|
Tunç Çağı (M.Ö. 3000-1200)
Bu yeni dönem, önceki çağların tarım hayvancılık, dokumacılık,
çömlekçilik gibi buluşlarına, daha güçlü silahların üretilmesine, daha
ince süs eşyalarının yapılmasına olanak veren bakır ve kalay alaşımı
olan tuncun keşfini eklemiştir. Besin üretimi alanında olduğu gibi,
metal işleme alanında da teknolojik gelişmeler her bölgede eş zamanlı
olarak yaşanmamıştır. Tunç Çağına Anadolu'da M.Ö. 3000, Girit, Ege
Adaları ve Yunanistan'da M.Ö. 2500, Avrupa'da ise M.Ö. 2000 yıllarında
ulaşılabilmiştir. Anadolu'da M.Ö. 3000-1200 yılları arasında ele alınan
Tunç Çağı kazılarında bulunan çanak çömleğin yapısına, üretimde ve
mimaride kullanılan teknolojinin düzeyine göre Erken, Orta ve Geç Tunç
olmak üzere üç evrede incelenir.
Erken Tunç Çağı (M.Ö. 3000-2500)
Erken Tunç I, II, III olarak incelenen bu evrenin ilk döneminde daha
çok, Kalkolitik dönemin tarıma dayalı köy kültürü sürdürülmektedir.
Bronz alet kullanımı çok yaygın değildir. Mezopotamya ve Mısır'da M.Ö.
4. binin sonlarından itibaren yazının kullanılmasına rağmen Anadolu
henüz bu aşamaya ulaşamamıştır. Çömlekçi çarkı da henüz kullanıma
girmemiş olmasına rağmen daha gelişmiş koyu renkli ve iyi açkılı
seramikler yapılmıştır. Yapılar yine taş temeller üzerine kerpiçten
megaron planlı olarak inşa edilmiş olup, bazı yerleşim alanlarının
etrafı bir surla çevrilmeye başlanmıştır. Ölüler artık yerleşim alanı
dışına, ölü armağanlarıyla birlikte ve bacaklar karına çekik (hoker)
durumda gömülmektedir (Extramural). Çağın inanışlarındaki bir başka
özellik de daha çok Batı Anadolu'da rastlanan keman biçimli mermer
idollerdir. Anatanrıça'yı temsil eden bu idoller eski dönemin gerçekçi
figürinlerinin aksine tümüyle soyutlaşmışlardır. Bu dönemin en önemli
teknolojik buluşu kağnı biçimindeki dört tekerlekli arabadır. Bu evrede
Anadolu'da yapılan arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan en önemli
yerleşim yerleri Troia I, Demircihöyük, Semahöyük, Beycesultan, Tarsus,
Alişar, Alacahöyük, Karaoğlan, İkiztepe, Kültepe ve Norşuntepe olarak
sayılabilir.
Erken Tunç II, Orta Anadolu'da güçlü beyliklerin ortaya çıktığı bir
dönemdir. Batı Anadolu'daki Troia II'nin yanısıra Kızılırmak batısında,
Ankara yakınlarnda Karaoğlan, Ahlatlıbel, Etiyokuşu, Polatlı, Kızılırmak
doğusunda ise Alişar ve Alacahöyük bu dönemin en önemli yerleşimleri
olmuştur. Bunlar içinde Alacahöyük'ün özel bir yeri vardır. Dönemin
sonlarında zengin ve etkin bir beyliğin merkezi gibi görünen
Alacahöyük'ün en önemli özelliği Kral Mezarları olarak adlandırılan 13
gömüdür. Yerleşme alanı yamaçlarında bulunan bu mezarlıktaki gömülerin
dönemin derebeyleri ve eşlerine ait olduğu düşünülmektedir. Gömülerin
kimileri 3-8 m. uzunluğunda, 2-5 m. genişliğinde ve 1m. kadar
derinliğinde dikdörtgen planlı çukurlara yapılmıştır. Çevresi ağaç ve
taşlarla sınırlandırılan mezar çukurlarına, ayakları karına çekik
durumdaki ceset zengin armağanlarla birlikte yerleştirilmiş, sonra üzeri
ağaç, çamur ve toprakla örtülmüştür. Gömü işlemi bitirildikten sonra
mezar üzerinde bir ölü yemeği yenmiş; yemekten geri kalan öküz kafaları
ve bacak kemikleri de sıralar halinde bırakılmıştır. Bu mezar
armağanları Troia hazineleriyle çağdaş olup benzer nitelikte altın,
gümüş, elektrum, tunç ve demirdendir. Bu mezar hediyelerinin en
ilginçlerini hatalı olarak"Hitit Güneş Kursları" diye adlandırılan geyik
ve boğa motifli, son derece karmaşık ve gelişmiş dökme ve dövme
teknikleriyle yapılmış tunç diskler oluşturmaktadır.
Buradan anlaşılmaktadır ki Erken Tunç II döneminde, biri Troia
yöresinde, diğeriyse Orta Anadolu ve Karadeniz bölgeleri arasında yer
alan iki yerel madencilik okulu bulunmaktadır. Diğer bir önemli gelişme
ise Anadolu'da ilk kez bu dönemde görülen çömlekçi çarkının Troia'da
kullanımıdır. Çömlekçi çarkının Troia'ya Mezopotamya'dan deniz yoluyla
geldiği düşünülmektedir.
Erken Tunç II döneminin sonlarında Batı ve Güney Anadolu'da büyük yangın
izlerine rastlanmıştır. Birçok yerleşimin ıssızlaşması bu ortak
felaketle ilgili görülmektedir. Ayrıca bu felaketlerden sonra ortaya
çıkan yerleşme yerlerinin sayısında meydana gelen 1/4 oranındaki azalma
ve yakılıp yıkılan iskan yerlerinin tekrar iskan edilmemesi bu
felaketlere birtakım göçebe toplulukların yol açtığını göstermektedir.
Aynı dönemde Trakya ve Balkanlar'da meydana gelen ıssızlaşma bu
toplulukların Balkanlar üzerinden gelen Hint-Avrupa kökenli Luviler'in
olabileceklerini göstermektedir.
M.Ö. 2300 yıllarında ortaya çıkan bu felaketten sonra Erken Tunç III
evresine gelinir.Yerleşim yerleri önceki dönemin özelliklerini küçük
farklarla sürdürmelerine rağmen çoğu küçük birer köy niteliğindedir. Bu
dönemde felaketlerden fazla etkilenmeyen Doğu Anadolu'daki Norşuntepe,
Korucutepe, Tepecik, Arslantepe gibi nispeten büyük merkezlere İmikuşağı,
Köşkerbaba, Pulur, Değirmentepe gibi yeni yerleşimler eklenmiştir.
Dikkat çekici bir gelişme görülmeksizin 500-600 yıl kadar yaşayan bu
köysel yerleşimler M.Ö. 1700 yıllarında son bulmuştur.
Orta Tunç Çağı (2000-1750)
Orta Tunç Çağı, aynı zamanda Asur Ticaret Kolonileri çağı ve Eski Hitit
Çağı olarak adlandırılır. Orta Tunç Çağı döneminde Asur'dan gelen
tüccarlar sayesinde Anadolu'da ticaret merkezleri kurulmuştur. Bu
merkezlerin büyüğüne "karum", küçüğüne ise "wabartum" denir. Asurlu
tüccarlar Anadolu'ya kalay ve kumaş getirmişlerdir. Anadolu'dan gümüş,
altın, işlenmiş bakır götürmüşlerdir. Kültepe'de çivi yazılı tabletler
bırakmışlardır.
|