İfade Özgürlüğü Nedir? İfade Özgürlüğünün Sınırları Nedir?

İfade özgürlüğünün ne olduğuna ilişkin literatürde birbirinden farklı çok sayıda tanım yapılmış olmakla beraber, ifade özgürlüğü en geniş anlamda “bir düşünce, inanç, kanaat, tutum veya duygunun barışçıl yollardan açığa vurulmasının veya dış dünyaya ifade edilmesinin serbest olması” (Erdoğan, 2003:37-9), açıklanmaları durumunda da insanın bunlardan dolayı kınanmaması ve suçlanmaması (Erdoğan, 2007:21) olarak ifade edilebilir.

Bu tanımda ortaya konulduğu şekliyle ifade özgürlüğü herhangi bir dışsal müdahaleye maruz kalmamak anlamında negatif bir özgürlük olarak ele alınmaktadır. Bu açıdan bakıldığında ifade özgürlüğü herhangi bir zorlamanın varlığı durumunda değerlidir. Aksi halde “-den özgürlük” veya “-nın özgürlüğü” meselesinin bir anlamı yoktur (Trager/Dickerson, 2003:38). Dolayısıyla ifade özgürlüğü herhangi bir sınırlandırmaya maruz kalmadan herkesin kendi fikir ve kanaatlerine sahip olması ve bunları herhangi bir yolla ifade edebilmesidir.

Düşünce ve ifade özgürlüğünün bir diğer yönü de belli bir fikir ve kanaate sahip olmak adına farklı fikir ve kanaatlere ulaşabilme özgürlüğüyle birlikte ele alınma gerekliliğidir. Çünkü ifade özgürlüğü bir yönüyle bir iletişim veya haberleşme meselesidir. Bu açıdan bakıldığında iletişimsel bir eylem olarak ifade başkalarına yönelik bir eylemdir. Dolayısıyla da bir ifade özgürlüğü ilkesinden bahsedilecekse buna rağmen bazı eylemleri himaye edebilmesi temelinde değerlendirilmelidir (Schauer, 2002:16). Bu nedenle de sözkonusu iletişimi sağlayan her türlü ifade yollarının özgürlük kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Genel olarak bakıldığında araçların meşru olması koşuluyla herhangi bir düşüncenin ifade edilmesinin yasaklanması esasen özgürlük anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Dolayısıyla da şiddet içermeyen her türlü ifadenin korunması demokratik hukuk sisteminin bir gereği olarak görülmektedir. Bunun anlamı şudur ki, yalnızca hoşa giden düşünceler değil, hoşa gitmeyen düşünceler de ifade özgürlüğünün nimetlerinden yararlanmalıdır. AİHM’nin Handyside kararında belirttiği gibi ifade özgürlüğü devleti ve toplumu rahatsız eden, şoke eden veya inciten düşünceler açısından da geçerlidir.

İfade özgürlüğünün felsefi savunmasına ilişkin birtakım argümanlar bulunmaktadır. Bu argümanlardan biri “Kendini Gerçekleştirme Argümanı”dır. Buna göre insanların kendi hayatlarını anlamlandırmaları ve buna bağlı olarak da ona yön verebilmeleri adına ifade özgürlüğü mutlak değere sahiptir. Toplum içinde her insan diğerleriyle etkileşim halinde yaşamaktadır. Her birey kendi karakterine ve yeteneklerine göre kendi hayatını kendi tercih ettiği yoldan idame etme özgürlüğüne veya özerkliğine sahiptir. İnsan kendini ifade etmek suretiyle ontolojik potansiyellerini geliştirmekte ve kendini gerçekleştirmektedir. Burada önemli olan özgürlüğün değeridir, eylemin somut sonuçları değil. Bir başka ifadeyle özerkliğin değeri özerk bir eylemin görünen sonuçlarının sebep olabileceği değersizlikten üstündür (Sadurski, 2002:16).

İfade özgürlüğünün felsefi savunmasında bir diğer argüman olan “Demokrasiye Dayanan Argüman”a göre meşruiyetini halktan alan demokratik bir yönetimde bireylerin yönetime katılması, çoğulcu yapının ve çeşitliliklerin korunması ifade özgürlüğüne bağlıdır. Demokraside vatandaşların yönetime katılması aynı zamanda kendi düşüncelerini ifade edebilmelerine, karar verme sürecinde diğerleriyle iletişim halinde bulunmalarına ve halkın gücünün kamuoyu gücüne dönüşmesi adına her türlü fikirlere ulaşabilmelerine bağlıdır. Demokratik bir yapıda ifade özgürlüğü sayesinde meşru muhalefetin kendini koruması ve kamusal eleştiri yoluyla ortak iyiye ulaşılması mümkün olacaktır.

Diğer bir argüman olan “Gerçekliğin Keşfedilmesi Argümanı”na göre var olan yanlışların yerini doğruların alabilmesi adına ifade özgürlüğü hayati bir önem taşımaktadır. Bu anlamda iki noktaya vurgu yapılmaktadır. İlk olarak gerçeklerin yanlışların yerini alabilmesi adına tartışma özgürlüğünün merkezi rolüne yapılan vurgu vardır. İkinci olarak da özgür bir tartışma sürecinin garanti edilmesi ve önemli olanın neticede doğrulara varmaktan ziyade sürecin kendisinin olmasıdır (Schauer, 2002:28-30). Argümana göre gerçekliğin keşfi insanlık adına arzu edilir bir şeydir ve bu konuda insan aklına güven duymak gerekir. Yanılabilirlik tezinden hareketle genel kabul gören düşüncelerin yanlış olabileceği hesaba katılmalı ve doğrulara ulaşmak adına her türlü düşüncenin kendini ifade edebilmesine imkân verilmelidir. Fikirlerin pazaryeri olarak da ifade edilen argümanın temelinde gerçekliğe ulaşma adına farklı fikirlerin rekabetinden doğruların galip geleceğine olan inanç vardır.

Paternalizm karşıtı olan argümana göre bireylere veya topluma gelebilecek zararların engellenmesi veya fayda sağlanılması amacına matuf ifade özgürlüğü sınırlandırmaları esasen insan iradesine, tercih özgürlüğüne ve onuruna saygısızlık anlamına gelmekte (Erdoğan, 2003:41), bireylerin karakterlerini ve kapasitelerini sınırlandırmakta ve onları çocuklaştırmaktadır. Yasaklamanın ters etki doğuracağına yönelik argümana göre bir ifadenin zararlı olması temelinde yasaklanması esasen onun özgür tartışma sürecinin dışına itilmesiyle bir dogma olarak benimsenmesine ve meşru olmayan ifade yollarına başvurulmasına yol açacaktır. Hoşgörüye dayanan argüman ise toplumda var olan çoğulcu yapının korunması ve bir arada yaşama kültürünün geliştirilmesi için ahlaki bir erdem olarak her türlü düşüncenin ifade edilmesinin hoşgörü ile karşılanması gerektiğinin önemi üzerinde durmaktadır.

İfade özgürlüğünün ilk sistematik felsefi savunusunu yapan Mill’in Hürriyet Üstüne (On Liberty) eseridir (Barry, 2002:7). Modern sanayi toplumunda ortaya çıkan sorunlar üzerinde oldukça kafa yoran Mill, toplumsal ve siyasal alanda özgürlük karşıtı fikirleri yayılmakta olduğunu ve toplumun birey üzerindeki gücünün gereğinden fazla arttığını düşünmektedir. İnsanoğlunun tabiatında kendi düşüncelerini başkalarına dikte etme duygusunun varolduğunu söyleyen Mill, birey üzerindeki toplumsal tahakkümün yetki sınırlaması ile çözülebileceğini ancak toplumsal yetki alanının da giderek arttığını ifade etmektedir. Bu nedenle de ahlâki bir inanç engelinin gerekliliği üzerinde durmaktadır. Bir özgürlük savunusu olarak ortaya koyduğu Hürriyet Üstüne eserinin diğer eserlerinden çok daha fazla yaşayacağını ve bu esere olan ihtiyacın gittikçe artacağını ileri sürmektedir. Zaten ona kalıcı ününü sağlayan da bu eserdir

