Varoluş Özden Önce Gelir Ne Demektir?

"Varoluş özden önce gelir." önermesi varoluşçuluğun merkezini oluşturur. Bu, bireysel anlayışın en anlamlı bütünü olarak görülmüştür. Kişinin varoluşu dışında gelişen bireysel yapı "o" ile ifade edilmektedir. Bu durumda diğerlik ifade eden bu yapı; bağımsız edimler ve sorumluluk bilincini kapsayarak varoluş olarak tanımlanmaktadır.



Yaftalar, roller, kalıplaşmış davranışlar, tanımlar veya diğer önyargılar kişi bazında toplumsal bir maske görevi görmektedir. İşte bu yapının içindeki dışa vurulamayan temel, "öz"ü oluşturmaktadır. Bireyin yaşantısının ne olduğu ve nasıl adlandırılması gerektiği "gerçek öz"ü oluşturmaktadır. Bunun yerine keyfiyet addedilen öz, "onun" tabiriyle diğer tanımlamalarda kullanılmıştır. Böylece insan varlığı, kendi değerlerine ve yaşamının anlamına karar veren ve bunları yaparken ortaya irade koyan bir üçüncü kişi olarak algılanmıştır. Bu kavramın ortaya atılması her ne kadar Sartre'ye dayandırılsa da, bu tür görüşler Kierkegaard ve Heidegger gibi düşünürlerde de bulunabilir.

İnsan ve insan dışı evren sık sık mevcut şartlar ekseninde açıklanmıştır. Bu algı ekseninde açıklanmaya çalışılan bir olgudur. Öyle ki bir kuş veya herhangi bir varlığın var olan algı ile değerlendirilmesi gerektiği ortak bir görüştür. Yine de birçok varoluşçu düşünüre göre, bu pek de gerçekçi olmayan bir var oluşu teşkil edecektir.



Bunun yerine, insanın tanımlanmasındaki ölçütün bireysel devinim (1) ve bireyin kendi hareketleri için edindiği sorumluluk (2) olduğu, bazı düşünürler tarafından dile getirilmektedir. Örneğin, insanlara karşı acımasızca davranışlarda bulunan kişiler, bu davranışları ile bir zalim olarak tanımlanır. Ayrıca, acımasızca davranışlarda bulunan bu tür insanlar kendilerini yeni bir kimlikten sorumlu tutar (acımasız bir insan). Bu da insan doğasının aksine suça tahammül etmek biçiminde ortaya çıkar.

Sartre "Varoluşçuluk ve Hümanizm" adlı yapıtında der ki: "Tüm var oluşun başlangıcı insandır, insan kendi ile yüzleştiğinde, dünyadaki varlık hissi insanın içini kaplar ve daha sonra birey bu algının içerisinde kendini tanımlar. Tabii ki, bu iyimser düşünüşü kast ediğimizde: Birey, zalim bir insan olmak yerine birçok farklı yol içinde hareket etmeyi seçebilir. Burada açık olan şudur ki, insanların iyi veya kötü olmayı seçebilmeleri için, aslında onların elinde zoraki bir esas olabilecek hiçbir şey yoktur.



Bir ağaç düşünün. Ağaçların yaşamları boyunca 'olacakları' varlık çizilmiştir. Onların özü toprağa düşen kozalaktır ve toprak, ağacın varoluşunu tamamen eline almıştır. Öz, varoluştan önce ya da en azından aynı sıra da gelmektedir. İnsanın özü, kalıtım, ona bir yol çizmez. Yalnızca seçeneklerini daraltır. İnsan önce varolur, daha sonra yaptıkları ve yapamadıklarıyla 'özünü' oluşturur.

Her nesnenin bir varoluşu ve bir de özü vardır. Öz, bir nesnenin özelliklerinin değişmez bir bütünüdür; varoluşu ise evrenin içinde gerçek olarak bulunuşudur. Bir çok kimse, özün önce, varoluşun sonra geldiğine inanır; bu fikir, dinsel düşünceden ileri gelir; gerçekten, ev yaptırmak isteyen bir kimsenin, ne biçim bir ev yaptıracağını bilmesi gerekir. Burada öz varoluştan önce gelir. Bunun gibi, insanın tanrının yarattığını sanan kimseler de böyle düşünerek, tanrının bu işi, haklarında daha önceden sahip olduğu fikirlere bakarak yapacağı sonucuna varırlar. Tanrıya inanmayanlar ise aynı etkiden kurtulamayarak, bir nesnenin ancak kendi fikirleri ile uygun düşmesi durumunda varolabileceğini ileri sürerler. Bütün 18. yy. “insan doğası” denen, herkeste ortaklaşa bulunan bir özün varlığına inanmıştır. Varoluşçuluğa göre ise insan da -ve sadece insan da- varoluş özden önce gelir.

Jean Paul Sartre, iki tür varoluşçunun mevcut olduğunu ve bunların, Karl Jaspers, Gabriel Marcel gibi Hristiyan varoluşçularla, Heidegger, diğer Fransız varoluşçular, kendisi şeklinde tanımlanabilecek olan ateist varoluşçular olduğunu ve varoluş özden önce gelir sloganının ateist varoluşçuları Hristiyan varoluşçulardan ayıran nokta olduğunu düşünmektedir zira Hristiyan varoluşçular özün varoluştan önce geldiği fikrindedirler. Ancak Martin Heidegger pek aynı fikirde değildir ki meşhur Hümanizm Üzerine Mektup'unda varlık ve zaman'ın neden ve nasıl hümanizm karşıtı olduğunu anlatırken Sartre'ın bu sloganına da değinir ve Sartre'ın bununla yaptığı şeyin sadece Platon'dan beri metafiziğin söylemi olan öz varoluştan önce gelir söyleminin ters çevrilmesinden ibaret olduğunu ve Sartre'ın bu şekilde yine metafiziğin kapsamında kaldığını, metafiziği aşamadığını, dolaylı olarak, Sartre'ın tartıştığı şeyin de metafizikte olduğu gibi varoluş değil de varlıklar olduğunu belirtir.



Derleyen: Sosyolog Ömer Yıldırım
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM)
 
< Filozoflar Dizinine Geri Git
< Varoluşçuluk Dizinine Geri Git

> Bu sayfaya ilişkin etiketler: Varoluşçuluk Felsefesi, Varoluşçuluk Felsefesi nedir, Varoluşçuluk Felsefesi ne demektir, Varoluşçuluk Felsefesi ne anlama gelir, Varoluşçuluk Felsefesi tanımı nedir