Varlık Felsefesinin Konusu ve Problemleri

İnsan; ne olduğunu, nasıl olduğunu, nereden gelip nereye gittiğini, yerküreyi, güneşi, yıldızları ve evreni hep merak etmiştir. İnsanın kendini, dünyayı ve evreni anlama ve açıklama çabası ilk önce onları düşünmenin konu edilmesini gerektirir.



Düşünmeyle farklı fikirler ortaya çıkmış, varlığa dönük felsefi bir alan oluşmuştur. Bu felsefi alan, varlık felsefesi olarak isimlendirilmektedir. Felsefenin ortaya çıkışındaki temel problemin varlık konusu olması, “var olanı var olması bakımından ele alma” olarak tanımlanacak varlık felsefesinin “ilk felsefe” olarak görülmesi bundan dolayıdır.

İlk felsefede var olanın nitelikleri, oluşu, özü ve değişimi gibi problemler cevapları aranan önemli konulardır. Felsefenin ortaya çıkışında doğa filozofu olarak isimlendirilen düşünürler; doğanın ilk ve temel unsurunu su, toprak, hava ve ateş gibi doğanın içindeki bazı ögelerde bulmaya çalışmıştır. Doğaya yönelik bu arayış, farklı fikirlerin oluşmasına da sebep olmuştur. Fikir ayrılıkları, doğanın ilk nedenleri, ana maddesi, değişimi ve oluşuyla ilgili olmuştur.

Varlığın ilk nedeni, ana maddesi ve başlangıcı (arkhe) tartışmaları, varlığın değişmeden kalan yanının olup olmadığı tartışmalarına kaynaklık etmiştir. Arkhe tartışmalarından sonra “bir varlığı o varlık yapan” anlamıyla töz ve idea tartışmaları doğmuştur. Tözün, ideanın varlıkla olan bağına; tek tek varlıklarda olup olmadığına dair çeşitli fikirler ileri sürülmüştür. Varlık problemi giderek ilk nedenlerin ve değişmeden kalan varlıkların özünü konu eden metafizik bir sorun olarak görülmeye başlamıştır.



Varlığa yönelik arkhe ve töz düşünceleri teolojik (dinsel) etkilerle daha çok tümeller sorunu olarak ele alınmıştır. Tümeller, varlığın yüksek cins ve tür belirlenimleridir. Bilimin gelişmesiyle birlikte varlığın olgusal yanına yeniden dönülmüştür. Böylelikle varlık felsefesi ontoloji olarak öne çıkmaya başlamıştır. Varlığa yönelik ontolojik açıklama çabası, metafiziğin olgusal alanla olan bağını koparmıştır.

Günümüzde ontoloji ve metafizik, çoğu kez eş anlamlı olarak kullanılıyor olsa da -farklı bakış açıları olmak üzere- ontolojiyi olgusal varlıklarla, metafiziği ise zihinsel, ideal varlıklarla ilgili bir disiplin olarak görme eğilimi vardır. Bununla birlikte varlık felsefesi, bir yandan var olanları açıklamaya çalışan ontoloji olarak nitelendirildiği gibi var olanların ardındaki gerçeği anlamaya çalışan metafizik karşılığında da ifade edilmektedir.

Varlık felsefesinde ontoloji veya metafizik anlamlarından hangisi olursa olsun, varlık üzerine oluşturulan fikirlerin tümünde varlıklarla zaman ve uzam (bir nesnenin uzayda kapladığı alan) ilişkilendirilmek durumundadır. Varlık felsefesi görüşünde varlığın ne olduğunun açıklanması için o varlığın zaman ve uzam ilgisiyle bir yargıda bulunulması gerekir. Bu, olgusal ve olgusal olmayan varlıklar için geçerlidir. Bir gezegen, belirli bir uzam ve zaman içinde var olur. Tanrı’ya inananlar için ise Tanrı sonsuz ve zamansızdır (ezelî ve ebedîdir).

20. yy. varlık felsefesi görüşlerinde öne çıkan problem, insanın kendi varoluşuna yönelik sorunlar içermektedir. İnsanın özü, varoluşu ve özgürlüğü gibi konular; günümüz varlık felsefesinin içeriğini belirlemektedir.

Varlıkla ilgili farklı görüş ve kabullerin toplandığı varlık felsefesinde öne çıkan sorular arasında varlığın gerçekliği, varlığın nasıl ve nelerden oluştuğu, bir amaç taşıyıp taşımadığı, insanın varoluşunun anlamı (insanın özü, varoluşu ve özgürlüğü) gibi konular sayılabilir.

Ayrıca lütfen bakınız:

- Varlığın hakikati ve bilgisi
- Varlığın mahiyeti
- Evrende amaçlılık var mıdır?
 
Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve "Sosyolojiye Giriş" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Diğer Ders Notları (Ömer YILDIRIM), MEB Felsefe Ders Kitabı