Mill’e göre modern toplumda ortaya çıkan özgürlük karşıtı düşüncelere karşı çözüm düşünce, tartışma ve ifade özgürlüğüdür. Düşünce ve ifade özgürlüklerinin pratikte birbirinden ayrılmalarının mümkün olmadığını söyleyen Mill için “şayet bir teki hariç bütün insanlar aynı düşüncede olsalar ve yalnız bir kişi farklı düşüncede olsa, nasıl bu şahsın tüm insanları susturmaya hakkı yoksa, aynı şekilde bütün insanların da bu kişiyi susturmaya hakları yoktur” (Mill, 2012:58).

İfade Özgürlüğünün Sınırları

Demokratik toplumlar adına ifade özgürlüğünün asli değer olduğu genel kabul görmekle beraber, sınırsız bir ifade özgürlüğünden bahsetmek mümkün değildir. Geleneksel olarak, yalnızca barışçıl ifadelerin hukuken korunması, buna karşılık şiddeti tahrik ve teşvik eden düşünce açıklamalarının, korunmak şöyle dursun, cezai yaptırımlara bağlanmaları gerektiği üzerinde bir mutabakat vardır (Erdoğan, 2003:43). Mill’in Hürriyet Üstüne eserinin ana temasını ve özgün katkısını zarar kavramı oluşturmaktadır. Geleneklerin ve kamuoyunun baskısına karşı bir protesto niteliğinde olan Hürriyet Üstüne eserinde işlediği zarar kavramı bireysel özgürlükler üzerindekine sınırlamalara ilişkin bir ilke olarak görülebileceği gibi, benzer şekilde, toplumsal otorite üzerinde bir sınırlandırma ilkesi olarak da okunabilir. Mill, toplumun birey üzerindeki kısıtlamalarını ifade özgürlüğünden ziyade zarar ilkesi perspektifinden ele almaktadır. Bireysellik üzerindeki olumsuz etkisinin farkında olmakla beraber Mill, zarar ilkesinin haklar ve müeyyideler arasındaki sınırı tespit etmek adına kullanılmasını önermektedir (Fiss, 2003:179-86).

Her türlü kısıtlamayı sırf kısıtlama olması nedeniyle başlı başına kötü olarak gören Mill’e göre kendi bedeni ve ruhu üzerinde egemen olan birey, başkalarının menfaatlerini ihlâl etmemek şartıyla dokunulmaz bir özel alana sahiptir. Bu açıdan bakıldığında bireylerin eylemlerini yalnızca kendilerini ilgilendiren eylemler ile başkalarının menfaatlerini etkileyen eylemler olarak ikiye ayırmaktadır. Onun bireysel özgürlük düşüncesinin temelini oluşturan müdahalesizlik anlayışında bireye dokunulmaz bir alan sağlanmakta ve kendine yönelik eylemler alanında müdahalesizlik en katı biçimde savunmaktadır. Buna göre birey, başkalarının menfaatini ilgilendirmediği ve diğer bireylere zarar vermediği sürece topluma karşı sorumlu değildir. Bireyin sorumluluğu başkalarının menfaatini ihlâl ettiği noktada başlamaktadır. Başkalarına yönelik eylemler açısından birey özgürlüğünün sınırı başkalarına zarar verecek noktaya kadardır. Başkalarının menfaatlerini ihlâl eden bireyler hem menfaatleri ihlâl edilen bireylere hem de topluma karşı sorumludur. Ona göre bu sorumluluğun haklılaştırılması mümkündür, çünkü böyle bir eylem artık özgürlüğün konusu olmaktan çıkmıştır. Özgürlükler üzerinde kullanılabilecek ve bireyin eylemlerine müdahalede bulunulmasına cevaz verecek yegâne meşru neden zararın engellenmesidir.

Kendisine yönelik ve başkalarına yönelik eylemler açısından bakıldığında ifadenin başkalarına yönelik eylemler kategorisinde değerlendirildiği görülmektedir. Ancak Mill için ifade her türlü dış kontrolden azade bir başkasına yönelik eylem türü olarak ele alınmaktadır. Çünkü ifade özgürlüğünün değeri başkalarını etkilemesinde yatmaktadır. Düşünce özgürlüğü ile ifade özgürlüğünün pratikte birbirinden ayrılamayacağını düşünen Mill, başkalarının çıkarlarını etkilemeyen ifadelerin hoşgörülmesi ve özgürlük kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini düşünmektedir. Hiç kimsenin kendisini incitebilecek ifadelere karşı koruma talep edemeyeceği ifade özgürlüğünün sınırlarına ilişkin temel prensibini oluşturmaktadır (Barry, 2002:8). Bu temel prensibin istisnası tartışma özgürlüğünün konusu olmayacak ve bireyselliğe saldırı olarak nitelendirilebilecek şekilde tartışma adabına uymayan, tahrik ve tahkir içeren fena ve ahlâksız ifadelerdir (Başdemir, 2003:127).

Genel olarak faydacı felsefenin bir temsilcisi olarak görülen Mill, bireysel faydanın toplumsal faydaya bağlı olduğunu düşünmekte ve bu nedenle de ifade özgürlüğünün sınırlarına ilişkin düşüncelerinde toplumsal faydayı gözeten bir tutum sergilemektedir. Düşüncelerinin temeline müdahalesizlik anlayışını yerleştirmiş olmasına rağmen toplum adına zararlı olan ifade açıklamalarının sınırlandırılması gerektiğini düşünmektedir. Bu açıdan bakıldığında Mill’in ifade özgülüğü anlayışı, toplumun sosyal yapıyı düzenleyen ahlâki otoriteye sahip olduğuna dair temel ilkesi çerçevesinde anlamlı hale gelir. Böyle olmakla beraber sosyal düzenlemelerin yasak alanını genişletme yönünde hareket etmemesi gerekir (Riley, 2005:176-7).

Düşünceye tanınan özgürlüğün aynı derecede eyleme de tanınması mümkün değildir. Buna bağlı olarak da ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği durumların varlığını kabul eden Mill, düşüncelerin ifade edildiği şartlara göre yasaklanmalarının mümkün olabileceğini kabul etmektedir. Örneğin “gıda tüccarları, fakirleri açlıktan öldürüyorlar” veya “özel mülkiyet bir soygunculuktur” gibi düşünceler, basın yayında dile getirildikleri müddetçe dokunulmamalıdır. Ancak bu düşünceler, bir gıda tüccarının evinin önünde ve galeyana gelmiş kalabalıklar karşısında yüksek sesle dile getirilir veya aynı kalabalık içinde pankartlar açılarak ifade edilirse, suça teşvik etmeleri dikkate alınarak cezalandırılmaları kaçınılmaz hale gelebilir (Mill, 2012:107-8). Çünkü ifade edildikleri şartlar ve zaman dikkate alındığında başkalarının menfaatlerini ihlal etmeye dönük fikirlerin dokunulmazlıklarını kaybedeceğini ifade etmektedir. Bu noktada başkalarını etkilemek ile onla zarar vermek arasında yaptığı ayırıma dikkat çekmek gerekir. Başkalarına gelebilecek zararın önlenmesi adına ifade özgürlüğünün sınırlandırılması normal karşılanmalıdır. Ancak Mill de ifade özgürlüğünün hangi durumlarda sınırlandırılabileceğine dair varsayılan sınırların yerleştirileceği yeri tespit etmenin imkânsız olduğunun farkındadır. Her şeye rağmen gerekçe gösterme ve karşısındakini inandırma külfetini ifade özgürlüğünü sınırlandırmaya çalışanların omuzlarına yüklemektedir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı; Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi 15/3 (2013) 115-128

Ömer YILDIRIM hakkında
Sosyolog Ömer YILDIRIM 1985'te Erzurum'da doğdu. İlk, orta ve yüksek öğrenimini Erzurum'da tamamladı. Sırasıyla; Abdurrahim Şerif Beygu İlkokulu, Ahmet Yesevi İlköğretim Okulu, Erzurum Cumhuriyet Lisesi ve Atatürk Üniversitesinde okudu. 2009 yılında Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nden mezun oldu... devamını oku »

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*