Varoluşçu Öznellik ve Felsefe

Jean-Paul Sartre, "Varoluşçuların ortak noktası, sadece varoluşun özden önce gelmesi veya dilerseniz, öznellikten hareket edilmesi gereğidir. diye yazıyordu. Oysa, öznelliğin zorunlu bir hareket noktası olmasını, Descartes daha önce “düşünüyorum, benim, varım” biçiminde ifade ederek formüle etmişti; böylelikle de, cesur bir şekilde “ben” diyerek, geçmişteki ve gelecekteki her türlü aydınlık düşmanlığına karşı, bizi “doğanın efendisi ve sahibi” yapmaya yönelik akılcı ve yöntemsel girişimi kurmuş oluyordu.



Kuşkusuz varlığımızın içersinde sürüp gittiği dünya, nitel bir dünyadır (iyi ve kötünün, anlamların ve değerlerin dünyasıdır); bu nedenle de tam nesnel ve eksiksiz bilgi edinilemez. Beri yandan bilimsel olarak tanıdığınız dünya, nicel bir dünyadır (yasalar edimler ve soyut ilişkiler dünyasıdır); burada öznelliğe yer yoktur. Ne var ki öznellik tüm nesnel çerçevelerin, tanıklıkların ve tüm ilişkilerin dışında da bırakılamaz. Aynı biçimde varlık da tüm nesnelleştirmelerin, söylemlerin ve tüm felsefelerin dışında temsil edilemez. Bununla birlikte, en yetkin bilge filozof örneğini, "varoluşun en yüksek insanî kavranışının Sokrates'te gören düşünür de, özelde Hegel'in, genelde ise akılcı felsefenin amansız düşmanı olan Kierkegaard'dır.



Varoluşun Kierkegaard tarafından “dinsel aşama” diye adlandırılan bu yüce aşamasına (ki bunun olağanüstü biricik örneğini ancak Hz. İbrahim verebilir) girebildiğimizi varsayarsak, felsefenin babası Socrates bizleri "estetik aşamanın üzerine yükseltecek ve varoluşun “ahlaki aşamasının” doruğuna ulaştıracaklar: bu, iyi ile kötüyü birbirinden ayırt etme kaygısını duyan ve amacı herkese ve her şeye daha iyi bir varoluş sağlamak olan insanın durumudur. Böylelikle ismen belirttiği bireyler tarafından temsil edilen varoluş aşamalarım birbirlerinden ayırt eden Kierkegaard, varoluşun genel kavramının karşılaşıp çarpıştığı en büyük güçlüğün de altını çizmektedir. Cogito ile dünyaya uyanan bilinç için varoluş bir olgudur. Varlık ve Zaman'ın (Sein und Zeit) yazarı Heidegger'e göre otantik varlık, varlığı (varlığa yönelen) düşünmenin vesilesinden başka bir şey değildir; bizleri, hiçbir zaman ulaşamayacağınız varlığı düşünmeye yönlendiren koşuldur. Bu “varoluşcuk” bakış açısından yaklaşıldığında, düşünmek bireyin kendisinin sonu, varoluş ötesi ise ancak bir araçtır.

Buna karşın yalnızca varolma olgusunu değil, bu olgu üzerine üretilen düşünceleri de kendisine konu olarak alan felsefe açısından varlık bir sondur, düşünce de buna ulaşmak için en iyi araçtır. Bunun dışında, büyük yazarların varlık sorununa ilişkin, değişik biçimlerde ifade edilmiş olsalar da sabit olan cevapları, görüş ve fikirlerin filozoflara sunduklarıyla çakışmaktadır nasıl ki bilgi ancak davranış ile bileştiğinde anlam ifade ediyorsa, düşünce de ancak varolma durumunda anlam taşımaktadır. Olabildiğince iyi düşünmek zorundaysak bu daha iyi yaşamak ve olabildiğince varolmak, yani daha bilinçli olarak (Descartes), daha tutkulu olarak (Kierkegaard), daha insanca (Kant, Comte), daha tehlikeli (Nietzsche), daha serinkanlı (Leibniz) yaşamak içindir.



Aristoteles başlayıp da Epiktetos'tan, Montaigne'den, Descartes'tan ve Leibniz'den geçerek Auguste Comte'a dek tüm felsefe, düşüncenin bir son olmayıp, aslında gerçek varlığın başlangıcı olduğunu, hiçliğin büyüleyiciliğine ve mutlak'ın saygınlığına hiçbir şey borçlu olmadığını doğrulamaktadır. Kuşkusuz tamamıyla göreceli olarak insan varlığı da, yüceliğini bu görecelikten alarak düşüncenin kendisini uygulamasına ve bizleri bu Dünya üzerinde birleştiren ilişkileri keşfetmesine imkân vermektedir. Ne var ki ölüm düşüncesi ("En sonunda kafanın üzerine biraz toprak atılır ve bu durum sonsuza dek sürer”) ve varoluşun değersizliği (“İnsanoğlunun nesnelere ilişkin olarak biraz zekasının olmasının ne önemi var?” altında ezildiğini itiraf eden Pascal bile bunu kabul ediyordu: "Evren onu ezdiği zaman bile insanoğlu onu öldürenden çok daha soylu olacaktır, çünkü öldüğünü bilmektedir... Bir boşluk olarak evren beni içeriyor ve minicik bir nokta gibi yutuyor ama düşünce olarak ben onu anlıyorum. Bilgilerimiz ve aklımızın kaynakları ne kadar kısıtlı ve sınırlı olursa olsun, anlayabilmenin keyfi ve zevki bizleri varolmanın bunalımından kurtarmaktadır.



Derleyen: Sosyolog Ömer Yıldırım
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM)
 
< Filozoflar Dizinine Geri Git
< Varoluşçuluk Dizinine Geri Git

> Bu sayfaya ilişkin etiketler: Varoluşçuluk Felsefesi, Varoluşçuluk Felsefesi nedir, Varoluşçuluk Felsefesi ne demektir, Varoluşçuluk Felsefesi ne anlama gelir, Varoluşçuluk Felsefesi tanımı nedir