Felsefe hakkında her şey…

John Rawls kimdir?

06.11.2019
1.802
John Rawls kimdir?

John Rawls ya da tam adıyla John Bordley Rawls, 21 Şubat 1921 ila 24 Kasım 2002 tarihleri arasında yaşamış olan Amerikalı siyaset ve ahlak filozofudur. John Rawls genel bir kanı olarak, 20. yüzyılın en önemli politik filozofu olarak kabul edilir.

John Rawls 1921’in Şubat ayında Amerika Birleşik Devletleri’nin Maryland eyaletinde bulunan Baltimore şehrinde orta sınıf olarak nitelendirebilecek bir ailenin fertlerinden biri olarak doğmuştur.

Rawls’ın babası ergenlik yaşlarında okulu bırakarak bir avukatın ofisinde çalışmaya başlamış, ardından hukuk alanında kişisel emeklerinin ve yaptığı hazırlıkların neticesinde eyaletin yapmış olduğu avukatlık sınavında başarılı olmuş ve çok uzun yıllar avukatlık mesleğini icra etmiştir. Rawls’ın annesi ise ev hanımı olmakla birlikte siyasal hayatla aktif olarak ilgilenmiş, Kadın Seçmenler Topluluğunun da başkanlığını yapmıştır. Görüldüğü gibi babasının hukukçu olması ve annesinin kadınların eşitliği konusundaki çabaları erken yaşlarda Rawls’ı adalet üzerine kafa yormaya itmiştir.

Rawls’ın küçük yaşlarda yaşadığı bazı travmatik olaylar da onu doğal talih ile ilgili derinlikli olarak düşünmeye zorlamıştır. Özellikle erkek kardeşlerinden iki tanesini kendisinden bulaşan hastalık yüzünden kaybetmesi Rawls üzerinde kekeleme sorunu dâhil, kalıcı birtakım psikolojik ve fiziksel tahribatlar yaratmıştır. Yakalanmış olduğu hastalıklardan kendisi kurtulurken kardeşlerinin Rawls’tan bulaşan hastalık sebebiyle hayata veda etmeleri düşünürü doğal talih konusunda tefekkür etmeye yönlendirmiştir.

Filozofun etrafında olup bitenler sadece doğal talihin hayattaki yerini kavramasını sağlamakla da sınırlı değildi. Rawls sadece zekâ, sağlık gibi doğal talihin kapsadığı hususların değil aynı zamanda ırk, cinsiyet, sosyal sınıf, din gibi sosyal talihin kapsadığı hususların da insanın kendini gerçekleştirmesi açısından çok önemli olduğunu anladı. Küçük yaşlardan itibaren sosyal talihin de insanın hayatının üzerindeki kapsayıcı etkisine ilişkin birtakım olaylara şahit oldu. Siyahi insanların sayıca fazla olduğu Baltimore’da yaşadığı için Afrika kökenli Amerikalıların beyaz Amerikalılara göre daha kötü koşullarda yaşadığına ve dezavantajlı pozisyonda olduklarına yakından tanık oldu. Siyahi çocukların beyazların çocuklarıyla aynı okula gidemediğini hatta gündelik hayatı paylaşmak noktasında da birtakım yasaklamalara muhatap olduklarını gözlemledi. Aynı zamanda yoksul ailelere mensup beyaz Amerikalı çocukların da eğitim, sağlık, barınma imkânlarının yetersiz olduğuna şahit oldu.

Siyahi çocuklar ve beyaz Amerikalı yoksul çocuklar hayatla küçük yaşlardan itibaren boğuşurken Rawls, babasının avukat olması sebebiyle özel okullarda okudu. İlköğretimini özel Calvert Okulunda tamamladı. Liseyi ise dinî birtakım ödevlerle yoğrulmuş atmosfere sahip Kent Lisesinde tamamladı. Bu lisede disiplin üst düzeydeydi. Öğrencilerin okullarda kendilerine verilen birtakım işleri yerine getirmesi zorunluydu. Ayrıca her pazar öğrencilerin kilisede hazır bulunmaları ve belirli rolleri ifa etmeleri önemli bir gereklilikti. Okulun yatılı olması sebebiyle, öğrencilerin yakındaki şehir merkezine gitmeleri ve boş vakitlerini orada geçirmeleri yasaklanmıştı. Kent Lisesinin özel bir okul olması, devlet okullarına devam eden öğrencilerin aldıkları eğitimle özel okula giden öğrencilerin aldıkları eğitim arasındaki nitelik farkını gözlemlemesine imkân verdi. Ayrıca Kent Lisesinin dinî atmosferi, düşünürü din felsefesine de ilgi duymaya yöneltti.

Liseden mezun olduktan sonra Princeton Üniversitesinde Felsefe eğitimi aldı. Üniversite eğitiminin ilk yıllarında farklı bölümlere merak sardı ama nihayetinde felsefe bölümünde karar kıldı. Norman Malcolm üniversite hayatında önemli iz bırakan bir figürdü çünkü Rawls’ın felsefeye olan ilgisini derinleştiren bir rol oynuyordu. Malcolm’un “İnsan Kötülüğünün Dinî Yorumu” başlıklı dersi Rawls’ı çok etkiledi. Malcolm’un Rawls’ın hazırlamış olduğu ödevleri sert bir şekilde eleştirmesi Rawls’ın motivasyonunun ve felsefeye olan ilgisinin artmasını sağladı. Özellikle Malcolm’un dersinde Platon, Augustine, Bishop Butler, Reinhold Niebuhr ve Philip Leon üzerine yapılan tartışmalar Rawls’ı din üzerine odaklanmaya itmiştir. “Günah ve Din Üzerine Kısa Bir İnceleme: Cemaat Kavramına Dayanan Bir Yorum” başlıklı çalışması bitirme tezi olarak kabul edildi ve 1943 yılında bu üniversiteden mezun oldu.

Üniversiteden mezun olduktan sonra rahip olmayı hedef olarak belirleyen düşünür, İkinci Dünya Savaşı’na katıldı. Yaklaşık iki yıl Yeni Gine, Filipinler ve Japonya’da aktif olarak savaşmak zorunda kaldı. Savaş yıllarındaki tecrübesi filozofu din üzerine düşüncelerini yeniden değerlendirmeye sevk etti. Holokost, asker arkadaşlarının ölümü ve Japonya’ya atılan atom bombalarıyla yıkılmış Japon şehirlerinden trenle geçerken gördükleri Rawls’ta derin bir etki yarattı. Daha da önemlisi tüm bu savaş çılgınlığının ortasında savaşı ve öldürmeyi meşrulaştıran argümanlar filozofun din konusundaki görüşlerini sorgulamasına sebep oldu. Lüterci bir rahibin Japon askerlerinin öldürülmesini onaylayan ve Tanrı’nın bundaki rolünü vurgulayan hutbesi karşısında rahatsız oldu. Bu hutbede ileri sürülen argümanın Tanrı’nın Holokost yaşanırken niçin aynı rolü oynamadığı sorusunu cevaplamakta yetersiz kaldığı sonucuna vardı. Bu yetersizlik ona göre ahlak ve din arasında bir gerilime sebep olmaktaydı. Din, ahlakın haklılaştırılmasında her zaman tutarlı cevap sunmuyordu ve tek başına Tanrı’nın varlığı ahlak kurallarını gerekçelendirmeye yetmiyordu. Bu hususlar adaletin ve ahlakın metafiziksel aktörler ve argümanlar olmaksızın insanların makul muhakemesiyle inşa edilebileceği gerçeğine işaret etmekteydi.

İkinci Dünya Savaşı’nın Rawls’ta sebep olduğu bu düşünsel yarılma, askerliğini bitirdikten sonra yaptığı lisansüstü akademik çalışmalarda net şekilde görülebilir. Ders aşamasının bir kısmını Cornell Üniversitesinde tamamladıktan sonra Princeton Üniversitesine geçiş yaptı ve Walter Stace’in danışmanlığında ahlak metodolojisi üzerine doktora tezini yazdı. Düşünürün ifade ettiği üzere bu doktora tezindeki argümanlar, adalet ve ahlak arasındaki ilişkiyi objektif bir zemin üzerine oturtmakta önemli katkılar sağladı.

