Temel Hak ve Özgürlükler Açısından Egemenlik Sorunu

Egemenlik; bir grup veya toplumun gücü kullanma yetkisi ve iradesiyle ilgili olup toplulukların ortak varlıklarını sürdürebilmesinin temel şartlarındandır. Tanım olarak egemenlik; bir grup, toplum veya ülkede nihai kararı veren gücü ifade etmektedir. Bireysel ilişkilerde, ailede ve okulda da egemenlikten söz edilebilir. Bütün egemenliklerin üzerinde de en üst egemenliğin devlete ait olduğu ileri sürülmektedir. Bununla birlikte devlet biçimleri arasındaki farklılıklar, egemen olup olmamalarıyla değil egemenliğin kaynağı, meşruiyeti ve kullanım şekilleriyle ilgilidir.



Egemenliğin kaynağı ve sınırları; insanın geniş topluluklar hâlinde yaşamasından bu yana kabile toplulukları, site devletleri, imparatorluklar, teokratik devletler veya cumhuriyetlerde temel bir problem hâline gelmiştir. MÖ 2000’lerde Gılgamış Destanı ve MÖ 7-8.yüzyıllarda Homeros’un İlyada ve Odesa’sında ve kutsal metinlerde yönetimlerin kaynağı ve meşruiyeti ile ilgili çeşitli pasajlar geçmektedir. Fârâbî’nin “Erdemli Şehir” eseri, Selçuklularda Nizâmülmülk’ün ve Osmanlılarda Şeyh Edebali’nin yazı ve tavsiyeleri esas olarak yönetimin meşruiyeti ile ilgili bulunmaktadır. Egemenliğin kaynağı soyluluk, zenginlik, kutsallık, savaşçılık, bilgelik ve adalet gibi çeşitli unsurlarda aranmıştır.

Orta Çağ’ın sonlarına doğru modern devletlerin oluşmaya başlamasıyla yurttaşların (milleti oluşturan zümre, grup ve insanlar) yönetime karşı, yönetimlerin yurttaşlara karşı yetki ve sorumluluklarının neler olacağı tartışılmıştır.

T. Hobbes, J. Locke ve J. J. Roussesau egemenliğin kaynağını bir tür “sözleşmeye” dayandırmaya çalışmıştır. ABD İnsan Hakları Bildirgesi ve Fransız İhtilali’ne de temel olan “Doğal Hukuk Öğretisi” ise doğuştan gelen haklara sahip olunduğunu varsaymakta ve yurttaşların temel hak ve özgürlüklerinin korunmasını devletin meşruiyetinin temeli olarak görmektedir. Otorite veya bir diğer anlatımla meşru iktidar; baskı, güç veya korkuya değil temel insan hak ve özgürlüklerin garanti altına alınmasına bağlıdır. Egemenliğin asıl sahibi ise halktır (yurttaş). TBMM’de “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” ibaresi yer almakta olup öncelikle yasa koyma ve denetim iradesinin ve yetkisinin millet adına mecliste olduğunu ifade etmektedir. Seçilmiş kişiler de bu yetkilerini anayasal sınırlar içinde kullanmakla sorumlu tutulmaktadır. Bu anlayış “temsilî demokrasiye” denk düşmektedir.

Günümüz demokrasilerinde de hak ve özgürlüklerin nasıl geliştirileceği, yoksulluğun nasıl giderileceği, paylaşım ve adalet sorunlarının nasıl çözüleceği, toplumsal rızanın nasıl sağlanacağı, bunun için serbest ekonomi ve seçimlerin yeterli olup olmadığı, kültürel olanla evrensel olanın çelişip çelişmediği gibi konularda çeşitli tartışmalar bulunmaktadır.

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı