Özgürlükle İlgili Başlıca Fikir Akımları

Özgürlüğün, temelde özgür istenç ve belirlenimcilik tartışması ekseninde, bireylerin eylemlerinde özgür olmasını -engellenmemesini- ve eylemlerinin sorumluluğunu taşıması anlamında etik bir kavram olduğuna, bu nedenle de temelde bir etik sorunu olduğuna yukarıda değinmiştik. Ünitemizin bu kısmında, başta belirlediğimiz sınırlamanın izinden giderek, insanın toplumsal yaşamdaki özgürlükle - toplumsal özgürlükle- ilgili başlıca görüşleri tanımaya çalışacağız. Bu görüşlerin başlıcaları, özgürlükçülük (libertarianism), bireycilik (individualism), toplulukçuluk ya da cemaatçilik (communitarianism) ve liberalizm olarak sıralanabilir.



Özgürlükçülük, insanın özgürleşmesine engel olan her türlü belirlenimciliğe karşı çıkan, insanın özgürce eylemesine sınır koyan her türlü kural ve düzeneğe itiraz eden ve bilinçli insan eylemlerinin sonuçlarını nedensel açıklamalara indirgenemeyeceğini savunan öğreti veya klasik liberalizmin ilkelerini benimseyerek devlet denetimlerine karşı çıkan ideolojik bakış açısıdır denebilir (Güçlü vd. 2008, s. 1110). Özgürlükçülüğü savunanlar, kapitalizmin de yaygınlaştırmaya çalıştığı serbest piyasa ekonomisi, dolaşımda serbestlik gibi unsurları toplum yaşamı için vazgeçilmez olarak yorumlarken, ahlâkî-tutucu sınırlamalara da şiddetle karşı çı- karlar (a.y.). Özgürlükçülüğün 20. yüzyıldaki en bilinen temsilcileri olarak Robert Nozick’i (1938-2002) ve Friedrich August von Hayek’i (1899-1992) sayabiliriz. Her iki düşünürün de toplumsal özgürlükle ilgili üzerinde uzlaştıkları başlıca görüşler şöyle sıralanabilir: 1. Özgürlük, devlet ya da kişi denetiminin yokluğu demektir. 2. Devletin temel görevi, toplum refahını ve mülkiyet ya da sermaye dağılımını düzenlemek değil, yalnızca toplum düzenini korumak ve kendiliğinden oluşmayan kamu hizmetlerini sağlamaktır. Devlet bu sınırın ötesine geçtiğinde kaçınılmaz olarak totaliterleşecek ve bireysel özgürlükler kısıtlanacaktır, bu da kaçınılması gereken bir durumdur.

Özgürlükçülük, bir yandan insan üzerindeki her türlü sınırlayıcılığa karşı çıkarken, toplum yaşamında devletin bireye müdahalelerinin de meşru olmayacağını savunur. 20. yüzyılda özgürlükçülüğün en bilinen savunucuları Nozick ve Hayek’tir.



Bireycilik
de, özgürlükçülükle benzer biçimde, bireyi tüm toplumsal yaşamın temeline koyan, dahası, bireyi “kendinde varlık”, “kendi başına amaç”, “en yüksek değer” gibi nitelemeler çerçevesinde tanımlayan ve yorumlayan bir öğretidir (a.y., s. 243). Bireyciliğin en bilinen biçimlerinden birini, yani yöntembilgisel yahut açıklayıcı bireyciliği, Karl Popper, John Stuart Mill, Max Weber, F. A. von Hayek gibi düşünürlerde görebiliriz. Bu anlayışa göre, yalnızca bireyin gerçekliği sözkonusudur ve bireyin içinde yer aldığı öne sürülen toplumsal gerçeklik, bütünlük, toplumsal yapı gibi varlık alanları, yalnızca anlığın (zihnin) bir inşasıdır. Başka bir deyişle, birey dışında bir toplumsal gerçeklikten söz etmek anlamsızdır. Bunun tam karşıtı olan bütüncülük (holism) ise bütünün parçalarından daha fazlası olduğu ontolojik varsayımından yola çıkan ve toplumsal yapı ya da bütünün bireyden daha fazla belirleyici olduğunu savunan, Karl Marx, August Comte, Emile Durkheim gibi düşünürler tarafından temellendirilmeye çalışılan öğretidir (a.y., s. 270).

Bireycilik, bireyi asıl gerçek varlık olarak gören ve toplumsal gerçeklik, bütünlük gibi kavramların birey olmadıkça hiçbir anlam ifade etmeyeceğini savunan bir öğretidir. Oysa bütüncülük, bütünü parçalardan daha fazlası olarak, başka bir deyişle, toplumu bireyden daha fazlasını ifade eden ve belirleyiciliği daha fazla olan bir bütün olarak yorumlar.



