Varoluşçuluk ve Ontoloji

Varoluş ile bilgi arasında uzlaşmaz bir çelişkiye dönüşen bir çatışma üzerine varoluşçuluk, Katoliklikten (Pascal) Protestanlığa (Kierkegaard) ve tanrıtanımazlığa (Sartre) dek bir çok değişil yaklaşım sundu.



Varoluşçu düşünürler, sadece insan varlığının biricikliğini keşfederek değil, ama aynı zamanda insanlık durumunun trajik görüntüsünü varolma duygusu üzerinde temellendirmek suretiyle de felsefe geleneğinden ayrılmaktadırlar.

Heidegger'in eserlerindeki varolma düşüncesinin özgünlüğü ölümün her zaman ve her yerde hazır bulunuşunun çok sık vurgulanmasıyla, kimi zaman köktenci bir nihilizme ve mutlak bir mistisizme yaklaşır. Aslında Heidegger, son derece kararlı bir şekilde “varlık sorununu” varoluşun alışılagelmiş sorunlarının yerine geçirmektedir. O andan itibaren varoluş, "varlığın” bakış açısında yapay ve zorlama bir kılığa bürünmekte ve bu yapaylık tüm düşüncenin saygınlığım zedelemektedir. Varoluş, Dasein'in (Heidegger düşüncesinin anahtar sözcüğü; “varoluş” anlamında kullandığı "orada olmak”, insanın varolması) kalbinde onarılmaz bir kaygı yaratmaktadır. Varlığın unutuluşunun çaresi yoktur. Heidegger, kanıtlayıcı olmaktan çok şiirsel olan bir yazısında, varoluşun yapaylığı, terkedilmişlik duygusu, yüzüstü bırakılma, bunalım gibi terimleri, onlara mutlak bir anlam vererek biraraya getirmektedir.



Varlık düşüncesi varoluş açısından asaldır, ama buna karşılık hiçbir zaman aşılmış bir düşünce olarak da alınamaz ve işte bu niteliğiyle de otantik varoluş açısından kuşku yaratmakta, gölge düşürmektedir. Varoluşun trajiğine derinden bağlanmış olan Heidegger ci söylem, sonu olmayan bir gerçeğin çukurunun dibini bulmaya çalışıyor gibidir. Varoluşun ötesine atılmış, “olanlar” arasında Varlığın dışına sürgün edilmiş olan insanoğlu, kim ne derse desin, Varlığa karşı, hiçbir zaman kurtulamayacağı biçimde borçlanmış bulunmaktadır. Çünkü her şey olan bu varlık hakkında hiçbir zaman, hiç bir şey bilemeyecektir.

Bu varlık kuramının (ontoloji) çözümsüz açmazı (paradoksu), bir hiçlik ontolojisi olmasındandır. Varlığın Heideggerci kaygısı, her şey olan bir hiçin karşısında kendisinin bir hiç olduğunu keşfeden bir “olan” bunalımıdır. Genellikle sanki bir kelime oyunuymuş gibi sunulan böylesi bir varoluş düşüncesi, özenle geliştirilmiş edebî bir üslup içersinde nihilizmin en uç noktalarını temsil etmektedir.



Derleyen: Sosyolog Ömer Yıldırım
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM)
 
< Filozoflar Dizinine Geri Git
< Varoluşçuluk Dizinine Geri Git

> Bu sayfaya ilişkin etiketler: Varoluşçuluk Felsefesi, Varoluşçuluk Felsefesi nedir, Varoluşçuluk Felsefesi ne demektir, Varoluşçuluk Felsefesi ne anlama gelir, Varoluşçuluk Felsefesi tanımı nedir