Toplum Sözleşmesi ve Egemenlik Hakkı

Doğa durumundan çıkışın zorunluluğuna ilişkin bir sivil sözleşmenin gerekliliği olarak toplum sözleşmesi varsayımı da devletin varoluş amacını ve temelini açıklamak için kullanılan bir tasarımdır. Genel olarak toplum sözleşmesi devletin varoluş amacı, kökeni ve doğası yanında toplumu oluşturan bireylerin hak ve ödevlerini de açıklayan bir anlaşmadır. Bu anlamda hukukun amacını adalet olarak gören doğal hukuk kuramlarının da açıklamalarını temellendirmek için başvurdukları varsayımsal bir tasarımdır. Toplum sözleşmesi doğa durumunda bireysel çıkarlarından ve bencil isteklerinden vazgeçen bireylerin kendi çıkarlarının önüne toplumun genel çıkarını ve genel istenci koyan bir sözleşmedir.



İstenç tercih etme, seçme ya da karar verme yetisidir. Genel istenç ise toplumun bütününün belirli bir amaca yönelik olarak bilinçli etkinlikte bulunma gücüdür.

Burada geçen “genel istenç” ve “genelin iyiliği uğruna” ifadeleriyle bireylerin bütün uğruna, yani hem kendileri hem de başkaları uğruna demektir.


Bu sözleşme bireylerin düzenli ve adil bir toplum oluşturmak üzere kendi aralarında yaptıkları ve egemenlik hakkını bir üçüncü güce devrettikleri yazılı olmayan bir sözleşmedir. Bu yazılı olmayan anlaşmayla toplum ve devlet kurulmuş ve doğa durumundan çıkılmış olur.

Doğa durumunda bilinçli istekleriyle yaptıkları bir sözleşmeyle çıkan bireyler genelin iyiliği ve çıkarı uğruna bazı özgürlüklerinden vazgeçmiş ve üzerlerinde bir egemen güç tanımış olurlar. Başka bir deyişle egemenlik hakkı üçüncü bir tarafsız güce devredilmiş olur.



Bireyler böylece her istediklerini yapabilmek hakkından, bir sözleşmeyle hem kendilerinin hem başkalarının, yani genel istencin çıkarı uğruna vazgeçmiş olurlar. Bu, devletin kurulması için en iyi temel olarak ele alınır. Rousseau’ya göre toplum sözleşmesi bir siyasi sistemin kurulmasında en iyi yöntemdir.

Toplum sözleşmesi bir anlamda modern filozofların siyasi gücün bireyin onayına bağlı olduğu göstermek amacıyla geliştirmiş oldukları bir kurgu ya da varsayımdır. Buna göre toplum insanın yaratıp kurduğu bir şeydir. Toplum sözleşmesi varsayımı temelini, toplumun ‘doğa durumu’ndan bilinçli olarak uzaklaşan, kendilerinin ve bu arada genelin iyiliği için birtakım özgürlüklerinden vazgeçen bireylerden oluştuğunu temellendirmede kullanılan bir kabul, bir hareket noktası olarak ileri sürülür. Başka bir deyişle devletin ve hukukun temeli için bir ilke olarak kabul edilir.

Ortaçağın devletin ilkesi ve kökenini Tanrı’da bulan anlayışının tersine, 17. yüzyılda toplum sözleşmesi devletin temelini bireylerin karşılıklı sözleşmesi tasarımı üzerinden bireyde ve insanda bulan bir kuram olarak ortaya çıkmıştır. Toplum sözleşmesi tasarımını ilk ortaya atan filozof olarak Thomas Hobbes bilinir. Hobbes 17. yüzyılda insanın doğa durumundan bencil istek ve çıkarlarının insanın kendisi için güvensiz bir durum oluşturması gerekçesiyle toplum sözleşmesi tasarımını ortaya koymuştur. Buna göre doğa durumunda “homo homini lupus” (insan insanın kurdu) olduğundan ve bu durum herkesin herkese karşı savaşından kaynaklanan bir güvensizlik durumuna yol açtığından bir toplum sözleşmesine gerek vardır. Doğa durumu bir anarşi durumudur ya da her an çatışma durumuna dönüşebilecek bir durumdur çünkü kişileri akıl yasaları olan doğa yasalarına uymaya zorlayacak hiçbir güç yoktur. Bu durumdan ancak mutlak bir gücün egemenliği altına girilerek çıkılabilir. Bu mutlak güç de devlet olacaktır. Devlet sözleşmeye taraf olan bireylerin üzerinde sözleşmeye taraf olmayan mutlak bir otorite olacaktır.



Toplumun adil olması, başka bir deyişle adaletin temeli sözleşmeye taraf olanları n sözleşmeye uymalarına bağlı olacaktır. Yurttaşlık kavramı da devletin yasalarına sözleşme gereği uymak üzerinden temellendirilir. Siyaset kuramlarında yurttaşları n sahip oldukları hak ve ödevlerin temeli de toplum sözleşmelerinde bulunur. Devletin kurulma aşamasında sözleşme gereği bütün yurttaşlar belirli hak ve ödevlere sahip olurlar. Bu hak ve ödevler de genel istence uygun olarak genel istencin çıkarıyla çatışmayacak şekilde belirlenir. Toplum sözleşmesi düşüncesinin önemli bir kavramı olan genel istenç kavramı da çoğunluğun istenci olarak anlaşılmamalıdır. Genel istenç çoğunluğun çıkarının da üstünde bir kavram olarak, yani bütünün istencine ilişkin bir tasarım olarak karşımıza çıkar. Böylece adalet sorunu da siyaset kuramlarında toplum sözleşmesinden hareketle temellendirilen ve yurttaşlık kavramıyla da ilişkili olan bir sorun olarak ortaya konulur. Modern felsefenin önemli düşünürleri olan Hobbes, Locke ve Rousseau’nun toplum sözleşmesi kuramlarıyla devletin varlığını temellendirdikleri görülür. Aynı şekilde bir çağdaş felsefeci Rawls da orijinal durumdan hareketle toplum sözleşmesi düşüncesini hukukun ve devletin konsensüse dayalı temeli bağlamında dile getirmiştir.

Konsensüs teriminin Türkçe karşılığı uzlaşma ya da uzlaşımdır. Toplum sözleşmesinde uzlaşma sözleşmenin koyduğu ilkeler üzerinde tam bir oybirliği içinde ortak karara varma anlamına gelmektedir.



Hem doğa durumu varsayımı hem de toplum sözleşmesi tasarımıyla devletin niçin var olmak zorunda olduğu açıklanmış oldu. Liberal bir siyaset kuramı ussal temellere dayalı bir siyaset görüşü ortaya koymak açısından toplum sözleşmesinin zorunluluğunu kabul ederken devletin varlığını gereksiz gören anarşist bir siyaset görüşüne göreyse doğa durumu tek adil, özgür ve eşitlik içeren durumdur ve toplum sözleşmesi kuramı da bu yüzden devletin gerekliliğini açıklamakta yetersiz kalmaktadır.

Derleyen:
Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı