İlk Filozofların Varlık Anlayışları

felsefe Nedir

Bu panorama içinde Sokrates öncesi dönemde varlık sorunu açımlamaya hazırız. İlk filozoflar olarak kabul edilen Miletos Okulu düşünürleri, Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes’i nitelemek için ‘doğa araştırmacısı’ tanımlaması kullanılır.

Gerçekten onlar da kendilerine bu anlama gelen physikoi demiştir. Evreni bilmeye ve anlamaya yönelik tutkulu bir merak duyan bu filozofların evrenin doğası ve kökenlerine dönük çabası mitolojik düşünceye koşuttur. Ne var ki onlar, mitolojik düşüncede olmadığı biçimiyle doğayı, doğa içinde kalarak anlamak ister. Bu bakımdan gerçekliğin yapısı ve kökenini gerçek üstü öğelerle açıklamak yerine yalnızca gerçekliğin içinden kalarak açıklamayı benimserler. Onlara göre, görünenin ardında bir düzenlilik bulunur. Peki bu düzenlilik nasıl meydana gelir?

İşte ilk filozof olarak görülen Thales duyusal olduğu varsayılan khaos’un gerisinde gözle görülür, akılla kavranabilir olan bir kök-öğe (arkhe) olduğu inancındadır. Thales’ten geriye az sayıda fragman kalmış olmasına karşın elimizde olanlar onun ilk filozof olarak anılması için yeterli olmuştur.

Thales’e göre evrendeki tüm şeyleri oluşturan arkhe, hydro’dur (su, sıvı). Şöyle demektedir: “Su tüm şeylerin kök-öğesidir” (Aristoteles, Metafizik, 983b18). Bir başka fragmanda ise “Dünya, suyun üzerinde yüzmektedir” demektedir (Gökyüzü Üstüne 294a28). Depremlerin nedeni Poseidon’un kızgınlığı yerine dünyanın üzerinde yüzdüğü suyun dalgalanmasıdır. Bugün baktığımızda son derece çocuksu görülen bu düşüncelerin felsefi önemi nedir?

İlkin Thales’in genel geçer bir açıklama çabasında olduğu görülür. Tek tek olayları değil, kuşatıcı bir kapsam gözeterek kuram oluşturmaya çalışır. ‘Tüm şeyler’in kökenin su olduğunu söylemesi bu genellik arayışının dile getirilişidir. İkincisi Thales gözlemlerden yola çıkar. Üçüncüsü Thales doğa-üstü nedene başvurmaksızın yalnızca kök-öğeyle oluşu açıklar. Sözgelimi ölümün nedeni Artemis’in attığı oklar değil doğal nedenlerdir. Böylece felsefeye düzenlilik sokularak evren doğa merkezli yasallıklar yoluyla düzenlenmeye çalışılır.

Thales’ten sonra gelen Anaksimandros felsefi düşünceyi bir adım daha ileri götürerek, arkhe sorununa Thales’ten daha soyut bir yanıt verir. Anaksimandros arkheyi, her şeyin birbirine karıştığı, içi içe bulunduğu, tüm olanakların kapsandığı aperion olarak görür: “Varolan şeylerin ilkesi, apeiron’dur. Şeyler ondan meydana gelir ve yine zorunlu olarak onda ortadan kalkarlar; çünkü onlar zamanın sırasına uygun olarak birbirlerine karşı işlemiş oldukları haksızlıkların cezasını (kefaretini) öderler”. Aperion Yunancada sınırları olmayan anlamına gelir. Anaksimandros açısından aperion uzamsal olarak sınırsız, niteliksel olarak belirsiz ve zamansal olarak sonsuz bir varlıktır. Böylece Anaksimandros varlığın kökenini gözlemin ötesinde duran bir öğe olarak belirler.

İlk kez Anaksimandros aperion anlayışıyla soyut, gözlem dışı kuramsal bir öğeyle varlığın kökenini açıklar. Aperion için barındığı karşıt nitelikler aracılığıyla evrendeki çeşitliliği ve düzenliliği sağlar. Üstelik bu oluş rastlantısal değil zorunludur. Anaksimandros, kozmosu dört niteliğin çatıştığı bir alan olarak görür. Bu dört nitelik: sıcak ve soğuk, kuru ve nemdir. Fakat Anaksimandros sağlam biçimde aperion ve içinde taşıdığı karşıtlıkların oluşu nasıl sağladığını açıklayamaz.

Miletos okulun son temsilcisi Anaksimenes’e göre arkhe havadır. Anaksimenes niceliksel dönüşüm yoluyla belirsizden çokluğun ortaya çıkması sorununu çözer. Böylece Anaksimandros’ta açıklanmamış olan karşıtların dönüşümünden evrenin nasıl oluştuğu sorusu Anaksimenes’te havanın süreğen olarak yoğunlaşması ve seyrelmesi olarak saptanır. Evren niceliksel dönüşümler aracılığıyla açıklanır. Niceliksel dönüşümler, niteliksel dönüşümlere yol açar. Anaksimenes açısından insan ruhu ile evren ortak öğeden yapılmıştır bu açıdan insan evreni tanıyabilir. Evrenle insan arasında bir tür dostluk bulunur.

