Lyceum Nedir? Lykeion (Lyceon) Felsefe Okulu

felsefe Nedir

Aristoteles tarafından Atina dışında üzeri kapalı avlulardan oluşan binalar içerisinde kurulan felsefe okuludur.

Aristoteles Platon’dan sonra Akademeia’nın başına geçen Speusippos’un yönetiminde çalışamayacağını anlayınca okuldan ayrılıp Assos’a, Hermeias’ın yanına gitmek zorunda kalmıştır. Çünkü Speusippos’un eğilimi felsefeyi matematiğe dönüştürmekten yanaydı ve bu yüzden Aristoteles Speusippos’la birlikte çalışamayacağını düşünmüştür.

Aristoteles Assos şehrinde tam üç yıl yaşamış ve burada Hermeias’ın yeğeni ve aynı zamanda evlatlığı olan Pythias’la evlenmiştir; ama yazık ki Pythias’ın ömrü uzun olmamıştır. Aristoteles sonraları kendi memleketlisi bir kadınla beraberlik yaşamış ve ondan Nikomakhos adını verdiği ve ileride kaleme alacağı “Nikomakhos’a Etik” adlı kitabını da ithaf edeceği bir erkek çocuk sahibi olmuştur.

Aristoteles Assos’tan sonra Midilli adası açıklarındaki Mitylene’ye, Akademeia’dan arkadaşı ve adanın yerlilerinden olan Theophrastos’un yanına gitmiştir. Mitylene’deyken Makedonya Kralı Philippos’tan bir davet almıştır. Bu davetin amacı, Philippos’un o sırada 13 yaşlarında olan oğlu İskender’in bütün eğitimini Aristoteles’e devretmek arzusuydu. Geleceğin hükümdarlarının sıradan insanların çok üstünde bir eğitim ve öğrenim görmeleri gerektiğine yürekten inanan Aristoteles bu daveti seve seve kabul etmiştir.

Aristoteles, Philippos’un ölümünün ardından Atina’ya geri dönmüştür (İÖ 334-335) ve İskender’e verdiği derslerle tarttığı hocalık vasfını bu kez daha geniş bir öğrenci kitlesine ulaştırmak ve araştırmalarına da daha rahat devam edebilmek maksadıyla, zamanında Sokrates’in de uğrak yeri olan Atina yakınlarındaki Lyceum (Yun. Λύκειον: Lykeion) koruluğunda birkaç bina kiralayarak aynı adı vereceği okulunu kurmuştur.

Aslında bir gymnasion (spor alanı; spor okulu) olan Lyceum, Apollo Lyceus’a (kurtları katleden tanrı Apollo: Yun. lykos: kurt; lykeios: kurtları katleden) adanmış kutsal bir alandır ve M.Ö. 6. yüzyılda bu adı almıştır. Önceleri Yunan askerlerinin ve atletlerinin talim yeridir. Bu okulun zemini Keoslu Prodikos, Protagoras, Sokrates ve Platon gibi birçok filozofun, sofistin ve ozanın ayak izleriyle doludur. Ayrıca Atina Meclis binası Pnyx tepesindeki resmi yerine yerleşmeden önce burada toplanır, değişik tanrılara adanan bayramların kutlaması yine burada gerçekleştirilirdi.

Aristoteles’in Atina’ya yeniden ayak basar basmaz kurduğu ve modern liselerin isim babası olan bu okulun onun dönemindeki tedrisatı hakkında elimizde geniş bilgiler yoktur. Bununla beraber hem Aristoteles’in eserlerinin içeriğinden hem de bu eserleri bu açıdan didik didik inceleyen sonraki araştırmacıların bildirimlerinden çıkardığımız sonuçlara göre, buranın bir bilim, felsefe, siyaset, retorik ve mantık cenneti olduğu çok açıktır.

Aristoteles adeta Pythagoras gibi her sabah erkenden öğrencileriyle bu koruda gezintiye çıkar ve yemyeşil ağaçlar arasında felsefenin en derin konularında sohbete başlar, tartışmalar açardı. Okulun daha sonra Peripatos adını almasının kökeninde de Aristoteles’in bu tarz bir öğretim yöntemini benimsemiş olması yatar. Bu dersler belirli ve seçkin bir öğrenci topluluğuna ileri düzeyde verilen derslerdir (ἀκροᾱματικός: akroamatikos: sadece dinlemeye yönelik) ve dolayısıyla esoteriktir (Yun. ἐσωτερικός: esôterikos: içsel ya da mistik olanla ilgili, saklı manası olan). Ama bir de öğle sonrası ve akşamları verilen dersler vardır ki bunlar sabahki derslerden daha hafif konuları içeren ve böylece daha geniş bir öğrenci kitlesinin zihnine hitap etmeyi amaçlayan derslerdir (ἐξωτερικός: eksoterikos: dışsal, dışsal olanla ilgili; yani herkesin anlayacağı dersler). Bu ikili eğitimde ileri düzeydeki derslerin konuları, metafizik, mantık ve fizik gibi soyut ve anlaşılması büyük bilgi birikimi gerektiren konulardır; herkesin zihnine hitap eden derslerse retorik, siyaset ve ekonomi gibi daha somut bilgilerle örülü konulardan ibarettir.

Aristoteles kurduğu okulda yaklaşık 12-13 yıl ders vermiş (M.Ö. 335-322) ve elimize ulaşan külliyatının (corpus) önemli bir bölümünün notlarını bu yıllar içinde kaleme almıştır. Bu arada da felsefeden retoriğe siyasetten tarıma, kozmetiğe ve maden bilimine kadar çeşitli konularda dersler vermeyi hiç ihmal etmemiştir. Ayrıca koleksiyonculuk tutkusuyla yüzlerce yazmayı bir araya toplayıp İskenderiye ve Bergama gibi dünyanın en ünlü kütüphanelerine örnek oluşturacak ilk kütüphaneyi de bu okulun bünyesinde kurmuş, değişik haritalardan ve özellikle doğa tarihi derslerinde yararlanacağı objelerden adeta bir müze oluşturmuştur. İskender, Asya seferleri sırasında gördüğü, bulduğu ne kadar bitki ve hayvan örnekleri varsa hepsini hocasının oluşturduğu bu müze için toplamış ve müzenin gelişimine önemli bir katkı sağlamıştır.

Okulunun özellikle ekonomi ve politik gibi güncel konulara eğilmesi, onu Platon’un Akademeia’sından daha tanınır hâle getirmiştir. Çünkü Akademeia’nın kendi içine kapalı yapısı ve sadece Platon tarafından seçilen yüksek beyinlere ders vermeyi hedeflemesi, o dönemlerde daha az kişi tarafından bilinmesine yol açmıştır. Bundan başka Aristoteles’in bu okulun yönetimini on gün süreyle zihninde tartışılacak soruları olan başka başka kişilere devretmesi ve bu kişilerin sorumluluğunda çeşitli tezlerin savunulmasına olanak tanıması, birlikte ortak yemekler yenmesine ve kendi yönetiminde ayda bir mükellef sofralar kurulup şölenler düzenlenmesine özen göstermesi de okulunu Akademeia’dan ayıran bir başka önemli nitelik olmuştur.

İskender’in ölümüyle birlikte (İÖ 323) Atina’da kopan Makedonya aleyhtarı fırtınalardan nasibini alan ve dinsizlikle suçlanan Aristoteles Atina’yı terk edip Khalkis’e gitmek zorunda kaldı; giderken de Sokrates’in katlini anımsatarak “Atinalıların felsefeye karşı ikinci bir günah işlemesini istemiyorum,” demeyi de ihmal etmedi. Ama bu zoraki sürgün onun İÖ 322 yılında, 62 yaşında hayatını kaybettiğinde Sokrates gibi Yunan gençliğinin ilham kaynağı olan duayenleri arasına yerleştirilmesinin önüne geçemedi; çünkü Lyceum’un havasını soluyanlar, suyundan içenler hocalarını o güne değin bilimsel çalışmaları derin felsefi gözlemlerle bir arada götüren ilk düşünür, ilk öğretmen, ikna kabiliyeti yüksek iyi bir hatip ve mantığın duayeni olarak düşünce tarihine yerleştirmeden edemediler.

Lyceum, Aristoteles ölünce Theophrastos’a (Θεόφραστος: İÖ yak. 371-yak. 287) miras olarak kalmıştır. Yukarıda belirtildiği üzere kendisi de Aristoteles gibi Platon’un Akademeia’sının öğrencilerindendi. Platon ölünce Aristoteles’in peşinden ayrılmayan ve hocasından hiç de aşağı kalmayacak öğrenme aşkıyla özellikle biyoloji, doğa bilimleri, ahlak ve metafizik konularında kendisini geliştirip geniş bir bilgi dağarına sahip olan Theophrastos’un bu sadakati kendisinin Lyceum’u bileğinin hakkıyla kazanmasına neden oldu. Theophrastos, Lyceum’u Aristoteles’in döneminde olduğu gibi başarıyla yönetmeyi bildi, eski öğretim yöntemlerinden pek ayrılmayarak okulun ününe hâlel gelmemesini de sağladı. Bu arada kendi bütçesinden başka binalar da satın aldı ve kendisinden sonra bu binaların okula bağışlanmasını vasiyet etti.

Onun döneminden itibaren Lyceum, Peripatetiklerin Okulu olarak tanınmaya başlandı. Okul adını esasen Lyceum korusunun kemerli yürüyüş yollarından (Yun. περίπατοι: peripatoi) aldı. Ama Yunanca peripatoi kelimesi, “özellikle kemerli yolları olan avluda aşağı yukarı yürümek, gezinmek; yürüyerek öğretmek, ders vermek,” anlamına gelen περιπᾰτέω (peripateo) fiilinden gelen περίπᾰτος (peripatos: yürüme, gezinme; yürüyüş sırasında sohbet, tartışma; yürüyüş yeri) ve περιπᾰτητής (peripatetes: yürüyen, gezinen) adı ile peripatetikos (yürüyerek öğretmeye veya tartışma yürütmeye düşkün) sıfatından türemiştir. Bu okulun ardından peripatetikos sıfatı “Aristoteles’in öğrencileriyle ve Aristoteles felsefesiyle ilgili” anlamında kullanılmış ve yaklaşık 1400’lerde de Fransızca peripatetique kelimesiyle birlikte “Aristoteles’in öğrencisi” anlamını kazanmıştır.

Peripatos Okulu Theoprastos’un ölümünün ardından Lampsakoslu Straton’un (İÖ yak.335-269) yönetimine geçti. Okulun bir bölümü askeri eğitime tahsis edildi ve şehrin ileri gelenlerinin çocukları burada eğitim görmeye başladı. Peripatos Okulu’nun üyelerinin de esas işi artık felsefe ve bilime yeni katkılar sağlamak yerine tamamen Aristoteles’in eserlerinin korunmasına ve yorumlanmasına yöneldi. Böylece Lyceum özellikle İÖ 3. yüzyıldan başlayarak yavaş yavaş gerilemeye başladı. Romalı komutan Sulla’nın Atina’yı kuşatmasının ardından da İÖ 86 yılında okulun yarısı yok oldu ve eğitim tamamen durdu; ta ki İS 2. yüzyılda eski heybetiyle olmasa da yeniden dirilinceye kadar. Stoik felsefenin Romalı temsilcilerinden İmparator Marcus Aurelius, Lyceum’u felsefe ışığıyla yeniden buluşturmak istercesine hummalı bir çabaya girişti ve her fırsatta buraya hocalar atadı. Fakat Lyceum Aristoteles zamanındaki şaşaasını hiçbir zaman geri kazanamadı.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*