiyan topluluktan tür açısından büyük farklılıklara sahiptir. Ancak bu kabaca gentile (Musevi olmayan) türü ve Yahudi dinine yönelik tür olarak sınıflandırılabilir. İlk dönemde, bu iki kaynaktan oluşan, anlaşılması güç bir Hıristiyanlık biçimi yaşanmıştır. Bu, Helenistik Hristiyanlık olarak adlandırılmaktadır. Yapı, St. Paul tarafından ortaya konmaktadır. Yeni din, biçim açısından dogmaların ötesine geçerek insanların ortak duyumlarını saptama girişiminde bulunmaktadır. Bu dönemde antik dünyada pagan ve Yahudi öğretileri etkindir. St. Paul’un yazılarında özellikle İbranilere Mektuplar’da Patristik felsefenin iki niteliği ayırt edilebilmektedir. İlk olarak, İsa Mesih kişiliğinin yüceltilmesi, onun Tanrı’nın biricik oğlu olduğunun kabul edilmesi; ikinci olarak, İsa’nın Helenistik dünyada egemen olduğundan çok felsefi kavramlar terimleriyle yorumlanması.



İsa Mesih kişiliğinin doğasının Hıristiyan kavramı, felsefi tasarımla karışıncaya kadar hiçbir belirli biçim almamıştır. St. Paul’un yazılarında ifade edildiği gibi, İsa’nın içinde insan ve Tanrı doğalarının birliği bulunmaktadır. Bu, daha sonraki Üçlülük (Trinity) öğretisi tohumudur. Bunun ötesinde, Paul öğretisi, Niceae Konseyi’nde daha önce tartışılmış olan ve sonuç olarak kabul gören bir formülleştirmedir. Üçlülük öğretisi Batı Hristiyanlık tüm tanrıbilimi üzerinde temellenmiştir ve 325 yılındaki Nicaea Konseyi’ne kadar tamamlayıcı bir biçim verilmemiştir. Helen dünyasındaki felsefe terminolojisi kullanarak dinsel tartışmalara katılma dönemi yaşanmaktadır. Ante-Nicene (İznik Öncesi) dönemde Platon ve Hıristiyan felsefesinde bu terminoloji yaygın olarak kullanılmaktadır. Philon tarafından ortaya konan Yeniplatoncu gelenekte de bu terimler kullanılır. Erken dönem Hristiyanlık düşüncesinde Stoa ve Aristoteles öğeleri bulunmaktadır, ancak Yeniplatoncu öğeler baskındır. Gerçekten de bu dönemin Hristiyan felsefesinde, Helen felsefesinin öğeleri bulunur. İznik öncesi felsefenin çoğu için bu geçerlidir.

Nicaea Konseyi (325), Yeniplatonculuktan uzaklaşarak, İsa Mesih’in Tanrı’nın Oğlu olarak betimlendiği Hristiyan kavramı için formüller oluşturmaktadır. Bu anlayışta İsa, ikincil bir tanrı olarak algılanmaktadır. Aşkın bir Tanrı ile duyum dünyası arasında algılanır.



Dördüncü yüzyıl çalkantılı bir dönemdir. İmparatorluk politik yaşantısı ve yeni Kilisenin öğretisel yaşamı içice bulunmaktadır. Yüzyılın sonunda görünüm değişmeye başlamıştır. Theodosius’un öldüğü 395 yılında, Roma İmparatorluğu etkin ve güçlü bir yönetim altında bulunuyordu. Ardından iki oğlu Honorius ve Arcadius’un tahta çıkmasıyla birlikte Doğu ve Batı ayrımı oluştu. Batıda Orta Çağ Hristiyan felsefesinin gelişimi gözlenmektedir. Theodosius ölümünden üç yıl önce 392 yılında Hristiyan dinini yasaklamıştı. Bu dinin Ortodoks mezhebi, dinlerini yaşatabilmek için yoğun çabalar gösterecektir. Karmaşık beşinci yüzyılda bu din, Batı imparatorluğunun varsıl Yunan-Roma mirasını düzenlemeye başladı ve klasik geleneğe karşı bir güç haline dönüştü.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı, MEB Felsefe Ders Kitabı, “Felsefeye Yolculuk” Frank Thilly