Görüldüğü Miletos okulu filozofları dünyaya heyecan dolu yeni bir gözle bakma arayışındadır. Şu sorulara yanıt aradılar: Bu karmaşık ve düzensiz dünya basit ilkelere indirgenebilir mi? Kozmos nasıl meydana gelmiştir? nasıl gerçekleşir? Böylelikle aklımız ne olduğunu ve nasıl çalıştığını daha iyi anlar. Mitsel açıklamalar yerine ussal açıklamalar yapmayı seçtiler. Fırtınaların kaynağı Poseidon demeyi bıraktılar. Ölümün Apollon’un ya da Artemis’in attığı oklarla gerçekleştiğini söylemeyi bıraktılar. Doğaya ilişkin açıklamalar yine doğa içinde arandı.

İlk filozoflardan bir başkası olan Pythagoras’tan (MÖ 570-495) elimizde hiçbir fragman bulunmamaktadır. Pythagoras aynı zamanda gizemli ve gizli çalışan ve Pythagorasçılar olarak anılan topluluğun da başı olduğundan görüşleri Pythagorasçılarla karışmıştır. Pythagorasçılar için felsefe salt meraka dayalı bir etkinlik değil aynı zamanda bir tür dinsel inanıştır. Onlara göre insan ruhu ölümsüzdür. Ruh, bir dizi göç sonrası bedensel aşamaları tamamlar. Evren içindekileri bütünüyle kaplayacak biçimde canlıdır. İnsan ruhu bu bakımdan ölümlü değildir. Ruh kendisini tümüyle saflaştırana kadar bir dizi ruh göçüne katlanmalıdır. Bu fikirler bizi Pythagoras’un arkhesine yaklaştırır. Pythagoras ölçülülük, oran ve orantı fikrini felsefeye sokar. Ölçülülükle birlikte felsefeye biçim (form) girer. Form ise sayıyla ilgilidir. İşte bu bakımdan Pythagoras’un kök-öğesi sayıdır.

Miletoslu bir filozof olan Herakleitos (MÖ 540-475) görüşlerini eğretilemelerle ve dolayımlı bir biçem kullanarak yazar. Bu bakımdan ‘karanlık’ olarak nitelenir. Herakleitos da Anaksimandros gibi çatışmaya büyük önem verir. Ona göre her şey çatışma ve savaşımdan doğar. Evren ateşten oluşmuştur ve yine ona dönecektir. Bu bakımdan evrende hiçbir öğe durağan ve değişmez değildir. Her şey sürekli bir devinim içindedir. Herakleios’a göre hareket ve değişim içinde olan evrende, değişimi yöneten logostur. Logos, söz, yasa, oran akıl anlamlarına gelir. İnsanlar logosun sesini ‘duyar’ ve onu anlayanlar doğadaki oluş bozuluşun ardındaki düzenliliği kavrayabilir. Evrende birbirlerinden farklı pek çok şey arasında birlik logos aracılığıyla kurulur.

Herakleitos değişmeyen bir şeydense değişimin kendisinin kalıcı olduğunu söylemişti. Parmenides (MÖ 529-440) buna karşı çıkar. Değişim imkansızdır ve tutarsızdır. Parmenides’ten sonra Yunan felsefesi yeni bir aşamaya geçer. Parmenides’e göre evren kök-öğenin dönüşümleriyle oluşuyorsa bu var olmayanlardan var olanların çıkması anlamına gelir. Şöyle düşünür: bir şey, başka bir şeye dönüşür ve bu başka şeyden de üçüncü bir şey oluşursa bu yokluktan varlığın çıkmasıdır. Bu ise saçmadır.

Söz gelimi ateş toprağa dönüşüyorsa, toprak ateşten önce yoktur. O halde olmayan bir şeyden var olan bir şey nasıl meydana gelebilir? Bu bir varsayım ya da gözlem değildir. Gidimli bir akıl yürütmedir. Var olan her şey kalıcıdır, değiştirilemez, yok edilemezdir. Bu gerekçeyle Parmenides harekete karşıdır ve tüm gerçekliği hareketsiz ve değişmez olan bir’le açıklar: “Var olan, vardır; var olmayan var değildir”. Varlık varlığa nereden gelmiştir? Burada iki seçenek bulunur. Varlık varlığa ya varlıktan (yani, var olan bir şeyden) ya da yokluktan (yani, var olmayan bir şeyden) gelmiş olabilir. Hiçten hiçbir şey çıkmaz. Bize değişiyormuş gibi görünen şeylere bu mantıksal kanıtlama yoluyla bakıldığında gerçekte değişmedikleri görülür.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*