|
Thomas
Aquinas ve İrade Kavramı
Nurten GÖKALP
İnsan yaşamında karar vermede tutkuların yerini belirlemek oldukça
karmaşıktır. İnsanlar karar verme aşamasında hangi güçlerin etkisi
altındadırlar? Yalnızca entelektüel unsurlar iyi ve doğru seçimleri
yapmada yeterli midir? İyi ve doğruyu seçmede tutkuların rolü var mıdır?
Karar vermede entelektüel unsurlar ile tutkuların etkisi konusunda
ilkçağ düşüncesinden sonra iki eğilim göze çarpmaktadır. Bunlardan ilki
Aristotelesçi ikincisi ise Stoacı eğilimdir. Aristoteles (M.Ö. 384-322)
karar vermede tutkuların tamamen yatıştırılmasından ziyade akıl ile
dengelenmesini kabul ederken Stoalılar tutkuların tamamıyla alt
edilmesini ve aklın tek güç olduğunu düşünürler.
Platon'un ruhun üçlü bölünümünü ikili ahlak psikolojisine dönüştüren
Aristoteles, bilişsel aktiviteler olarak akıl ile duygu arasındaki
ikiliği ruhun lojik ve alojik kısımları arasında formüle etmiştir. O tüm
istekler ve duygulan da yargı ve değerlendirmeyi ihtiva edecek biçimde
genişletmiştir. Retorik II. kitapta duygusal tepkiler ve hislerin akli
karar vermede önemli kaynaklar olduğunu ifade eder. İstenen ve
istenmeyen hislerin tartışmasını ve haz ile iştah arasındaki ilişkiyi
açıklar.
Akli olmayan iştah doğaldır ve kendini psiko-somatik değişikliklerle
ortaya koyar. Ancak bu onların akli ve bilişsel olmadıklarını göstermez.
Çünkü "Ruhun akıl sahibi olmayan ama bir şekilde akıldan pay alan bir
başka doğal yanı var görünüyor." diyen Aristoteles'e göre zeka
fakültesinin hem mantıkî hem de mantıkî olmayan fonksiyonları vardır.
Öte yandan Stoalılar tutkuları yanlış yargılar olarak nitelendirir ve
Grek düşüncesindeki entelektüalist geleneği takip ederek erdem ile
bilgiyi aynileştirirler. Duyumsal ve rasyonel iştahların karşıtlığına
dikkat çeken Stoalılara göre duygulanımlar bedenin hareketi olarak
nitelendirilir ve temelde rasyonalitenin bir ölçütüne karşılık gelmez.
Ortaçağda, karar vermede büyük ölçüde Aristoteles'in Retoriğine dayalı
bir düşünce geliştiren Thomas Aquinas'in bu açıklaması oldukça
detaylıdır. Kendisinden önce Augustinus'un yaptığı gibi Stoik doktrine
karşı çıkan Thomas Aquinas, iradenin eyleminde duygulanımlarla ilgili
sistemli bir açıklama yapmıştır.
Thomas Aquinas'm düşüncesinde iradenin eylemini anlayabilmek için onun
canlılardaki yerini belirlemek gerekir. Onun varlık derecelendirmesinde
yaşamın en mükemmel düzeyi entelekt düzeyidir ve irade bu düzey ile
ilgili olarak açıklanmaktadır. Bu derecelenmenin en altında cansız
varlıklar vardır. Onun üstünde hayatın ilk düzeyi olan bitkiler bulunur.
Bitkilerde yalnızca forma doğru hareket vardır. Bitkilerin üzerinde
hayvan yaşamı yer alır ve duyu algısı ile belirlenir. Bunun üzerinde de
en mükemmel yaşam düzeyi olan entelekt bulunur. Bu düzeyde zihin kendi
üzerine yansır ve kendini anlar. Ancak bunun da farklı düzeyleri vardır.
Örneğin insan zihni ya da meleklerin zihninin farklılığı gibi. İnsan
zihni kendini anlayabilmek için dışarıdaki şeyleri bilmekle başlamak
zorunda iken, en mükemmel zihinsel yaşama sahip olan melekler bunu
dışarıya bağlı olmadan yapabilirler.
Thomas Aquinas'in sisteminde entelekt ile irade zihnin iki büyük
gücüdür. Entelekt bedenin biçimlendiricisi olan ruhun gücüne sahiptir. O
insanın bilme gücü olup beşeri varlığa özeldir. Bu yüksek dereceli bir
yaşam aktivitesi olup ruhun kendi içinde immateryal bir varlığa
sahiptir. Bu gücün farklı dereceleri vardır. Birinci derecesi maddi
ferdiyetleri ile değil, maddeden arınmış olarak varolan duyum
derecesidir. İmmateryalitenin en yüksek ve en mükemmel derecesi ise
entelektüel anlamadır.
Aquinas'a göre bilme gücü olan entelektin dışında zihnin ikinci gücü
olan irade insanın isteme gücüdür ve insana özgüdür. Ancak başka isteme
biçimleri de vardır ve bunların bir kısmı da hayvanlarla ortaktır.
Örneğin açlık ve susuzluk gibi ihtiyaçlarda ne yiyeceğini seçmek gibi.
Ancak ne yiyeceğini seçmek için çok fazla entelektüel yetenek de
gerekmez.
Oysa iradî bir seçmede entelektüel yetenekler gereklidir. Çünkü
Aquinas'a göre intelekte sahip olan cevherler iradeye de sahip olmak
zorundadırlar. Yaratılmış entelektüel cevherler iradeye sahiptir. İnsan
dışında taşlar ve bitkiler kendi hareketlerine karar vermekten uzaktır.