Bireycilik ve özgürlükçülüğün birbirine benzeyen yanları olduğu gibi, bireyciliğe karşı çıkan bütüncülük ile liberalizme karşı sert eleştiriler getirmiş olan toplulukçuluk ya da cemaatçilik arasında da benzerlikler bulunur. Toplulukçuluk, bireysel özgürlükler uğruna, toplumsal bütünlüğün, toplumu toplum yapan değer dizilerinin yok sayılamayacağını, hatta aksine toplumsal özelliklerimizin bireysel tercihlerimizi belirlediğini, kısacası bireyin toplumsal bakımdan bir belirlenimciliğe bağlı olduğunu savunan bir öğretidir. Bu öğretiye göre, söz gelimi, evrensel ilkeler olarak görülen özgürlük ve eşitliğe bile, toplumsal özelliklerimizden, eğilimlerimizden, kısacası kim olduğumuzdan bağımsız olarak açıklama getiremeyiz; çünkü toplulukçuluğun önde gelen savunucularından Alasdair Mac Intyre’ın da (1929-) belirttiği gibi, “...İnsan toplumuna bize verili bir veya birkaç karakterle, yani bize verilen rollerle katılırız...Birinin oğlu veya kızıyım, bir başkasının yeğeni veya amcası; bu veya şu kentin yurttaşıyım,.... Buna göre benim için iyi olan, bu rolleri taşıyan için de iyi olmak zorundadır. Böyle biri olarak, ailemin, kentimin, kabilemin veya ulusumun geçmişinden çeşitli borçluluklar, meşru beklentiler ve yükümlülükler devralırım” (Mac Intyre 1984, s. 216 vd.’dan çevirerek aktaran: Yazıcı 2008, s. 176).

Özgürlükçülük ve bireycilik, bireyin esas olduğunu ileri sürerken, bütüncülük ve toplulukçuluk, bireyin ancak kendisini oluşturan toplum bütünü içinde anlam kazanacağını, dolayısıyla da bireyi temel ve tek gerçek varlık olarak görmenin hatalı olacağını savunmuşlardır.

Son olarak, liberalizmi, özgürlüğü ve yasalar önünde eşitliği bir arada, siyasal bir toplumun olmazsa olmazı olarak savunan, temelde ekonomik ve siyasi bir öğreti olarak betimleyebiliriz. Liberalizmin öne çıkardığı başlıca değerler, hoşgörü, din ve vicdan özgürlüğü, yansızlık, özel alana saygı ve devletin sınırlılığıdır. Bu öğreti, bireyi tüm toplumsal yaşamın ve siyasi çözümlemenin nihai amacı olarak görmesi bakımından bireycilikle uzlaşsa da toplumun bütününe yaygın bir özgürlük anlayışını savunan liberaller de vardır. Liberalizme göre, devlet birey için vardır ve zaten insan tarafından kurulmuş bir varlıktır (Yazıcı 2008, s. 174-175). Aydınlanma ve Endüstri devriminden bu yana savunulan ekonomik liberalizm, devletin ekonomiye müdahalesinin en alt sınıra çekilmesini savunur ve devletin hiç müdahalesinin olmamasını ideal bir durum olarak görür (Güçlü vd. 2008, s. 891). Siyasal liberalizme göreyse devlet toplumsal ve kültürel yaşamı düzenlemede hiçbir belirleyici rol üstlenmemelidir, hatta siyasal kuruluşların meşruluğu, siyasal ve toplumsal çıkarlardan bağımsız olarak kişisel çıkarların sağlanmasına ve korunmasına katkı ölçütü üzerinden değerlendirilir (a.y.).



Bireyciliği savunan başlıca düşünürler Mill, Popper, Weber ve Hayek; bütüncülüğü savunan başlıca düşünürler Marx, Comte, Durkheim; toplulukçuluğun başlıca savunucuları ise Alasdair MacIntyre ve Michael Sandel gibi düşünürlerdir.

Ekonomik liberalizmin temel sloganı “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler”, siyasal liberalizmin temel sloganı da “En iyi hükümet, en az hükümet edendir” olarak bilinir.

Ne var ki liberalizme bazı eleştiriler de yöneltilmiştir. Bu eleştirileri şöyle sıralayabiliriz: 1. Liberalizm, bireyciliği ön plana çıkarırken toplumsal etkeni arka plana iterek sanki toplumdan ayrı birey ya da toplum değerlerinden ayrı soyut kurallar varmış gibi bir tutum takınmıştır. Bu tutum da gerçekle bağdaşmaz (a.y., s. 892). Bu eleştiriler, felsefece eleştirilerdir. 2. Liberalizm, refahın ve iktidarın yalnızca birkaç kişinin elinde toplanması eleştirisine karşı savunusu olmayan, insanın siyasal ve toplumsal doğasına ilişkin çözümlemelere yer vermeyen bir tür “özgür pazar ideolojisi”nden başka bir şey değildir (a.y., s. 891-892). Bu eleştiriler, sol ideolojik tabandan gelmiştir. 3. Liberalizm, yerleşik kurum ve geleneklere karşı duyarsız kalmış ve bireysel özgürlüğün arttırılması için toplumsal yapıya ve sınırlandırmalara duyulan gereksinimi göz ardı etmiştir (a.y., s. 892). Bu eleştiriler de sağ ideolojik tabandan gelmiştir.

Liberalizm, hoşgörü, din ve vicdan özgürlüğü, özel alana saygı ve devletin sınırlılığı gibi değerleri ön plana çıkarmıştır. Liberallere göre, devlet birey için vardır, birey devlet için değil.



Liberalizm de diğer pek çok düşünce ve öğreti gibi eleştirilmiştir. Bu eleştiriler ideolojik temelli olduğu gibi, felsefi temelli de olmuştur.


Görüldüğü gibi, liberalizm, bireye tanınan özgürlük alanının genişletilmesi düşüncesini ön plana çıkarırken toplumsal gerçekliği ve özgürlükteki sınırlılıkları göz ardı etmiş, refahın ve toplumsal, siyasal hakların eşit dağılımını gözetmekle ilgilenmemiştir. Oysa eşitlik de demokratik bir toplum düzeninin sürdürülebilirliği için özgürlük kadar gözetilmesi gereken bir ilkedir.

Derleyen:
Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı