Hegel’in Diyalektik Yöntemi ve Diyalektik Anlayışı

felsefe Nedir

Hegel, Herakleitos’tan beri ve ondan üstün düzeyde, eytişimin evrenselliğini ortaya koyan ilk büyük düşünürdür.

Hegel’e göre bilgisel süreçle doğasal süreci kapsayan ve bir düşünceden ibaret olan saltık varlık’ın gelişme süreci eytişimle gerçekleşir. Her sav, karşı sav’ıyla yadsınarak bireşime (sentez) ulaşır. Saltık varlık, önce açılarak doğalaşmış ve insana kadar gelen bir evrim sonunda gelişme sürecini insansal bilinçte sürdürmüştür. Bu gelişme, saltık varlık’ın kendi bilincine ulaşmasına dek sürecektir. Saltık varlık (düşünce, fikir) ilkin insan bireyinde uyanmıştır, sonra başka ben’lerle bağıntılı olan bir kültür düzeyine atlayarak gelişmiş ve kendi özüne uygun bir evreni gerçekleştirmiştir. Daha sonra da kendisinin bilincine ulaşarak felsefe, din ve sanat gibi saltık değerleri gerçekleştirmiştir.

Hegel, idealist bir düzeyde kalmakla beraber, eytişimin bütünsel mekanizmasını sergilemiştir. Ne var ki Hegel’deki bu bütünsellik çevrimsel ve tamamlanmış bir bütünselliktir. Oysa doğasal ve toplumsal yaşam, hiç bir zaman bu çevrimsel bütünselliğe sığmayarak sürüp gitmektedir. Hegel’e göre, değil insan bilinci, insansız ve nesnel bir dünya varolmadan önce saltık bir düşünce vardı. Her şey bu saltık düşünceden oluştu. Bu, pratikle doğrulanamayan ve asla doğrulanamayacak olan bir varsayımdır ki Hegel öğretisinin çürük yanını dile getirir. Doğadan daha önce varolan ve eytişimsel yöntemle gelişerek doğalaşan ve insan bilincinde kendisini bulan bu saltık varlık felsefesel bir Tanrı’dan başka bir şey değildir. Bilindiği gibi düşünce, doğasal bir evrimin sonucu olarak insan varlığında gerçekleşmiştir.

Başlangıcı bu sonuçla açıklamaya kalkmak, babayı çocuğuyla açıklamaya kalkmak demektir. Bu halde, her ne kadar doğasal ve bütünsel evrimi kapsadığı ileri sürülse de, Hegel’in eytişimi, kurgusal bir başlangıçla kurgusal bir son arasında kalan salt düşüncenin gelişme yasasıdır. Hegel bunu, Mantık Bilgisi adlı yapıtının birinci kitabının girişinde şöyle anlatır:

“Bilgide ilerlemeyi gerçekleştirmek için gereken tek şey bu mantık yasasını kavramaktır. Bu mantık yasasına göre olumsuz aynı zamanda olumludur ya da karşı duyulan her neyse yoklukta sıfır olmaz, sadece özünün yadsınmasında sıfır olur. Sonuç şudur ki yadsıma, belli bir yadsıma olmakla aynı zamanda belli bir içerik taşır. Bu içerik yeni bir anlayıştır, yeni bir kavramdır; ama öncekinden daha yüksek, daha zengin bir kavram. Çünkü yadsınmasıyla, yani karşıtıyla zenginleşmiştir; onu içermektedir, hem de kendisinden fazla olarak -çünkü hem kendisini hem de karşıtını-içermektedir. İşte kavramlar sistemi böyle oluşur. Her türlü dış müdahaleden bağımsız olarak kesintisiz bir akışla böyle gelişir.”

Buna karşı, Felsefe Tarihi Üstüne Dersler adlı yapıtında da şöyle der:

“Genellikle dialektik dış dialektiktir, ‘devim’le ‘devimin kavranması’ birbirinden ayrıdır. Birincisi nesnelere bakmanın, onların nedenlerini göstermenin bir yoludur. İkincisiyse nesnenin içten düşünülmesidir. Nesne kendisi için, dış ilişkilere ve yasalara bağlı olmadan ele alınır. Nesnenin içine girilir ve gözlemlenir. Nesnenin içinde kendi iç belirlenimlerine göre düşünülür. Böylece nesne kendisini aşar, karşıt belirlenimler taşıdığını ve ancak kendisini böylelikle aştığını gösterir.”

Bu yüzdendir ki eytişim ustalarından biri şöyle demektedir:

“Dünya, yani doğal, tarihsel, anlıksal her şey ilkin Hegel’de bir süreç olarak, yani sürekli devim, dönüşme, değişme, gelişme içinde tasarımlanmıştır.”

Mutlak varlığın bilgi ya da düşünce süreciyle doğal süreci kapsayan gelişme süreci, Hegel’e göre, diyalektik yoluyla gerçekleşir. Diyalektik, hem düşünmenin hem de bütün varlığın gelişme biçimidir. Düşünme de varlık da hep karşıtların içinden geçerek, karşıtları uzlaştırarak gelişir. Felsefenin görevi şeylerin doğasını anlamak, şeylerin doğasının, var oluşunun, özünün ve amacının ne olduğunu bildirmek ise eğer, felsefenin yöntemi bu amaca uygun bir yöntem olmak durumundadır.

Yöntem, evrendeki rasyonel süreci yeniden yaratıp ifade etmelidir. Bu amaca ise, Hegel’e göre, gizemli bir biçimde, dahinin sezgileriyle veya daha özel bir yolla ulaşılamaz. Hegel felsefenin, Kant’ın da belirtmiş olduğu gibi, kavramsal bilgi olduğunu öne sürer. Fakat biz gerçekliği soyut kavramlarla tüketemeyiz; zira gerçeklik, soyut kavramların gereği gibi yansıtamayacağı, hareket halindeki dinamik bir süreçtir. Çünkü gerçeklik olumsuzlamalarla, çelişkilerle ve karşıtlıklarla doludur.

Bir şeyi gerçekte olduğu şekliyle anlatabilmek için, Hegel’e göre, onun hakkındaki tüm doğruları ifade etmemiz, onun tüm çelişkilerini belirtmemiz ve bu çelişkilerin nasıl uzlaştırıldığını göstermemiz gerekir. Bu ise, diyalektik yöntemle olur. Buna göre, düşünce diyalektik olarak ilerlediğinde, en basit, en soyut ve içerik bakımından en boş olan kavramlardan daha kompleks, daha somut ve daha zengin kavramlara doğru ilerler. Hegel’in diyalektik yöntem adını verdiği bu yönteme göre, biz işe soyut ve tümel bir kavramla başlarız (tez); bu kavram bir çelişkiye yol açar (antitez); birbirlerine çelişik olan bu iki fikir, ilk iki kavramın bir birliğini ifade eden üçüncü bir kavramda uzlaştırılır (sentez). Yeni kavram da yeni birtakım problem ve çelişkilere yol açar, öyle ki bunların da başka kavramlarda çözümlenmesi gerekir.

Diyalektik süreç, bundan dolayı kendisinde tüm karşıtlıkların hem barındığı ve hem de çözüldüğü, nihai ve en yüksek kavrama ulaşılıncaya kadar sürer. Bununla birlikte, tek bir kavram, en yüksek kavram bile olsa, bütün bir gerçekliği göstermez. Tüm kavramlar yalnızca kısmi doğrulardır. Bilgi bütün bir kavramlar sisteminden meydana gelir. Doğruluk ve bilgi, tıpkı rasyonel gerçekliğin kendisi gibi, canlı bir mantıksal süreçtir. Buna göre, bir düşünce zorunlu olarak başka bir düşünceden çıkar; bir düşünce, başka bir düşünce meydana getirmek üzere kendisiyle birleşeceği düşüncede, bir çelişkiye yol açar. Diyalektik hareket düşüncenin mantıksal olarak kendi kendisini açmasıdır.

Hegel’e göre, filozofun yapması gereken şey, düşüncenin tanımlanan şekilde kendi mantıksal akışını izlemesine izin vermektir. Bu süreç tam olarak ve gereği gibi gerçekleştirildiğinde, dünyadaki süreçle bir ve aynı olan bir süreçtir. Hegel’e göre, Mutlak’ın, Geist’in diyalektik hareketinin birinci adımında O, kendisindedir. Burada Geist, henüz bir imkanlar ülkesidir. O, kuvve halinde olan gücünün henüz gerçekleştirmemiştir (Tez). Bununla birlikte, onun kendisini bilmesi, tanıması için, Geist’in kendisine bir gerçeklik kazandırması gerekir. Geist, Mutlak Zihin bu amaçla kendisini ilk olarak doğada gerçekleştirir (Antitez). Doğa, dünya dediğimiz şey, Hegel’e göre, karşıtlaşmış, farklılaşmış hale gelen mutlak varlıktır. Soyut ve farklılaşmamış halde bulunan İde’nin tek tek varlıklar haline gelerek kendi dışında bir varlık haline dönüşmesidir. O, şimdi kendisinden başka bir şey olmuş, özüne aykırı düşmüştür. Geist, Mutlak Zihin doğada kendisine yabancılaşmış, kendi özü ile çelişik bir duruma düşmüştür. Bu çelişki, diyalektik sürecin üçüncü basamağında, kültür dünyasında ortadan kalkar (Sentez). Bununla da, Geist yeniden kendini bulur, kendine döner, ancak o, bu kez bilincine tam olarak varmış, özgürlüğe kavuşmuş durumdadır. Çünkü, Geist’in yasası, doğal dünyada zorunluluk, buna karşın kültür dünyasında özgürlüktür.

Konu Başlıkları

Ayrıca lütfen bakınız:

Diyalektik Yöntem Nedir?

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve “Sosyolojiye Giriş” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Diğer Ders Notları (Ömer YILDIRIM)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*