Doktora yaptığı yıllarda Margaret Warfield Fox ile tanıştı. Bu tanışıklık kısa bir süre sonra evlilikle sonuçlandı. Evlendiklerinde Rawls’ın eşi Ivy liginde seçkin bir üniversite olan Brown Üniversitesinde sanat tarihi üzerine lisans eğitimine devam ediyordu. Evlendikleri tarihi takiben eşinin ailesi, kızlarının eğitimini finanse edemeyeceklerini, iki erkek çocuklarını okutmak üzere maddi imkânlarını kullanacaklarını çifte bildirdi. Annesinden sonra Rawls bir kez daha doğal ve sosyal talihten dolayı kadınların yaşadıkları zorluklara yakından şahit oldu.

Hayatının ilk yıllarından itibaren doğal ve sosyal talih üzerinden basit bir merak ile ilgilendiği adalet konusuyla akademik düzeyde ilgilenmeye başladı. Rawls, ilk olarak iki yıl süresince Princeton Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak görev yaptı. Bu iki yıl tamamlandıktan sonra kazanmış olduğu burs kapsamında bir yıl süre ile doktora sonrası çalışmalarını yapacağı Oxford Üniversitesine gitti. Burada hukuki pozitivizmin önemli temsilcisi H.L.A. Hart’ın verdiği derslerden etkilendi. Isiah Berlin’in bu üniversitede vermiş olduğu seminerlere katıldı. İngiltere’den döndükten sonra 1953-1959 yılları arasında Cornell Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. 1959-1960 yılları arasında Harvard Üniversitesinde misafir araştırmacı olarak bulundu. Daha sonra Massachusetts Teknoloji Enstitüsünde öğretim üyesi olarak çalıştı. 1963 yılında da Harvard Üniversitesinde profesörlük kadrosuna atandı ve emekli olana kadar orada çalıştı.

Harvard Üniversitesinde çalışmaya başladıktan sonra siyaset felsefesinde adalet problemine odaklandı. 1960’lı yıllar Vietnam Savaşı üzerine tartışmaların baskın olduğu yıllardı. Rawls 1969’un Bahar döneminde “Savaş Problemi” üzerine bir ders verdi. Bu ders hangi durumlarda savaşa girmenin meşru olacağı, adil savaşın nasıl gerçekleşmesi gerektiği ve adil olmayan bir savaşta vicdani red ve sivil itaatsizlik üzerine tartışmalar içeriyordu. Bu konular daha sonraki çalışmalarında özellikle Bir Adalet Teorisi ve Halkların Yasası adlı kitaplarında işlediği hususlar arasında yer aldı.

Düşünür, 1969-1970 yılları arasında Stanford Üniversitesinde misafir araştırmacı olarak çalışırken siyaset felsefesinde çok ses getirecek ve kendisine siyaset felsefesinde konuyu değiştirecek düşünür payesinin verilmesini sağlayacak Bir Adalet Teorisi adlı kitabını yazmayı tamamladı. Bir kez daha talihin devreye girdiği bir olay olarak tanımlanabilecek bir durum söz konusuydu; ofisinin bulunduğu binada yangın çıkmış ve bitirmiş olduğu kitap çalıştığı ofiste masanın üzerinde olduğu hâlde yangında zarar görmemişti. Böylelikle Rawls, 1971 yılında Kuzey Amerika’da felsefe alanında çok yankı uyandıracak Bir Adalet Teorisi adlı kitabını yayımlamış oldu.

John Rawls’ın çocukluk, gençlik ve yetişkinlik yıllarında tanık olduğu olaylar ve kişiler felsefeye yönelik sadece basit bir merakla sınırlı olan ilgisini akademik bir düzeye taşımasına vesile olmuştur. Basit bir merakla başladığı bu yolculuk soyut ve ayrıntılı bir metodolojik çabanın meyveleri olan eserlerle sonuçlanmıştır.

İlgili konular:

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...