|
Thomas Hobbes
Kimdir?
THOMAS HOBBES ve BİR MAKİNE OLARAK
AKIL
Tanrı inancını reddeden birinin yasaların hışmına uğradığı, hayatının
tehlikeye girebileceği, dinin ve dini hizipleşmenin egemen olduğu bir
çağda, Hobbes baştan ayağa materyalist bir felsefeyle ortaya çıkma
cesaretini gösterdi:
“Var olan bütün bu şeyler yığını olan evren cismanidir, yani bedendir ve
büyüklük, uzunluk, genişlik ve derinlik gibi boyutları vardır.
Yine, bedenin her parçasının da aynı şekilde bedeni ve boyutları vardır.
Bunun sonucu olarak, evrenin her parçası bedendir ve bedeni olmayan şey,
evrenin parçası değildir. Evren herşey olduğundan, onun parçası olmayan
yoktur demektir; o nedenle, hiçbir yerdedir”.
Hobbes filozofların ve tanrıbilimcilerin “cisimsiz töz” gibi
kavramlarının kendi içinde çelişkili olduğunu ve hiçbir anlam
taşımayacaklarını söyleyerek devam etti. Bütün bunların ışığında,
Hobbes’un tanrı kavrayışının ne olduğunu sorma cüretini gösterirsek,
Hobbes’un yanıtı şuydu: Tanrı’yla ya da nitelikleriyle ilgili bir kavram
oluşturmak, herhangi bir insanın yetenekleri dahilinde değildir.
Bu, konuşma özgürlüğüne halel gelmemesi için Hobbes’un izlediği tipik
bir stratejiydi. Düşüncelerini hiçbir zaman yumuşatmamakla birlikte,
bunların, Hobbes’un yaşadığı toplumda kabul gören görüşlerle nasıl
uyuşturulabileceğinin açıklanması istendiğinde, itirazcıların mahcup
olmadan inkar edemeyeceği bir yanıt verdi.
Kararı egemene bırakan bir soru sormak, başvurduğu gözde hilelerden
biriydi; sonra da siyasetle ve yasayla ilgili soruların metafizik ya da
dini sorular kadar kafa karıştırıcı olduğunu ileri sürerdi.
Yalnızca maddenin var olduğu iddiasında bulunurken, insan dahil hareket
eden her nesneye bir tür makine, daha doğrusu bütün evrene devasa bir
makine gözüyle bakmaya başladı. Dolayısıyla, modern metafizik
materyalizm denebilecek şeyin kurucusu olmasının yanında, tamamen
mekanik bir doğa görüşü ortaya atan ilk filozoftu.
Geliştirdiği psikoloji de bunun bir parçasıydı. İnsan aklına bir makine
(elbette yumuşak bir makine) gözüyle bakmak yepyeni bir şeydi. Fakat
Hobbes, bütün zihinsel süreçlerin, bir insanın kafatasının içindeki
maddenin hareketlerinden oluştuğunu düşünüyordu.
Sonraki üç yüzyıl boyunca pek çok düşünür buna benzer düşünceler
–materyalizm, mekanizm ve saf fiziksel psikoloji –ortaya atacak ve
geliştirecekti.
Bu düşünceler büyük etki yarattı. Bu düşüncelere yakınlık duymayanlar
için Hobbes’un düşüncelerinin özgünlüğünü taktir etmek kolay
olmayabilir: ancak, insanın kendisini ve çevresini anlamasında (sonunda
yanlış bile olsalar) önemli adımlar atılmasında payları olduğundan
önemliydiler. Örneğin, zihinsel süreçlerin tartışılmaz bir fiziksel
temellerinin olduğu, dolayısıyla bu fiziksel düzeye başvurulmadan
anlaşılmalarının olanaksız olduğu bugün yaygın biçimde kabul
edilmektedir. Böylelikle Hobbes, insanların aklı tamamen soyut bir şey
olarak düşünmelerini önlemiş oldu.
Özellikle Galileo’yu ziyaretinden sonra devinim düşüncesi Hobbes’u
büyülemişti. Galileo’nun alaşağı etmek için mücadele verdiği eski
Aristotelesçi dünya görüşüne göre fiziksel cisimler için hareketsizliğin
doğal bir durum olduğu apaçık bir şeydi.
Fakat, Galileo’ya göre dünya da (dolayısıyla dünyadaki her şey de )
dahil olmak üzere istisnasız bütün fiziksel cisimler hareket halindeydi
ve dışarıdan bir güç etki etmediği sürece düz bir çizgi halinde
hareketlerini sürdürmeleri, bu tür her cisim için doğaldı.
Kendi anlattıklarına bakılırsa, Hobbes bu fikri bir türlü aklından
çıkaramadı; onda, bütün gerçekliğin hareket halinde maddeden oluştuğu
düşüncesini uyandırmıştı ve bu Hobbes’un en vazgeçilmez kavramı haline
geldi.
Onun gözünde en büyük ağırlığa sahip bu görüşten bir şey atılacak olsa,
bu hareket değil madde olurdu. Hobbes’a “hareketle kafayı bozmuş” dendi.
Onun maddi ve mekanik dünyasında bütün nedensellik, itme biçimini aldı;
bütün değişikliği yaratanın o olduğuna inanıyordu.
Hobbes, bu düşünceyi psikolojisine taşıdı. Bütün psikolojik güdülenmeyi,
ister süregelen bir itki, ister geri itme biçiminde olsun, bir tür itme
olarak gördü. Güdülenmenin bu iki yönüne, arzu ve istikrah adı
verilebilir.
Bunların pek çok biçimi vardır: Hoşlanmak, hoşlanmamak; aşk, nefret;
haz, acı, vs. Bu çiftlerden birinciler, yaşam devam ettiği sürece ve
sona erinceye kadar doğaları gereği karşılanmazlar, dolayısıyla sonsuz
olan insan ihtiyaçlarına ve isteklerine işaret ederler. Diğer yarısının
ezici ölçüde egemen biçimi, daha doğrusu diğerlerinden çok daha güçlü ve
etkili bir geri itme biçimi olan istikrah ise ölüm korkusudur. Ölüm,
çoğumuzun uzak durmak için elinden geleni yapacağı bir şeydir. İnsan
psikolojisiyle ilgili bu temel görüş de Hobbes tarafından siyaset
felsefesine taşındı. Uzun vadede Hobbes’un genel düşüncesi içinde en çok
etki yaratacak bölümünün siyaset felsefesi olduğu görülecekti.
KAYNAK
Bryan Magee; Felsefenin Öyküsü; Dost Kitabevi
|