Frankfurt Okulu’nun Tarihsel Gelişimi

felsefe Nedir

Okul üzerine önemli çalışmalardan biri olarak kabul edilen “Frankfurt Okulu” (1989) adlı kitabı kaleme almış olan Bottomore, okul tarihinin dört ayrı dönem halinde ele alınabileceğini ifade eder.

İlk dönem 1923 ve 1933 yılları arasını kapsar. Bu dönemin ilk altı yılında Enstitünün yöneticisi Carl Grünberg oldu.

Grünberg Enstitünün açılış töreninde yaptığı konuşmada toplumsal bir bilim olarak Marksizm’e bağlılığını ifade etmiştir. Materyalist tarih kavramını vurgulayan Grünberg, bu anlayışın “nesnesinin soyutlamalar olmayıp, gelişme ve değişme sürecindeki verili somut dünya olduğunu” belirtti. Bu, Grünberg’in yöneticiliği sırasında Enstitü araştırmacıları tarafından benimsenen bir tavır oldu (Bottomore, 1989:9).

İkinci dönem, Nazi Almanya’sından kaçan Enstitü üyelerinin Kuzey Amerika’daki 1933-1950 arasındaki sürgün dönemidir. 1933’te Almanya’da iktidara gelen Hitler’in Enstitüyü kapatması üzerine okulun üyeleri davet aldıkları Columbia Üniversitesine, New York’a gitmişlerdir. Öncesinde 1930 yılında Enstitünün müdürü olan Horkheimer ile birlikte Enstitünün çalışmaları tarih ve ekonomiden çok, felsefeye kaydı. Bu durum Marcuse’un 1932’de, Adorno’nun da 1931’de Enstitüye dahil olmasıyla pekişti. Bu dönemde Enstitüde psikanalize yönelik de güçlü bir merak oluştu. Frankfurt Okulunun Horkheimer yönetimdeki ikinci döneminde Enstitü üyeleri kuramsal görüşlerini çok sistematik bir şekilde geliştirmiş ve böylelikle bu dönem ile birlikte Enstitü giderek bir düşünce okulu haline gelmeye başlamıştır.

Enstitünün üçüncü dönemi 1950-1970 yıllarını kapsar. Enstitü üyelerinin, yani Enstitünün 1950’de tekrar Frankfurt’a dönmesiyle, okul üyelerinin esas fikirlerini içeren birçok temel metin yayınlandı. Böylece, Frankfurt Okulu Almanya’da önemli bir etki yarattı. Özellikle 1956 sonrasında, “Yeni Sol”un ortaya çıkışıyla hem Amerika’da hem de Avrupa’nın büyük kısmında Frankfurt Okulunun etkisi yayılmaya başladı. Enstitünün üçüncü dönemi bu anlamda Okulun düşünsel ve siyasal etkisinin en güçlü olduğu dönemdir. Okulun bu etkisi, 1960’larda öğrenci hareketinin hızla büyümesiyle zirveye ulaşmıştır.

1970’lerden sonra Enstitünün etkisinin azalmaya başladığı dördüncü ve son döneminden söz edilebilir. Enstitü, Adorno’nun 1969’da, Horkheimer’ın ise 1973’teki ölümleriyle birlikte artık bir okul olmaktan uzaklaşmıştır. Bu süreçte Enstitü köken olarak kuruluşunda etkili olan Marksizm’den de büyük ölçüde kopmuştur. Yine de Frankfurt Okulunun bazı temel kavramları (Marksist olan veya olmayan) birçok sosyal bilimcinin eserlerine girmiştir (Bottomore, 1989,s. 10). Son dönemin belirleyici düşünürü ise Jürgen Habermas’tır.

Eleştirel teorinin nihai amacı, eleştirel bir yaklaşımla modern toplumun rahatsızlıklarını belirlemek ve böylece daha adil ve demokratik bir toplum için gerekli olan toplumsal değişmelerin niteliğini anlamaktır. Bu açıdan, adından da anlaşılacağı üzere eleştirel teori, önemli ölçüde toplumsal ve entelektüel yaşama yönelik çeşitli eleştirilerden oluşur. Bu eleştiriler arasında pozitivizm ile kültür endüstrisi veya kitle kültürüne yönelik eleştiriler başta gelmektedir.

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 3781, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 2595

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*