Sosyal ve Ekonomik Adalet

Adalet kavramı B.Cullen’in belirttiği gibi felsefenin en cazip ama tanımlanması en zor kavramlarından birisidir. (Cullen, “Philosophical Theories of Justice”dan aktaran: Balı 2001, s. 37) Zira tarih boyunca çok çeşitli anlam ve görünümlere bürünmüştür. Bazen salt bir ide, bazen tanrısal bir erdem, bazen aklın bir emri olarak karşımıza çıkmıştır. Bazen de eşitlik, özgürlük, fayda gibi ahlaki, siyasi ya da ideolojik kavramlar ve değerlerle aynı anlamda kullanılmıştır. Ayrıca adaletin öznesini de belirlemek güçtür. Kimi zaman bu özne tek tek bireylerin tutum ve eylemleri iken, kimi zaman da kamusal kişi ve kurumların faaliyetleri olabilmektedir. Adil bir kişiden, adil bir eylemden söz edebildiğimiz gibi, adil ya da adil olmayan yasalardan, devletten ya da ekonomik bir sistemden de söz edebiliriz.



Her ne kadar adaleti tanımlamak çok zor olsa da elbette ki adaletin bir tanımı vardır. Türk Dil Kurumu sözlüğünde adalet “hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme ve türe, herkese kendine uygun düşeni verme”(TDK 1988, s.13) olarak tanımlanmaktadır.

Görüldüğü üzere adalet bir yandan çok farklı bağlamlarda ve farklı özneler için kullanılan, bir yandan da bütünlüğünde incelenmesi zor olan bir kavramdır. Çağdaş hukuk felsefesi düşünürlerinden Hans Kelsen’e göre de, tüm insanların üzerinde fikir edinebileceği bir adalet tanımı elde etmek olanaksızdır.

Ancak, adaletsizlik yaşamda varoldukça, adalet istekleri de varolmayı sürdüreceği ve filozoflardan kavram üzerinde durmaları bekleneceği için, adaletsizlik durumlarından yola çıkarak adaletin ne olduğunu belirlemeye çalışan görüşlerle de karşılaşmaktayız. Platon ve Aristoteles’in erdem görüşleri bunun bir örneği olduğu gibi, her gün karşılaşılan “adaletsizlik durumları”ndan yola çıkarak “adalet”in kavramlaştırılabileceğini, ne olduğunun söylenebileceğini ifade eden Kuçuradi’nin görüşü de buna bir örnektir. “Nedir adalet? Bu konuda Platon’dan öğrenebileceğimiz bir şey vardır: adaletin bir fikir olduğu (yani gerçek bir şey olmadığı, bir fikir olduğu). ... ‹nsanlar ... belirli bir tek durumda adalet istediklerini söylerken, bir talebi dile getiriyorlar; kendilerine ya da başkasına bir şeyin - ...- verilmesi gerektiğini, o anda sahip olmadıkları, ama ister olsun ister olmasın, kendilerine ait olduğunu düşündükleri bir şeyin verilmesini gerektiğini kastediyorlar; yoksun bırakıldıkları, kendilerinden ‘alınmış’ ve onlara geri verilmesi gereken bir şeyi kastediyorlar; kendilerine borçlu olunan, verilmesi gereken bir şeyi”. ... Adalet, kişilerin temel haklarının korunması talebi ve mevcut koşullarda gereklerinin, sürekli olarak, ülkeler ve dünya düzeyinde gerçekleştirilmesi talebidir. Böyle belirlendiğinde adalet bir üst ilke olarak karşımıza çıkıyor. Talep ettiği şey, sosyal ve siyasal ilişkilerin düzenlenmesini belirleyen ilkeleri, her tarihsel anda mevcut koşullara insan hakları bilgisinin ışığı altında bakarak türetmektir. (Kuçuradi 2001, s. 40-45). Burada her ne kadar adaletin bir talep olduğu, hak edilenin ya da hak edildiği düşünülenin verilmesi talebi düşüncesi olduğu saptamasında bulunulsa da adalet kavramı üzerindeki tartışmalar devam edecektir. Bunların hepsinde yukarıdaki belirleme geçerlidir: Hangi alanda olursa olsun adalet isteyenler, hak ettikleri, kendilerine verilmeyen şeyin verilmesini, iadesini istemektedir. Bu, hepsinde ortaktır. ‹ster ekonomide, ister siyasette, ister sporda olsun bu talebin değişmediğini görürüz. Buna rağmen, adalet üzerinde tartışmanın devam edeceğini, adaletin “ne olduğu”nu, adalet isteyenleri neyi istediklerini belirlemenin tartışmaları bitirmeye yetmediği görülecektir.



Bu başlığın amacı, bu tartışmayı sürdürmekten çok, toplumda ve ekonomik sistemlerde eşitlik değerini adalet kavramı ile yan yana koyan sosyal ve ekonomik adalet anlayışını anlamaya çalışmaktır. Peki, neden sosyal ve ekonomik adalet seçilmiştir? Balı’ya göre sosyal adalet, belirli veya birden fazla ilke üzerine temellendirilmiş verili bir adalet anlayışı veya adaletin bir alt türü olarak değil, bütünüyle soyut adalet idesinin belli zaman ve mekân şartları çerçevesinde somutlaşmış bir görünümü olarak anlaşılmalıdır (Balı 2001, s. 28). Ona göre sosyal adalet, genel olarak adalet kavramının anlaşılmasının en somut yoludur. Bu tanımı anlamak için ilk olarak adalet anlayışları, bir başka deyişle, siyaset felsefesi çerçevesinde ortaya çıkan diğer adalet türleri ele alınacaktır. Sosyal adalet kavramının nasıl ortaya çıktığı ve günümüzde nasıl anlaşıldığı ile ekonomik adaletin ne olduğuna değinildikten sonra da “Sosyal ve ekonomik adalet birlikte düşünülebilir mi?” başlığı altında bu iki adalet anlayışının ilişkisine değinilecek, çağdaş devlet ve onun hukuk sisteminin meşruiyet sebebi olarak sosyal ve ekonomik adalet incelenecektir. Genel olarak “adalet” kavramı daha çok teorik çalışmaların merkezinde yer alırken sosyal ve ekonomik adalet kavrayışı geçmişte ve günümüzde sosyal-siyasal-ekonomik sistemlerin, pratik sorunların merkezinde bulunmaktadır. ‹şte bu nedenle, sosyal ve ekonomik adalet üzerinde durulması öncelikli, gerekli, hatta zorunlu olmaktadır.



Konu Başlıkları:

- Adalet türleri nelerdir?
- Sosyal adalet nedir?
- Ekonomik adalet nedir?
- Sosyal adalet ve ekonomik adalet birlikte düşünülebilir mi?
- Sosyal ve ekonomik adaletin uygulanması: Çağdaş devlet anlayışı

Derleyen:
Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı