Bilim – Felsefe İlişkisi: Felsefe ile bilim arasındaki ilişki

felsefe Nedir

Amaç bakımından bilim ve felsefe arasında bir paralellik bulunur.

Her ikisi de hazır ve basmakalıp bir bilgi ile yetinmeyip aktif ve eleştirici bir tavırla doğrulara yönelirler. Yine her ikisi de mantık ilkelerini titizlikle kullanarak adım adım ve atlama yapmaksızın evrendeki düzenin sebep ve kanunlarına inmek, insanı ve hayatı anlamak isterler. Buna rağmen iki bilgi alanı arasında önemli farklılıklar vardır. Bilim, genel geçerliği olan ve herkesçe gözlemlenebilir olgulardan hareket eder, vardığı sonuçları ise yine olgulara dönerek doğrular. Felsefede ise hareket noktasının olgulara dayanması mecburiyeti olmadığı gibi, varılan sonuçların da doğrulanabilirliği olgular ile olmaz.

Bilimler, kendilerine özgü belli bir olay alanı seçip bu olaylara uygun bir araştırma tekniği ile yaklaşır ve onlar arasındaki sebep-sonuç ilişkilerini belirlemekle yetinirler. Felsefeye gelince o, ele alınan bu olayların özünü ve kullanılan kavramların anlamını vermeye çaba gösterir. Örneğin; psikoloji bilimi, ruhsal olayları veya insan davranışlarını inceleyip sebep-sonuç ilişkileri belirlerken felsefe “Ruh nedir?”, “Davranış nedir?”, gibi sorulara cevap arar.

Bilim ve felsefe birbirine paralel amaçlarına rağmen iki ayrı ihtiyaca cevap vermektedir. Ne biri ne de diğeri birbirlerinin alanını bütünüyle kaplamış değildir. Bilimlerin olaylar ve olgular dünyası üzerindeki egemenliği yeni buluş ve ilerleyişleri, felsefe için ne kadar yönlendirici ise felsefenin de ayrı ayrı bilimlerdeki başarıları birleştirerek değerlendirmesi bilim faaliyeti için o kadar ufuk genişleticidir. Kaldı ki felsefe, bilimlerdeki kavram ve ilkeleri aydınlatmakta, onların gerçekliği yansıtmadaki başarılarını eleştiriye tabi tutmaktadır. Bilimsel bilginin değerini, diğer bilgi türleri arasındaki yerini ve önemini ortaya koymak yine felsefenin işidir.

Bakınız: Felsefe ile bilimin ortak özellikleri nelerdir?

Bilim-felsefe ilişkisi ele alındığında, felsefe genel bir varlığı anlamlandırma faaliyeti olarak bilimden önce gelir. Bilimler insan zihninin dikkatini dış olaylara çekerken ikinci aşamada beliren felsefe, dikkatleri bu sefer yeniden olaylardan insana çeker. Bu suretle bir taraftan bilmekte olan bu zihnin, bilmedeki imkân ve sınırları araştırılırken diğer taraftan dış olaylar karşısında insanın “insan olarak” yeri ve değeri tartışılır.

İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerinden biri, içinde bulunduğu dünyayı anlamlandırma ve açıklama uğraşısıdır. Bilim, daha çok “olgu ve olaylara” dayalı olarak bunların bilgisini yöntemli bir şekilde elde etmeye çalışır. Felsefe ise daha çok “teorik” düzeyde akıl ve mantık ilkelerine dayalı bilgi etkinliğidir. İkisi de çalışmasını belli bir sistem içinde sürdürür.

Tarihe bakıldığı zaman önceden bilim ve felsefenin iç içe olduğu görülmektedir. Büyük filozofların bilimle uğraştığı ve aynı zamanda bilimlerin felsefe altında öğretildiği bilinmektedir. Örneğin Thales’in güneş tutulmasını hesap etmesi veya Aristoteles’in canlıları sınıflandırması; İbn Sînâ’nın “el-Kanun fi’t-Tıp” eserinde ele aldığı tıp alanındaki çalışmaları; Descartes’ın fizik ve geometri çalışmalarıyla analitik geometrinin kurucusu olması gibi. Bu durum, günümüz filozofları için de geçerliliğini korumaktadır. Bunun için Viyana çevresi filozoflarının matematik ve doğa bilimleriyle olan ilişkilerine bakmak yeterli olacaktır. Eskiye nazaran felsefe ve bilim arasında kopuş söz konusu olsa da felsefe, somut olgular hakkında bilimin verilerinden yararlanmakta; bilim de teorilerini oluştururken aynı zamanda bir tür felsefe yapmakta veya felsefeye başvurmak zorunda kalmaktadır. İkisinin de çok önemli kesişim noktası, akıl yürütmeler ve analitik düşünme yollarıdır.

Bilim ve felsefe arasındaki en temel farklar, konu edinme ve bu konuları ele alış yöntemlerinden kaynaklanmaktadır. Bilimin konu ve yöntemi somut olgu ve olaylara yönelik olup konusunu objektif (yansız) bir şekilde işlemekle yükümlüdür. Örneğin maddelerin özelliklerini ve oluşumunu araştırıp onu betimlemesi, ne tür ve nasıl değişim ve eğilimler taşıdığını, nelerden etkilenip neleri etkilediğini göstermesi kimyanın işidir. Kimya; maddenin işlevleri, etkilediği ve etkilendiği şeyler dışında var olup olmadığı gibi problemlerin peşine düşmez. Bunları yaparsa kimya biliminden öte “kimya felsefesi” yapmış olur. Bilimin yaklaşım ve bulgularının yaşam ve insan eylemi üzerindeki etkilerini sormaya başladığında da giderek felsefenin sahasına, “bilim etiğine” girer.

Felsefe; bilimin yaklaşım ve sonuçlarının etkilerini, bunların ontolojik ve etik anlamlarını, insan eylemine ve değer alanına ilişkin problemleri ele alır. Bilimin somut, duyumlanabilir ve gözlemlenebilir alanla sınırlı kalmasına karşın felsefe, düşünülebilir ve “ide” ve “ideal” olanın bilgisiyle ilgilidir. Hak, adalet, özgürlük, iyilik ve güzellik gibi soyut durumlar bunlar arasında gösterilebilir.

Başlangıçta felsefeyle bilimin iç içe olduğunu , ilk büyük filozoşarın bir çoğunun aynı zamanda bilim adamı olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim; Thales (Tales, MÖ 625-545) matematikçi, Archymedes (Arşimed) fizikçidir. Bu yakın ilişkiden dolayı felsefeyi bilimlerin anası olarak betimleyenler de olmuştur. Bilimlerin felsefeden ayrılışı matematik ile başlamıştır. Sonra doğa bilimleri ve en sonunda da sosyal bilimler felsefeden ayrı lmı şlardı r. Alanını, yöntemini ve amacını belirleyen disiplinlerin felsefeden ayrıldığını görüyoruz. Bu ayrılığa rağmen bilim ile felsefe arasındaki bu yakınlık aynı düzeyde olmasa da günümüzde de devam etmektedir. Bu iki bilgi alanının yakın ilişkisinden bilim felsefesi adlı bir disiplin ortaya çıkmıştır.

Felsefe ile bilimin benzer ve farklı özellikleri vardır. Benzer özellikleri şöyle belirtebiliriz. Felsefeyle bilim arasında amaç bakımından bir paralellik vardır. Her ikisi de hazır ve basmakalıp bir bilgi ile yetinmeyip, doğruları etkin ve eleştirel bir tavırla kendi yöntemleriyle anlama, açıklama ve yorumlama çabası içindedirler. Yine her ikisi de özdeşlik, çelişmezlik ve üçüncü hâlin olanaksızlığı gibi mantık ilkelerini titizlikle kullanırlar. Her ikisinde de amaç dünyayı ve insan yaşamını anlamaktır.

Felsefe ile bilim arasında önemli farklılıklar da vardır. Bu farklılıklar konu ve yöntem bakımından olan farklılıklardır. Bilim, genel geçerliliği olan ve gözlenebilir olgulardan hareket eder. Deney yöntemini kullanarak vardığı sonuçları ise yine olgulara dönerek doğrular. Felsefede ise bir çeşit olgu demek olan insan yaşantısından ve varlıklardan hareket edebilir. Fakat felsefe ulaştığı sonuçları temellendirmeye çalışırken, olgulara değil, mantıksal analize yönelir. Filozof deney yapamaz. Filozofun ortaya koyduğu bilginin güvenirliği deneyle değil iç tutarlılığa bakılarak denetlenir.

Bilimin ortaya çıkardığı bilimsel bilgi, teknolojiye kaynaklık eder ve bu sayede insanlığa pratik yarar sağlar. Oysa felsefede ölçme yapılamadığı ve ölçülenler arasında eşdeğerlik kurulamadığı için ona dayanılarak bir teknoloji kurulamaz. Felsefenin görevi insana pratik bir yarar sağlamak değil, ele alına konunun özünü, kavramların anlamını bulmaya çalışmaktır.

Felsefe tümel bir bilgiye dayanır, varlığı bütünselliği içinde ele alır. Bilim ise varlığı parçalara ayırarak inceler. Her bir bilim varlığın bir parçasını kendisine konu edinir. Felsefe varlığın özünü bilmek ister. Bunun için varlığı anlamak için “nedir?” sorusunu sorar. Örneğin “varlık nedir?” , “insan nedir? gibi. Bilim varlığın özü ile değil, olay ve olgular arasındaki neden – sonuç ilişkisi ile ilgilenir. Varlığı anlamak için “nasıl?” sorusunu sorar.

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 3. Sınıf “Çağdaş Felsefe Tarihi” Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı; MEB Felsefe Ders Kitabı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*