Onların yargıları akıl yürütemeyen hayvanlar gibi doğa tarafından
sabitleştirilmiştir.
İradeyi entelektüel veya aklî isteme olarak belirleyen Aquinas'a göre
zihin gibi irade de immateryal bir güçtür ve zihinden daha geniş bir
eylem yeteneği vardır. Zihnin eylemi ruhun içine, iradenin ki dışına
yöneliktir. Bu durumda zihin daha pasif, irade ise daha aktiftir.
Aquinas'a göre Aristoteles'in de dediği gibi, iradenin olduğu yerde
entelekt, duygusal hisler ve duyurmama vardır. Bu aslında çok genel bir
fenomenin yalnızca bir görünüşüdür ki bu Aquinas tarafından eğitim
(appetitus) olarak adlandırılır. O halde eğilimin ne olduğunu belirlemek
ve eğilim ile isteme arasındaki ilişkiyi netleştirmek gerekmektedir.
Çünkü ona göre ister hayvanda olsun ister insanda olsun isteme ile
eğilim arasında paralellikler vardır. Eğilim ruhun objelerin
farkındalığına yönelik bir yeteneği olarak tanımlanmaktadır. İnsanda iki
farklı eğilim gücü vardır: duyumsal farkındalık ve entelektüel anlayış.
Entellekt tarafından kavranan, duyumlar tarafından elde edilenlerden
farklı olduğu için Aquinas'a göre entelektüel eğilim, duyumsal eğilimden
farklı bir güçtür. Duyumsal eğilimler istekler için bir potansiyeldir ve
hayvanlarla ortaktır. Oysa irade doğrudan entelektüel eğilimlerle ilgili
bir isteme kapasitesidir. Buradaki güçlük doğal eğilimlerle bilinçli
eğilimler arasındaki benzerliktir. Bu güçlüğü aşmanın yolu da bir tür
"isteme" olan iradenin entelektüel eğilimlerle olan ilişkisini
netleştirmektir.
Bu çerçevede de öncelikle belirlenmesi gereken nokta Aquinas'in
düşüncesinde entelektüel eğilimlerin hisler ve tutkularla olan
ilişkisidir. Konu ile ilgili olarak önce Aristoteles'in düşüncelerim ele
alan filozof, Aristoteles'in tutkuları ruhun konusu yapmadığını çünkü
tutkunun bedenle belirginleştiğini ve maddi olmayan bir şey olan ruhla
ilgili olamayacağını ifade ettiğini belirtir. Tutkularla bedensel
değişimler arasında kurulan bu ilişkiye karşın Aquinas'ın düşüncesinde
bir yanda idrak süreci diğer yanda bununla ilgili bedensel belirtiler
yer almaktadır. Bu ilişki Aristoteles'in düşüncesindeki maddeden forma
ya da formdan maddeye doğru giden ilişkiye benzetilebilir.
Öte yandan Aristoteles için tutkular istekler olmaktan çok algıdırlar.
Çünkü tutkular önce algıda oluşur. Ayrıca istekler algıdan daha
aktiftir. Pasif olan tutkular bu nedenle ancak algının bir özelliği
olarak görülebilir. Oysa Aquinas'a göre tutkular algıdan ziyade istektir
ve tutkular duyumsal eğilimlere dayandığı kadar entelektüel eğilimlere
de dayanırlar. Tutkuların duyusal eğilimlerimizi etkilediği kadar
entelektüel eğilimlerimizi de etkileme gücü vardır.
Tutkularla ilgili olarak geniş bir sınıflama da yapan Aquinas onların
dört ana tutkudan türediğini iddia eder ve dört ana tutkuyu zevk, acı,
ümit ve korku olarak belirler. Zevk ve acı tüm tutkulann en son
noktasıdır, tüm tutkular bu son noktada birinden ya da ötekinden
kaynaklanır. Öte yandan ümit ve korku ise eğilimlerin son noktasıdır,
tüm eğilimler son noktada birinden ya da ötekinden kaynaklanır. Bu da
göstermektedir ki, Aquinas'a göre eğilimler ve tutkular birbirleri ile
ilişkilidir. Ve tutkular hem duyumsal eğilimlerimizi hem de entelektüel
eğilimlerimizi etkilemektedirler.
Görülüyor ki, Aquinas iradeyi Aristoteles gibi yalnız aklın bir gücü
olarak görmemiş daha karmaşık bir yapıyı dile getirmiştir. Ona göre
irade zihinden daha geniş bir hareket yeteneğine sahiptir. Çünkü onda
tutkuların da etkisi vardır. Buna bağlı olarak şunu ifade edebiliriz ki,
Aquinas her ne kadar ruhun iki gücü olan intellekt ile irade arasında
keskin ayırımı savunmuş, birinin doğruya diğerinin iyiye yönelik
olduğunu ifade etmişse de, onun düşüncelerinde hem entellekt üe irade
arasında hem de tutkularla ya da daha genel bir ifade ile duygularla
bunlar arasında bir ilişki vardır. Bu konuda varolan belirsizliklerin
temelinde aslında tutkular ile bu entelektüel yapılar arasındaki
ilişkinin yeterince açık ifade edilmemiş olması yatmaktadır.
Bununla birlikte bedensel değişimlerle tutkular arasında ilişki kuran ve
bedensel değişimleri tutkuların oluşumuna temel yapan Aquinas'in bu
tavrı 17. yüzyıl düşüncesine mirastır. Ancak 17. yüzyıl felsefesinde
Aquinas'in akıl irade ve tutkular arasındaki bu incelikli ve orijinal
ilişkinin varlığına ilişkin düşüncelerinin kaybolduğu da bir gerçektir.
|