Eytişimsel ve Tarihsel Özdekçi Felsefe

felsefe Nedir

19. yüzyılın ikinci yarısında oluşan eytişimsel ve tarihsel özdekçi felsefe, felsefesel düşünceyi tümüyle bilimselleştirmiştir. Artık felsefe yapmak demek, bilimsel veriler üstünde düşünmek ve onlardan kılgısal sonuçlar çıkarmak demektir. “Varlıkları gerçekte oldukları gibi ve geliştikleri biçimde ele alırsak en derin felsefe sorunlarının bile, daha ilerde ayrıntılarıyla açıklayacağımız gibi, birtakım görgül (somut, gözlenebilir) olgular haline geldiğini görürüz”.

“Bilim ancak maddeden çıkan bilinç ve maddi ihtiyaç biçiminde ortaya çıktığı zaman, yani doğadan yola çıktığı zaman gerçek bilimdir. Bütün tarih, insanın, maddeden çıkan bilincin konusu haline gelmesine başlangıçtır ve insanın insan olarak daha yüksek ihtiyaçları gerçek ihtiyaçlar haline gelecektir. Bizzat tarih, doğa tarihinin, doğadan insana doğru gelişiminin bir parçasıdır. Zamanla doğa bilimi insan bilimini içine alacak, aynı biçimde insan bilimi de doğa bilimini içine alacaktır, yani ancak bir ve tek bilim varolacaktır”.

Görüldüğü gibi çağımızın evrensel bilim’ini içeren ve bundan ötürü de tek geçerli felsefe’si olan eytişimsel ve tarihsel özdekçilik felsefesi, kendinden önceki bütün felsefelerin tersine, “dünyayı açıklamak için” değil, “dünyayı değiştirmek” için gerçekleşmiştir. Felsefe, ‘evrensel bilim’dir. Gerçekliğin özel bölümlerinin bilgisini sağlayan bilimlerin hiç biri böylesine bir evrensel bilim olamayacağı gibi tüm bilimlerin toplamı da böylesine bir evrensel bilim olamaz. Çünkü, bilimsel felsefeyle gerçekleşen evrensel bilgi, tek tek bilimlerin sağladığı bilgilerin mekanik toplamından ibaret değildir. bütünün bilgisi, parçaların bilgisinin toplamı olmadığı içindir ki bilimlerle birlikte ve onlarla kaynaşmış olarak bir felsefe gereklidir. Felsefe, insanın düşüncesi ve toplumu da dahil olmak üzere, evrenin tüm olgularının temeli olan yasaların bilimidir.

Ayrı ayrı hiçbir bilim bu temel yasaları çözümleyemeyeceği gibi bilimlerin mekanik (felsefesiz) toplamı da bu temel yasaları çözümleyemez. Çağdaş felsefe, klasik felsefe gibi yorumlayıcı, eş deyişle açıklayıcı değil, yapıcı, eş deyişle devrimcidir. (Hem açıklayıcı hem değiştirici olmalıdır. N.) Çağdaş felsefe bilimseldir; çünkü hiçbir zaman bilimle çelişmez, tersine, tam ve derin bir uygunluk içindedir; çünkü hiçbir zaman bilimdışı boşinançlara dayanmaz ve gerçekliğe, “idealist kaçıklığın peşin yargılarından arınmış olarak yaklaşır”, çünkü özdeksel dış dünyanın belirlediği bilincimizle özdeksel dış dünyayı bilimsel olarak kavrama ve değiştirme yöntemidir; çünkü insanlık-öncesi çağını insanlık çağına dönüştürmenin tek bilimsel kılavuzudur.

Çağdaş felsefe sadece bilimsel değil, aynı zamanda bilimin vazgeçilmez koşuludur da. Doğa bilimlerinin gelişmesi ancak çağdaş felsefeye dayanmasıyla olanaklıdır. Bu gerçeği, doğabilimcisi ve düşünür Ludwig Feuerbach da görmüş ve şöyle demişti:”Felsefe doğabilimleriyle, doğabilimleri de felsefeyle sürekli olarak bağlı kalmak zorundadır” (Feuerbach, Yapıtlar, Leibzig 1846, c.2, s. 267).

Klasik metafizik felsefe, doğayı, elini şakağına koyup düşünmekle açıklamaya çalışırdı; eytişimsel ve tarihsel özdekçi felsefeyse doğayı doğabilimlerinin verileriyle açıklar. Ünlü bir fizikçi “eytişimsel felsefeyi öğrendikten sonradır ki fiziksel olayların nedenlerini anlamaya başladım” demiştir. Geleneksel saplantılarından (doğaüstü inançlarından N.) kurtulamayan fizikçilerin çoğu özel yaşamlarında ve dünya görüşlerinde metafizikçi oldukları halde, bilimsel çalışmalarında zorunlu olarak fizikçi, eş deyişle eytişimsel özdekçidirler, “yaşam bilinçle belirlenmez, tersine, bilinç yaşamla belirlenir”. (Bilinç yaşamla belirlendiği gibi, yaşam da bilinçle etkilenir, yaşam ve bilinç birbirlerini etkilerler N.) “Düşünsel kurguların (spekülasyonun) bittiği yerde, eş deyişle gerçek yaşamda, bilim, yani insanların pratik faaliyetlerinin, pratik gelişme süreçlerinin meydana konulması başlar. Bilinç üstüne yapılan lafazanlıklar sona erer, gerçek bilgi bu lafazanlıkların yerini alır. Gerçeğin ortaya serildiği yerde felsefe, bağımsız bir bilgi dalı olarak varoluş ortamını yitirir…Sorun bu kuramsal lafları varolan koşullardan yola çıkarak açıklamaktır. Bu lafların gerçekte ve pratikte ortadan kaldırılması, kuramsal çıkarsamalarla değil, değiştirilen koşullarca sağlanır”.

Çağdaş metafizikçiler bile son yıllarda bu gerçeğe yanaşmak zorunda kalmışlardır. Örneğin ünlü metafizikçi F.S.C. Northop şöyle demektedir:”Felsefe…kuramsal bakımdan temel varsayımları geliştirilmiş doğa bilimidir”. Bilimsel felsefenin bir ustası, felsefenin tarihsel serüvenini şöyle anlatır:”Doğa bilimleri felsefeden nasıl uzak kalmışlarsa, felsefe de onlardan uzak kalmıştır. Geçici yaklaşımlar, fantastik hayallerden öteye geçememiştir. Felsefeyle doğa bilimlerinin birleşmesi istenmiştir, ama bunu gerçekleştirecek güç bulunamamıştır…Emek, doğa ve dolayısıyla doğa bilimleriyle insan arasındaki en gerçek tarihsel ilişkidir. Bundan ötürüdür ki emek, temel insan yeteneklerinin dışlaşmış bir gerçekleşmesi olarak kavrandığı zaman doğanın insansal özünü kavramak olanaklaşır. İşte o zaman doğa bilimleri soyut özdekçi ya da düşünceci tutumlarından arınarak insan biliminin, felsefenin temeli olurlar.”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*